maltepe escort kurtköy escort

Buradasınız
Anasayfa > KÖŞE YAZARLARI > TEZGÂHIN GÜZEL / YAŞAR EYİCE

TEZGÂHIN GÜZEL / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Hasret kaldığımız ‘birlik ve beraberlik’ mesajı Buca’dan geldi.

Buca Basın Birliği, ‘öğrenci tezgâhını’ görüntüleyip gönderdi.

Mecazi manada değil bu tezgâh!

Gerçek!

Emek ve alın terini gösteriyor.

Özellikle İzmirli öğrenciler, gurbette harçlıklarını böyle çıkarıyorlar.

Ankara’nın köylerinde, üniversite öğrencilerinin emekleriyle üretilen organik ürünler ‘tarladan pazar tezgâhlarına’ gidiyor…

Sacide Kocael konu ile ilgili görüşünü şöyle paylaşıyor:

‘Bence bir nevi staj!

Okuduğunun pratiğini hayata geçirince, öğrendiğiniz bilgi kalıcı oluyor. Çok güzel!

Şimdiden mesleğini eline almış bu genç kızımız asla aç kalmaz!

Taşı sıkar suyunu çıkartır!

Tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum.

Eleştirmek için eleştirenler olabilir.

Eskiden herkes hem okula gider, hem bağ bahçe, ev işlerinde annelerine, babalarına yardım ederlerdi.’

Sadık Çayırlı’nın yorumu, ya da görüşü veya eleştirisi ise şöyle:

‘Sacide Kocael kardeşim; bunlar domates-  biber – patlıcan satmak için mi okudular?

Biraz realist olun?’

Çiğdem Özer ise Sacide Hanım’dan yana çıkıyor;

‘Niye çok kötü?

Pazarcilik yapmak, sokaklarda boş gezenin boş kalfalığını yapsa daha mı iyi sizce?…’

Bir de Ali Serbest’e kulak verelim:

‘Çaldıkları sorularla KPSS sınavından yüksek puan alıp, bilgisizler Devlete yerleşirken, bilgili çocuklar, benim oğlum dahi dışarda İŞSİZ kaldılar!

Bizimki inşaatta, bu kardeşimiz de pazarda!

Helalinden ekmeğini kazanıyorsa helal olsun.’

Ben de kutluyorum…

Ama asıl konuya değinmek istiyorum;

Nedense bu konuda bile ikiye ayrılıyoruz…

Ben bizi bu hale getirenlere, ikiye bölenlere ‘lanet olsun’ diyorum…

*- TÜRKİYE GÜZELİ MİRASI

1936 Türkiye Güzeli ve Doktor Mahmure Birsen Sakaoğlu’nun, kendisini iki kez yangından kurtaran Fatih İtfaiye Teşkilatı’nda görevli 272 itfaiyeciye bıraktığı 25 milyon liralık miras davasının gerekçeli kararı açıklandı.

Kararda, ‘Sakaoğlu mirasını Fatih İtfaiye Teşkilatı’na bırakmıştır. Tespit edilen itfaiye çalışanlarının açtığı davanın kabulü ile vasiyetin yerine getirilmesine karar verilmiştir’ denildi.

Bir zamanlar manşet olan haberi anımsatayım:

Fatih’te 1909 yılında dünyaya gelen 1936 Türkiye Güzeli Mahmure Birsen Sakaoğlu, 4 ve 90 yaşında iki kez yangında mahsur kaldı.

Fatih İtfaiye Teşkilatı, hem çocukken hem de yaşlılığında Sakaoğlu’nu alevlerin arasından kurtardı.

1999 yılında kendisi gibi doktor olan Mustafa Sakaoğlu’nu kaybeden Mahmure Birsen Sakaoğlu, 3 Mayıs 2000 günü akıl sağlığı yerinde olduğuna ilişkin rapor aldığı gün doktorlar eşliğinde el yazısıyla vasiyetnamesini yazdı.

Sakaoğlu, Fatih İtfaiyesi’nde çalışan müdüründen kapıcısına kadar tüm personele bankadaki parasının faizinin 3 ayda bir eşit şekilde dağıtılmasını vasiyet etti. Fatih İtfaiyesi’ne bağlı çalışanlar 16 yıl önce İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, Mahmure Birsen Sakaoğlu’nun vasiyetinin yerine getirilmesi için ‘vasiyetnamenin tenfizi’ davası açtı.

*- AÇ GÖZLÜLÜK

Gazeteci Enver Kaya ‘Mutlaka okuyun’ başlığıyla çoğumuzun bildiği hikayeyi göndermiş…

Önce ‘Ne var bunda?’ dedim, sonra memleketin ve insanlarımızın halini düşününce, ‘Belki bazıları ders alır’ diye anlatmaya, daha doğrusu paylaşmaya karar verdim.

Zamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı arasında bir yılan görür elindeki baltayı kaldırıp yılanın başına vurmak üzereyken yılanla bir anda göz göze gelmiş!

Yılana acıyıp öldürmekten vazgeçmiş…

Ve yılan da duygulanmış, dile gelmiş; ‘Ey insan oğlu; sen bana kıymadın bende sana bir iyilik edeceğim’ demiş…

Ve deliğine girmiş, kaybolmuş.

Biraz sonra, ağzında bir altınla dönmüş ve yere bırakmış…

‘Bundan böyle bir ömür boyu sana her gün bir altın vereceğim’ demiş…

Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş.

Hiç kimseye olan biteni anlatmamış…

Ailesi dahil herkes, sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiği zannetmiş!

Yılar boyu her gün o deliğin başına gitmiş yılan ile buluşmuş ve altını almış.

Gel zaman git zaman oduncu hastalanmış.

Deliğin başına gidemez olmuş.

Geçim sıkıntısı çekmeye başlamış.

Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış.

‘Git o deliliğin başına ve oğlum olduğunu söyle, yılan sana altın verecek’ demiş.

Oğlu ‘inanmamış’ ama gitmiş.

Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış.

Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince, deliye girip bir altın getirmiş.

Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış.

‘Kim bilir daha ne kadar altın var burda?’ demiş.

Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış.

Iskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış.

Yılan da can havliyle dönüp, oğlanı sokmuş ve öldürmüş.

Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş.

Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış.

Deliğin başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor.

Yılan o arada görünmüş ki, koyruğu yok!

Ve kanlar içinde…

Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş.

Canının parçası oğlu yerde yatıyor.

Yıllardır veli nimeti olan yılan yaralı,,,

‘Hatalı olan oğlum!’ olmalı demiş ve yılandan özür dilemiş.

‘Tekrar dost olalım!’ demiş.

Yılan ise acı acı gülümsemiş, ‘Çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken, biz artık dost olamayız.’

Sanıyorum, bu hikayeden hemen herkes kendine göre bir ders çıkarmıştır.

Herkese iyi hafta sonu diliyorum…

Bir cevap yazın

Top

casual encounters dubai my escort berlin seks hikayeleri sex hikayeleri sex izle doeda link