GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM / BUKET IŞIKDOĞAN KÖSE

Sinoplu Diyojen, MÖ. 412- 323 yılları arasında yaşamış Kinik felsefenin öncüsü ünlü Yunan filozofudur. Diyojen medeniyet içerisinde medeniyetten uzak bir şekilde yaşamıştır. Kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. İnsanın kendi kendine yeterli olabilmesi gerektiğini savunmuştur. Ama binlerce yıl geçmesine rağmen günümüzde de unutulmaması yaşayış şeklinden dolayı değil büyük İskender’e söylediği ‘’gölge etme başka ihsan istemem’’ sözünün içinde sakladığı derin manadandır. İki farklı anlatım vardır söze dair. Şöyle ki; Antik Yunan Filozofu olan Diyojen, Makedonya kralı Büyük İskender şehre girdiğinde sağa sola koşuşturan, ayağa kalkan halka inat hiç yerinden kıpırdamaz. ‘’ Sen ne yapıyorsun gelenin kim olduğunu bilmiyor musun?’’ diye bir de tartaklanır. Durumu gören İskender ‘’ Görmüyor musun? İskender geliyor diye insanlar yerlere yatıp kalkıyor, sen yoksa İskender’i tanımıyor

“Ben Kemal, geliyorum” / Okan Yüksel

60’lı yılların ortası... Namık Kemal Lisesi öğrencilerindenim... Edebiyat dersinin öğretmenini bekliyoruz. Elinde kitaplar dolusu bir çantayla ufak tefek gözleri sevgi fışkıran yaşlıya yakın biri girdi... “Merhaba arkadaşlar ben İsmet Kültür" dedi... Köy enstitülerinden aldığı eğitimle bizlere çocuk gibi değil ergin birer öğrenci ve hatta arkadaş gözüyle bakması mutluluk kaynağımız olmuştu... Merhabalaşmadan sonra sınava çeker gibi değil, edebiyata yaklaşımımızı ve bakış açımızı sorgular gibi değil öğrenmek ister gibi “içinizde edebiyatımızın üç Kemal’ini adıyla bana söylemek isteyen var mı” diye sordu... Çocukluğum ilk gençlik günlerim kitaplar arasında yoğrulmuştu ve bana göre çok kolay yanıtlanması gereken bir soruydu... Zaten benden başka parmak kaldıran da olmadığı için üç Kemal’i sıralamaya başladım; “Namık Kemal, Yahya Kemal, Behçet Kemal.” “Yanıtınız doğru. Teşekkür ederim” dedikten sonra biraz duraksadı “ben edebiyat anlamında başka isimler düşünmüştüm” dedi... Bir hafta sonraki edebiyat dersine kadar evimizdeki bütün

Atatürk’ün vasiyetini Erdoğan gerçekleştirdi / ŞEBNEM BURSALI

Millet İttifakı henüz adayını belirleyemedi ama Türkiye seçim sürecine çoktan girdi bile. Son düzlükte ittifakların netleşmesi ve mart ayında da milletvekili adaylıklarının kesinleşmesiyle birlikte 100 gün boyunca seçimi konuşup yazacağız. Aday listelerinin nasıl olacağı çoktan tartışılmaya başlandı. AK Parti'de 3 dönem kuralının uygulanıp uygulanmayacağı (halihazırdaki vekiller arasında 64 kişi bu kapsama giriyor), ittifak partilerinin ortak liste yapıp yapmayacağı gibi konuların öne çıktığını söylemeliyim. Ama bu arada yaklaşan bir tarih, siyasette kadın temsilinin önemini de bir kez daha hatırlattı. Atatürk'ün 5 Aralık 1934'te kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdiği gün milat kabul edilerek kutlama yapılsa da, TBMM'ye ilk kadın milletvekillerinin seçildiği 8 Şubat 1935 de bana göre kutlanmayı hak eden bir tarih. 88 yıllık süreçte 1935'ten bugüne 23 dönemde TBMM'de kadın temsilinin nasıl olduğuna bakıldığında, Atatürk'ün bu

