ATATÜRK’ÜN MASKI FATİH’İN TABLOSU ÜNAL TÜMİN

Geçtiğimiz akşam Urla’da değerli dostum Öcal Uluç’un bahçesinde toplandık; Yemekli sohbet gecelerinden biriydi. Dostlar meclisine Buca’nın eski sevilen başkanlarından Cemil Şeboy’ da renk kattı. Gecede Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi çizgiden, Korona virüsten, afetlerden, tabii ki sanattan esintilere kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Özellikle Şeboy’un İzmir’e kazandırdığı 42 metrelik “Atatürk Dağı” diye anılan Yeşildere’deki Atatürk Maskı’nı da masaya yatırıp kendisini kutladık. Öyle ya, Türkiye’nin en büyük, Dünyanın da 10’ncu projesiydi. Atatürk’ün sanat ve sanatçılarla ilgili sözleri ışığında İstanbul Büyükşehir Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İtalyan Ressam Belli’nin yaptığı Fatih Tablosu’nu Türkiye’nin gün demine taşıması da ayrı bir gurur tablosu olsa gerek… * * * Konuşulacak o kadar çok konu ve tablo var ki!.. Ben bu haftaki köşeme en çok konuşulan iki tablodan, pandemi ve Fatih Sultan Mehmet’in tablosundan sonuncusunu ele almayı uygun buldum. Sıcağı sıcağına GAZETE9EYLÜL’ deki bu köşeme

HAYVAN DOSTU BÖYLE OLUR YAŞAR EYİCE

YAŞAR EYİCE *- Babayiğit kim? Görelim! Foto Dursun’u İzmir’in ‘kıdemli’ dediğimiz eski insanları bilir.. Bir zamanlar kaleci idi... Manisa’dan tutun İzmir’e, hatta Balıkesir ve Denizli’nin birçok ilçe takımlarında kalecilik yaptı. Sonra da eline fotoğraf makinesi alıp sahalarda yine meşin yuvarlığın peşinde koştu... Yıllarca önce amatördü şimdi yine amatör... Onun için para hep ikinci planda kaldı... Futbol ‘Foto Dursun’ için vaz geçilmezdi... Ama ya şimdi, yine ‘hastalık’ var onda... ‘Hayvan’ hastalığı.. Tüm birikimi hayvanlara, ama hastalıklı olanlara harcıyor... Bir yıldır da ‘İnan hayvanlara bakmaktan hiçbir maça da gidemiyorum’ diyor... Ünlü ünsüz 1960’lı yıllardan bu yana futbol oynayan kim olursa olsun mutlaka ve mutlaka ‘Foto Dursun’u tanır.... Onunla bir hatırası vardır... Onu herkes, boynunda fotoğraf marinası asılı olduğu için böyle tanır: ‘Foto Dursun!’ *- Hep amatördü Son yıllarda ‘Foto Dursun’un damadı, spor yazarı Erkan Kart da, babasını aratmıyor.... Yani bu hastalık

Kalemi olan konuşur YAŞAR EYİCE

***- YAŞAR EYİCE *- Dikkate alınacak mı? Genelde okuyucu mektupları ile İzmirlilerin söylediklerini yazımın sonuna bırakıyordum. Bugün bir değişiklik yapıyorum: Önce arkadaşımız Necil Civelek’e kulak verelim: Necil Bey’in söyledikleri şöyle: ‘Pasaport deniz kenarı leş. Balık tutanlar sıra sıra, yerler kapkara, poşetler içinde bozulmuş sülünez, midyeler, ağır kokuları. Poşette ekmekler, balık yemine para vermemek için. Boş bira kola kutuları yerlerde. Maske zaten yok da, gerçekten de maskeye gerek yok. Çünkü coronadan önce burada kolera, veba, uyuz, tetanoz ve bilumum hastalıklar kol geziyor. *- Önceleri... Daha önce kafeteryaların masaları kaplıyordu bu kaldırımı, insanlar yürüyemiyordu, belediye kaldırttı. Şimdi daha fena oldu, yine insanlar yürüyemiyor ama hiç olmazsa kafeler kaldırımları temizliyordu, böyle lağım kokmuyordu yollar. Ya şu balıkçılara çeki düzen verilsin, yasaklansın, ya da deniz kenarı kafe masalarına açılsın! Kafeler balıkçı zibidilerin de hakkından gelir, temizlerler de. Yayalar her halükarda yürüyemiyor neticede...’ *-

