İKİ KÖYDEN BİRİ YAŞAR EYİCE

*-  Bizi bir yana bırakın Bilim Kurulu sonrasında konuşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ‘Bugün, virüs saldırısı karşısında baştakinden daha zor bir dönemdeyiz’ diyor. Bu arada koskocaman profesörler birbirleriyle fena atışıyor: Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu salgının başlarında ‘Sağlıklı kişi maske takmasın’ dediği için Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’ı eleştiriyor. Şöyle hafızamızı yoklasak daha neler neler hatırlayacağız? Bu arada Canan Karatay’ın adını kullanarak facede tuhaf paylaşım yapanlar var. Bunların canı sıkkın herhalde, seni beni kandırmaya uğraşıyorlar. Osman Hilmi Damar’ın özetini yaptığı gibi: ‘İki köy arasında kaldık; Dışarı çıksan Tahtalı Köy, evde kalsan Bakırköy!’ *- Örnek alsınlar İzmir’in yeni valisi Yavuz Selim Köşger kente yeni bir soluk ve hava getirdi. Hemen her gün kamuyu aydınlatıyor. Tabii ki bunun için de en önemli yol olan basım mensuplarıyla iyinin üzerinde bir diyalog kuruyor. Örneğin bugün; yani 17 Eylül 2020 Perşembe

KORONALI LİGE KAOTİK DÖNÜŞ / ÜNAL TÜMİN

Hatırlayacaksınız! Geçen “süper lig sezonun” röntgenini Dr. Şaban Acarbay’ la çekmiş “Allah beterinden saklasın .” demiştik. Bu temennimiz  gerçekleşti mi? Maalesef ! Bir hafta önce lige “KORONALI DÖNÜŞ” Yaptık… Geçen sezon Galatasaray’ın teknik patronu Fatih Terim, bu sezonda Beşiktaşlı mevkidaşı Sergen Yalçın, Korona salgınının  “S.O.S” ini verdi… Tabii ki buna futbolcu, teknik adam, spor adamları ve hakemler de eklenince bana da sevgili doktorum Acarbay’ı arayıp 2020-21 liglerinin adını ne koyalım? diye sormak ve de teşhisini koymak kaldı. İşte Doktorumuzun teşhisi : Koronalı lige devam… Hoş!  Buna “ U dönüşü” de diyebilirdim; amma, doktorumuz ünlü spor hekimi ve de TÜFAD’ ın İzmir Şb. Başkanı DR. Şaban ŞABAN ACARBAY olunca reçetenin tatbiki ve de takibinden başka ekleyecek sözüm de kalmadı… Üstelik Sporcu- Antrenör Derneği TÜFAD’ gibi, futbolunİzmir’deki “İKİZ KULELERİNDEN” TÜRFAD ‘ın Başkanı kadim dost BAHRİ VRESKALA işin içindeolunca bana düşen de bu iki yetkili dostumla görüşmemin sonucunu da rahat özetleyerek sizlerle paylaşmak

Cesur Yürek Eray! YAŞAR EYİCE

Bornovalı Emekli Başkomiser Eray Karacalar, emekli olduktan sonra şöyle demişti: ‘Polis yalancıdır!’ İlk kez bir polis memurunun ağzından böyle bir cümle duymuştum… Hayret ettim! Emniyet teşkilatının önemli noktalarında görev yapan bir polis memuru böyle bir laf edebilir miyi? Şüphe ve heyecanla okudum yazısını… Söylediği şuydu: ‘Birey trafik kazasında can vermiştir. Telefonu çalar… Trafik Polisi açar, karşısında bir kadın vardır. Kocasını soruyordur… Ya da bir çocuk babasını, annesini soruyordur? Ne diyecektir? Nasıl ‘Eşin kazada öldü?’ desin! Ya da, ‘Yetim kaldın!’ diyebilsin! Yalan söyler; ‘Ağır yaralı şu hastaneye kaldırıldı!’ diye…” Bu ‘Polis Yalancı!’ iddiasının örneklerinden biridir… Emekli Başkomiser Eray Karacalar’ın verdiği bir ikinci örnek de şöyle: ‘Polis uzun çalışmadan, takipten sonra zanlıyı yakalar… İfadesi alınır! Sağlık raporuna kadar yasaya göre yapılması gereken işlemler uygulanır. İpuçları, belgeler, tanıklar… Yani artık bu kişinin uçarı kaçarı yoktur… Ama yine de yakınları merakla sorar; ‘Evladıma ne olacak?’ Ya da ‘Babamı nereye götürüyorsunuz?’ ‘Ne