*- DOKTOR GİBİ BENİM DE MORALİM BOZULDU  / YAŞAR EYİCE

Doğum uzmanı Dr. Serhat Sakız, ‘..Dün gece uyuyamadım!’ diyerek lafa girince merak ettim, ‘Nedenini’ öğrenince benim de keyfim kaçtı. Kafama taktım… Şunları anlattı; ‘Aldığım ışıklı ayakkabıları sokakta giymekle yetinmeyip, yatakta giymek isteyen torunumla geçirdiğim akşam sonrası, bu fotoğraf ve videosu çok etkiledi beni... Gelecek hayalleri olan bir çocuğun, aklına bile getirmediği ölüme, en güvendiği kişinin elini tutarak gitmesi... Onun elleriyle ölmesi!..’ İnsan olduğunu söyleyen her annenin, her babanın, her ninenin, her dedenin uykusunu kaçırır... Tabii ki, Dr. Serhat Sakız gibi benim de, birçok okurumun da… Ne oldu bize? Her olumsuz olaydan sonra bu soruyu ama kendime ama herkese sormamın bir faydası oluyor mu? Acaba bizler gibi, seçim için, koltuk için her türlü yalanı söylemek mubah mı oluyor? İnsanda biraz da olsa vicdan olmalı… Kırıntısına bile razıyım… Usta Gazeteci Ünal Tümin de bugün çok

HERŞEY YALAN BU SAHİ   ÜNAL TÜMİN

Gerçekten mi? Nedense toplumumuzda bireyler her söylenenin ardından bu test niteliğindeki soruyu sormaktan kendini alamıyor: Gerçekten mi? Hoş! Diyeceksiniz ki, an itibariyle “yalanlarla, doğruların” amansız savaştığı günlerden geçiyoruz! Peki neden bu duruma düştük? Neden dost bildiklerimizin doğrularına bile şüpheyle yaklaşır olduk? Bir zamanlar, “İdeallerle gerçekler” üzerinde durup, edebi cümleler kurup, ideallerimizin peşinde koşardık… Evet, neden bu durumlara düştük, neden şüpheci olduk? Neden! Ve de neden şimdinin gücünü, ülkemizin mutlu geleceği için güçsüzleri ayıklayıp, güçlüleri arar olduk? Neden!. Yalanlardan kaçmak, “şimdinin gücünü” arkamıza almak, “daha güçlü bir Türkiye olmak için” değil mi? * * * Eskiden yalan üzerine çeşitli makamlarda bestelenmiş şarkılar dinlerdik.. Yalan Dünya… Seni sevmediğim yalan vb… Günümüzde şarkıların yerini “siyasi yalanlar” aldı alalı bu şarkıları bile arar olduk! Öyle ki, 2022‘nin nefret ettiğimiz siyasi yalanlarını bile arar olduğumuzu (!) söyleyen

“Kendi sessizliğiyle konuşur kar” / BAHA AKINER

“Bir sabah uyandık ki; Her taraf kar, kar, kar. Kar her köşe bucak, kar her yan… Uyuyorduk hepimiz; Ahh, nasıl yağar hiçbirimiz olmadan” demiş ya şair… Hüzünlenmiş bir başkası, hüzünlenmiş de; “Dünyanın en uzun hüznü yağıyor, Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne” deyivermiş, şiir olmuş dizelerde… *** “Beklenen kar yağışı başladı…” Böyle başlıyor tüm haber bültenleri. Ne çok bekledik, ne çok özledik değil mi dostlar, Mersin’de yağmasa da… Yaşamasak da o güzelliğini, ki, hissedersen, fark edersen, duyumsayabilirsen; kendi sessizliğiyle konuşur kar... Kuraklığı filan geçtim dostlar. Her şeyde olduğu gibi; olayı, üzerime sinen buram buram duygusuyla şiire bağlamak maksadım… Kar ki ona baktıkça, yağışını izledikçe, onu dinledikçe; bakana, dinleyene, izleyene, hissedene ayna olur adeta. Suskunluğuyla bizi konuşmaya, içimizi dökmeye kışkırtır da bir arınma fırsatı sunar insan evladına... Kar yağar ve bizi çoğu zaman başka bir

“SEVDALIM” KRAL METİN…” / OKAN YÜKSEL

Birçok golünün sanat eseri olduğunu söyledim ve bunların sırrını sordum. "Ellerini Uzat" dedi. İki elimi uzattım. Avuçlarım yere dönüktü. Ellerimi avuçlarına aldı, "şimdi" dedi "istediğin elini çek, ben yakalayacağım". Ellerimi Metin Oktay'ın avucundan kurtaramadım. "İşte" dedi, "Bu reflekstir bana o golleri attıran." Sonra, "Bunlar işin fizik tarafı" deyip Nâzım Hikmet'ten bir şiir okudu. İşte bu şiiri bilmeyen ne top oynar, ne gitar çalar, işin özü bu kardeşim" deyip boynuma sarıldı... *** Bir müzisyen, Tarık Öcal, bu sözlerin sahibi. Express gazetesinde Galatasaray'ın Türkiye Ligi'ni şampiyon olarak bitirmesinden sonra yapılan bir çalışmaya Tarık Öcal da futbol ve futbolcu olayına işin "fizik tarafı, şiir tarafı.." ile katılmış. *** Ben dünyanın dört bir yanında, Hindinde, Çininde, Romanyasında, Almanyasında olduğu gibi, yürümeye başladıktan sonra meşin yuvarlak ardına düşen çocuklar gibi futbola sevdalandım... Ben futbola sevdalandıktan