Şimdi de uyuşturucu belası YAŞAR EYİCE

*- İyi haber tersine döndü Avrupa Birliği (AB)’den iyi haber kısa sürede tersine dönerek kötü haber oldu. Hafta içinde sızan listede sınırların AB’nin dış sınırlarını açacağı ülkeler listesinde olan Türkiye son anda taslaktan çıkarıldı. AB’nin 1 Temmuz'dan itibaren bazı şatların yerine getirilmesi koşuluyla Çin dahil 15 ülkeye sınırların açılması seçeneği ağırlık kazandı. 15 ülkenin bulunduğu söz konusu taslak listede bu kez Türkiye yer almadı. AFP haber ajansının görüşmelere ilişkin aktardığı son bilgiye göre Türkiye şimdilik listeden çıkarıldı. Cuma akşamı büyükelçi düzeyinde yapılan toplantıda birçok ülke konuyla ilgili görüş bildirmedi. Üye ülkelerin cumartesi günü Brüksel saati ile 18:00'e kadar görüşlerini bildirmeleri talep edildi. Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını yürüten Hırvatistan'ın atılacak adımları belirleyeceği ifade edildi. Son taslak listede bulunan ülkeler: Cezayir, Avustralya, Kanada,  Gürcistan, Japonya, Karadağ, Fas, Yeni Zelanda, Ruanda, Sırbistan,

A’ DAN Z’ YE TATSIZ TUZSUZ GELİŞMELER/ ÜNAL TÜMİN

Koronavirüs’ ün ayağımıza pranga gibi vurulduğu günden buyana hayatımızın ne tadı , ne de tuzu kaldı … Beyaz cam karşısına aile boyu sosyal mesafeye uyarak diziliyor siyaset- çilerin yaptığı mücadeleyi (!) adeta “gölge boksu” gibi seyrediyoruz… Ha sahi! İçinde bulunduğumuz haftanın tadını tuzunu kaçıran yeni felaketler de moralimizi alt- üst etti. Sel, su baskınları, fırtına, hortumun yanı sıra Baro Başkanlarının, “Hak, adalet ara yışı” için Ankara’ ya yürüyüşünde gördüğümüz manzaralar ise yüreğimizi sızlattı… Hani “Dokuz ayın çarşambasının bir araya geldiği” bu haftanın içinde bizim hapisteki kah- raman gazeteci arkadaşlarımızın davalarına, Ankara’da itilip- kakılan adalet savaşçıları avukat ların koşması ise bir başka yürek burkan olaydı… *** İsterseniz bu haftayı arşivimden çıkardığım 1983’lerden kalma bir politik fıkra ile renklendi- reyim: Londra’da bir ziyafette, İran büyükelçisi, İsviçre elçisinin yanına yanaştı. “Merak ettim” dedi, bir savaş geminiz olmadığı halde neden Denizcilik Bakanlığınız var?” İsviçre elçisi gülümseyerek 

Korku her tarafımız sardı / YAŞAR EYİCE

*- Korku her tarafımız sardı ‘ABD’de virüs korkusu yüzünden acil servise gidenler azaldı!’ Haber böyle! Haberin girişini okuyalım: ABD'de Corona salgınının ilk aylarında kalp krizi gibi hayati tehlikesi bulunan hastalıklar sebebiyle acil servislere başvuranların sayısında salgından önceki döneme göre düşüş yaşandığı belirtiliyor. Hastaların virüs korkusu sebebiyle hastaneye başvurmaktan kaçınmış olabileceğine dikkat çekiliyor... Yalnız orada mı? Bizde değil mi? Nedenini söyleyeyim: Korkudan... Zaten ‘korku’ bizim hayatımın her anında var... Daha önceki gün, İstanbul’daki ‘Hortum’ ile ‘sel felaketini’ medyadan okumuş, görüntülerini görmüşsünüzdür. Evlerinin çatısının uçtuğunu görün çocuk, ‘Korkuyorum’ diye ağlıyor... Diğerleri de öyle... Ya Bodrum katında odanın tepesine kadar sel sularıyla dolan, nefes alabilmesi için vatandaşların uzattığı hortum ile nefes almaya çalışana ne demeli? Herhalde kalbinin sesi o an ona davul sesi gibi geliyordur. Korku her zaman her an birileri tarafından kullanılır. Özellikle siyasetçiler, devletler... Buna ‘korku imparatorluğu’ deniliyor... *- En

*- Bakalım ne olacak? YAŞAR EYİCE

Haftaya hızlı girdik... Hangi birisinden söz edelim... Önce Ankara’ya yürüyen, avukatların meslek örgütü Baro’lardan söz edelim... Polis önlerini kesti... Gökdelendeki kişiler iddiaya göre ‘silah’ gösteriyor... Olacak iş mi? Dahası bazı işçiler de, iktidar gibi bunlara karşılar... Bir kişi bile olsa düşünmek lazım... Bir avukat ‘Yeni başlıyor!’ diyor.. Biri de polisin söylemine tepki gösteriyor... Diyor ki, ‘Polis hukuk ve adalet derslerini veren, yani okullarında onların öğretmeni olan Baro Başkanlarına, ders verir gibi kanunlardan söz ediyorlar!’ Koronayı bile unuttuk bu arada... Ha sahi aklıma geldi, ne oldu İzmir’deki camilerde ‘Çav Bella’yı çalanlar nerede? Yakalandılar da bizim haberimiz mi yok? Hatırladığım kadarıyla özel bir ekip kurulmuş ve en fazla birkaç gün içinde bunlar yakalanacaklardı. Yetkililer böyle diyorsa doğrudur... Belki de İzmir’e yeni gelen vali bunun üzerine gidecek ve ‘faili meçhuller dosyasına’ konmasını önleyecektir. Ben inandığım kadar biliyorum; Polise yetki verin 50