Her söylenene, yazılana inanmayın! YAŞAR EYİCE

Nedense son zamanlarda ‘kopyala – yapıştır’ dönemi başladı. Yani herkes kolaycılığa gidiyor. Sıradan biri de, çok ünlü de bu yolu sevdi… Uğraş yok, düşünce yok, terlemek yok... Emek ve disiplin de yok! Biri bir yerlerden bir şey buluyor, ben diyeyin 10, siz deyin en azından 100 kişi bunu paylaşıyor… Bunların bırakın hafta yada ay, senede bir gün bile üç beş satırı karaladıkları, yani bir araya getirdikleri yok… Getiremezler, çünkü ‘düşünme’ ve ‘yazma’ uslarını, özelliklerini kaybetmişler. Bunlar beylik laf ile üç beş koyunu bile bir araya getiremez, ağıla kadar götüremezler… Birini, ikisini kaybederler… Yaşamdan, gerçeklerden bu kadar uzaktalar… ‘Günaydın’ demeyi bile bilmeyenden ne beklenir? Önce iki usta gazeteci Murat Eştürkile Enver Kaya belirlemiş ve uyarmışlar. İnternette bir süredir şu imzalı yazı dolaşıyor. Önce yazılanları vereceğim sonra da, önceki zamanlarda olduğu gibi ‘uyarı’mı tekrarlayacağım… Gerçekte yazıyı

Pencereden baktım tankı gördüm YAŞAR EYİCE

Zaman çabuk geçiyor! 12 Eylül askeri darbesi üzerinden 40 yıl geçti. Herkes kendine göre bir şey söylüyor. Her zaman olduğu gibi bilen de konuşuyor, bilmeyen de… Özellikle böyle durumlarda ‘şehir efsaneleri’ etkili oluyor. Nedense inanmaya meyilliyiz… Hemen inanır, hatta üstüne bir şeyler de ilave ederiz. Genel işleyiş şöyledir: Menfaat sağlayanlar ve menfaati elinden alınanlar… Bunlar çatışır, biz de seyirci oluruz, taraf oluruz… Geçenlerde 6-7 Eylül olaylarını konuştular… İki gazete kupürü dikkatimi çekmişti… Biri ‘Olayları çıkaran 40 komünist yakalandı!’ başlığını vermişti… Bir diğerindeki manşet ise şöyle idi: ‘Mümayiş gececi tahrikât yapan otuzdan fazla komünist yakandı’ Suçlu görülenlere 10-15 yıl arası hapis cezası verilecekmiş! Bir başka gazeteyi bir ‘G. Lalesi’ denilen kişi tutuyor ve gösteriyordu: Neredeyse yarım sayfa tutan manşet korkutucu ve ürkütücü idi: ‘Atamızın evi bomba ile hasara uğradı!’ Hatırladığım kadarıyla bu paçavrayı elinde tutan kişinin kızı 1970 yıllarda uyuşturucudan

Bir haftada iki teşekkür YAŞAR EYİCE

*- Teşekküre, teşekkür! Gazeteden Şair- Yazar Hüseyin Çatal, ‘Size teşekkür için arıyorlar, telefon numaranızı verdim!’ dedi. Tabii ki bu ‘teşekkür’ yalnız benim için değil, tüm arkadaşlarımız içindi.. Arayan; Gediz Elektrik Dağıtım Şirketi’nden Elvan Topel idi… Sanıyorum son görüşmemiz 6 yıl kadar önce olmuştu. Alsancak’ta bazı yollar ile konutların elektrik sorunları vardı, muhtarlarla görüşmüş ve sorunu dile getirmiştin. Elvan Topel aramış ve bilgilendirmişti. Yani ‘Fransız kalmamıştı’ birçok kurumun yöneticileri ve basın ya da halkla ilişkiler görevlileri gibi… Sokak aydınlatmalarında bazı elektrik direklerinin kayıt numaralarının silindiğini belirtmiş ve bunların ele alınmaları gerektiğini yazmıştım. Uyarımız Gediz Elektrik tarafından kayda alınmış ve konuyu gündeme getirdiğimiz için şirket yönetimi adına Elvan Topel Hanım aramıştı. Şikâyetleri dillendiriyorsunuz, ‘teşekkür’ alıyorsunuz… Dünyaca ünlü büyük firmaların ceoları, yani en üst yöneticileri yeni dünya düzeninde karar veren ile sorunlarıyla başkasıyla tartışanlar

9 eylül kutlu olsun YAŞAR EYİCE

*- Bizim bayramımız! Bugün 9 Eylül… İzmir’in ve Türkiye’nin kurtuluş yıldönümü… Güzel sözler yazmak istiyordum… İstanbul Beşiktaş’taki evimizin kapısına da şanlı bayrağımızı açtım. Komşular merak etmiş sordular; ‘Kurtuluş yıldönümü!’ dedim. Bayrakla ilgili elimdeki notları da paylaşacaktım… Ama internette şu paylaşımı okuyunca ara verdim… Hem de bizim Bornova’da… Ne oldu bize? Aslında biz Bornovalılar aynıyız da, aramıza sonradan katılanlar biraz şüpheli… Bunları ayıklamamız lazım ama nasıl? Konuyu daha önce de ele almıştım… ‘Nadide’nin ‘Nadide’ sözcükleri ile iletmiş, paylaşmıştım… Bir de avukat müsveddelerinden söz etmiştim… Halbuki yasa açık ve net… Nasıl savcılar Türkiye Cumhuriyeti adına görev yapıyor, gerekirse ‘Sanık’ yani ‘Suçlu’ olanların haklarını da korumakla yükümlüseler, avukatlar da ‘doğrudan’ yana olmalılar… Bunu ben değil yasalar söylüyor… Eğer hukuk fakültesini bitirmişseniz bunu biliyorsunuz, demektir. Dolambaçlı yollarla, para için olaylar saptırılamaz, değiştirilemez… Neyse bu konuyu geçiyorum ve beynimiz zonklamasına, tansiyonumu yükselten yazıya geleyim: *- Nasıl ‘ah!’