*- EMEL SAYIN’LA BİRKAÇ SAAT / YAŞAR EYİCE

Belki de yaşamımda ilk kez bir assolisti, ‘Yeşil Gözlü!’ Emel Sayın’ı davetiye ile tüm sevenleriyle birlikte oturduğum yerden izledim. Her zaman, her davette, toplantıda olduğu gibi en arkada, locanın önünde yerimi aldım. Milyonların sevgilisi Ses Sanatçısı Emel Sayın’ı ‘Yeşil Gözlü’ olarak anımsatmam, sevdiğim bir şarkıyı da, benim de birçok kişi gibi ‘isteğimi kırmamasından’ olmalı… Aralık ayı sonunda, çoğumuzun korktuğu son yılların korkunç hastalığına Covit 19’a yakalanmış. Komşularından oluşan 3 doktorun ilgilenmesi ile ayağa kalkar kalkmaz da, önceden verdiği sözü yerine getirerek konserini verdi. Bu arada sürekli olarak birine bakıyor, gülümsüyordu. Ben de birçok kişi gibi merak ediyordum… Az sonra öğrenince gülmekten kendimi zor tuttum. Meğer göz kaş işareti yaptığı o kişi, sıradan bir seyirciymiş. Ama bizim güzel sanatçımız Emel Sayın, meğer o kişiyi, ışıklar gözünü aldığı için kendini yaşama

“Ben bir Mersin sevdalısıyım!” / BAHA AKINER

"Ben bir Mersin sevdalısıyım!" Mersin’in en büyük değerlerinden rahmetli Şinasi DEVELİ’nin en önemli sözüdür bu dostlar. Bilen bilir… Ben de bir Mersin ve İçel Sanat Kulübü sevdalısıyım!.. Hür irademle itiraf ediyorum. Ve İçel Sanat Kulübü üyeliğimle gurur duyuyorum... 34 yıllık mazisi olan, sevdam(ız) İçel Sanat Kulübü’müzün Fatih Alkar başkanlığındaki ilk yönetim kurulu toplantısı ve görev bölümü yapıldı... Kulübümüzdeki sanat ve kültür etkinlikleri ile Mersin'de bulunan üniversiteler ile koordinasyondan sorumlu başkan yardımcılığı ve 228 sayısı yayımlanan İçel Sanat Kulübü dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğiyle şereflendirildim… Yüküm ve sorumluluğum ağır. Ama heyecanım ve çalışma azmim var. Ekibimiz çok kuvvetli... Çok teşekkür ederim Fatih başkanım. Allah utandırmasın... Gururluyum… Çok çalışacağım… Layık olacağım… Bu bir bayrak yarışı! Kulübümüze ve dergimize, önceki dönemlerdeki büyüklerimiz gibi elimden geldiğince katkı sunmak için çabalayacağım... Huzurla, umutla ve mutlulukla geçsin her ânınız

“Yazz dostuuum, güzel sevmeyene adam denir mi? BAHA AKINER

Yazz dostuuuum, selâm almayana yiğit denir mi? Yazz dostuuum, yoksul görsen besle kaymak bal ile! Yazz dostuuuum, garipleri giydir ipek şal ile! Yazz dostuuum, öksüz görsen sar kanadın kolunu! Yazz dostuuuum, kimse göçmez bu dünyadan mal ile! Yaz tahtayaaa bir daha, tut defteriii kitabı! Sarı çizmeli Mehmet Ağa, bir gün öder hesaaabı..." diyordu radyoda, gevrek mi gevrek sesli bir ADAM... Sene; ya 78, ya 79... Ne fark eder? Bir koku, bir şarkı, bir anı; insan hissettiğinde, en kısa yoldan bir yürek yolculuğuyla hemen o zamana, o âna gider… 70'lerin sonu, ya da 80'lerin başıydı. 9 yüz olanından... Bir Pazar'dı günlerden... Bin yıl mı geçti üstünden, yüz yıl mı bilemem? Ama bir asır geçmiş olmalı. Evet evet, bir asır önceydi... İzmir-Tire'de; Mart ayının ortalarının bir Pazar'ında, gelen Bahar Bayramı'nı kutladığımız, Sultan