Yok canım sende! YAŞAR EYİCE

Fedakârlıkta sınır tanımayan var mıdır? Herkes ‘var’ diyor... Yani ezbere konuşuyor... Ben bugüne daha doğrusu bu yaşıma kadar görmedim, rastlamadım... Benim rastladıklarım hep ‘sahtekâr’ ya da ‘fırsatçılar’ oldu... Belki bir iki tane yaşamımda ya da yaşamımızda olmuştur! Nasıl mı? Seni bir yere tavsiye etmiştir... TRT’de yurt haberlerde bir Turan ağabeyimiz vardı... Çok yıllar önce Alsancak Garı önünde karşılaşınca, ‘Tuh!’ dedi. Merak ettim; ‘Sen nasıl aklıma gelmedin?’ diye, ortaya ama kendine sordu... Çok büyük bir sanayi tesisi kuruluyordu. Kuruluşu yapan Karadeniz’den 100 yıllık kapı komşuları idi... Aliağa’da kurulacak ihracata dönük sanayi tesisi için ‘güvenilir ve işini bilen’ birini arıyorlardı... Çok başvuru varmış... Torpilliler de... Ama onlar yine de ‘güvenilir’ ve de ona bir noktada kefil olacak birini arıyorlardı... Yüksek Mühendis ve aynı zamanda kurucu ortaklardan biri olan kişi Turan Ağabeye bunu söylemiş.. ‘Önce güven!’ Simdi okuyucularıma soruyorum: Bu zamanda, ‘güvenli’ ya da

HEP İZMİRDEN ÇIKIYOR YAŞAR EYİCE

*- İlk ziyaretçi! Adını sonunda öğrendiğim Vali Erol Bey Eskişehir’e gittikten iki saat kadar sonra yeni vali Yavuz Selim Köşger makamına oturdu... Dünkü yazımda ‘iki saat beklenemez miydi?’ diye bir soru sormuştum ve de önceki yıllardaki devir teslim törenlerinden örnek vermiştim. Bu arada önemli bir soruyu unuttuğumu yazıdan sonra anımsadım! ‘Acaba ilk ziyareti kim yapacak?’ diye bir soru ortaya atacaktım... Çünkü; İzmir’e önemli bir isim, ne bileyim bir vali, bir emniyet müdürü, ya da icracı bir müdür geldiğinde hep belli kişiler yarışırlar, ‘Önce ben gideyim, kendimi göstereyim!’ derler... Özel kalem müdürlerine veya çalışanlara sorun bakalım size neler diyecekler... Hep ama hep aynı kişilerdir bunlar... Tabii bu arada protokol gereği ‘hoş geldin’ demeye gelenler vardır... Örneğin kentin belediye başkanı gibi... İşte nasıl ‘Veda ziyaretine gelmeden’ giden  Valiyi ziyaret eden İzmir Büyükşehir Belediye

İki saat bekleyemedi mi? YAŞAR EYİCE

*- Düne kadar böyle bir sistem yoktu... Valiler görevleri bitince ‘Allahaısmarladık’ turları yapar, onlara ‘güle güle’ ziyaretleri yapılır ve bir de ‘yemek’ verilir, anılar konuşulurdu. ‘Güle oynaya’ bir şekilde gönderilirdi! Ya şimdi? *- Bugün bir yeni Vali geldi İzmir’e... Diğeri de iki saat kadar önce gitti.... Emekli olmadı... Buradan yani İzmir’den nereye gidilir? Bunu önceki dönemleri bilenlere sormak lazım... *- Vali Hüseyin Öğütçen ile Vali Kutlu Aktaş’ın İzmir’de bıraktıkları hoş sada ile eserlerini hemen aklımıza getiriyoruz. Son zamanlardaki valilerin adlarını bile hatırlayan kaç kişi var? Bir anket yapın çevrenizdekilere sorun, kaçı kaçını bilecek? *- ‘Model Ayvalık’ tanıtıldı... *-  Bir annenin feryadı! Bakalım duyan olacak mı? *-  250 bin kişiye 30 milyon Avro! Nerede? Yunanistan’da... *- *- YAŞAR EYİCE *- İki saat ara ile! Bu yaşıma geldim, böyle bir gönderiye rastlamadım. Bir gece