Nasılsa aldatılmaya alıştık YAŞAR EYİCE

*-  İçi ve dışı aynı değil! Günah, ayıp, yazık! Günlük yaşamımızda çok kullandığımız, ya da kullanılan sözcüklerden bazıları bunlar. Aslında dilimize pelesenk olmuş gibi… Ama derinlerine inersek, artık inandırıcı olmaktan çok uzak olduğunu görüyoruz. Bakın küçük bir örnek vereyim: Dün bir zincir marketten alışveriş yaptım. Örneğin kilosu 6.95 TL’den domates satın aldım. Hatta Türkçesi Ayzede olan bir Türkmen kızı ‘Siz İzmirliler domatese ‘domat’ diyorsunuz!’ değil mi?’ diye sordu… Cevap vermedim: Ardından ‘İzmir’in nesi meşhur?’ diye sordu… Yine cevap vermedim, çünkü laflamak bir yana, koronavirüs nedeniyle hemen eve dönmek istiyordum. Ve inanın ilk kez ihtiyaç olduğu için evden en yakın markete gitmiştim. Alışverişimi o ana kadar iki marketten kapıda teslim öncelik Migros ile Şok’tan yapıyordum. Ama torun isteyince mecburiyet oluyor. Bu arada Türkmen kızının İzmir denilince aklına ‘Saat Kulesi’ ile ‘Kordonboyu’ geldiğini de öğrenmiş oldum… Demek ki, dış

9 Eylül Türkiye’nin bayramı YAŞAR EYİCE

İzmir’de son zamanlarda kırgınlıklar arıttı. İki gün sonra 9 Eylül İzmir’in ve Türkiye’nin bayramı olduğuna göre, bazıları büyüklük yapmalı, makamlarının hakkını vermelidir. Diyeceksiniz ne oldu? Özellikle CHP kanadında ve kendilerini ‘eski’ ya da ‘kıdemli’ olarak adlandıranlara bakmak, onlara söz hakkı vermek ve dinlemek gerekir, diye düşünüyorum. Bunların ‘z’ kuşağı ile bir alışverişleri yok… Bunların derdi CHP’li yönetimler… Yalnız Büyükşehir’de değil, memnuniyetsizlikler ilçelere de kaymış durumda… Müdürlerin ya da yetkili diye kendini tanıtanların davranışları da kulislerde konuşuluyor. Benim kulağıma kadar geldiğine göre, gerisini siz düşünün… Az önce ‘9 Eylül yalnız İzmir’in değil Türkiye’nin Bayramı ve kurtuluşu dedim… Bir örnek vereyim: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin tüm giriş çıkış noktalarına ve de belirli yerlere büyük afişler astırdı… ‘İzmir’in Kurtuluş Bayramı 9 Eylül’ü biz de kutluyoruz’ diye… Bu ilk oluyor… Ve pankartlar öyle güzel, titiz

İzmir ve İstanbul’dan birer örnek YAŞAR EYİCE

Gediz Elektrik’ten 19 Ağustos’ta şu mesaj geldi: ‘Değerli Tüketicimiz; başvurunuz alınmıştır. Başvurunuzu şu numara ile takip edebilirsiniz.’ Saatine baktım; 10.24… Üç dakika sonra, diğer başvurum için de benzer mesaj geçtiler. Sadece takip numaraları farklı idi… Anladığım kadarıyla araya birçok başka başvuru girmişti… Bir gün sonra Perşembe günü gelen mesaj ise şöyle idi; ‘Değerli Tüketicimiz; Başvurunuz sonuçlandırılmıştır. Süreç değerlendirilmesi için linke tıklayınız…’ ‘Yıldırım hızı!’ derler ya, öyle oldu… Bu arada telefonla da bilgi verdiler… Birinci başvurum; sokak aydınlatma lambası içindi… Hatta gelen ekiplere; Bir de diğer başvurumdan söz ettim, ‘Bizim işimiz değil!’ dediler… Yani görevleri ya da görevlendirilmeleri başkaydı… Aslında bu yanık ampul beni hiç ilgilendirmiyordu… Ne sokağa çıkıyor, ne de oradan geçiyordum… ‘Vatandaşlık görevimi yaptığımı düşünüyordum!’ O kadar! Bu kadarla da kalınmadı… Bu kez Bakanlıktan da aradılar, memnuniyet testi yapıyorlardı… Her zaman savunduğum bir nokta var, ‘mutlaka ve mutlaka başvurularımızı kayıt