Buradasınız
Anasayfa > Genel > Kemal Tahir / Baha  Akıner

Kemal Tahir / Baha  Akıner

Sosyal Medyada Paylaş

Kıymetli dostum Kazım Aldoğan ile çok yakında İçel Sanat Kulübü’nde Kemal Tahir’i anacağız dostlar…

Biliyoruz, üstünde titizlikle durmamız gereken bir karakter Kemal Tahir. Ve olabildiğince zor bir konu. Nâzım’dan, Usta’dan bize yadigâr. Yazık ki, değeri fark edilememiş pek. Anlamaya, anlatmaya çabalayacağız. Bizimkisi sadece edebiyata bir hizmet…

*****

Kemal Tahir ki;

II. Abdülhamid’in Hünkâr yaverliğini yapan alaylı deniz subaylığının yanında Yıldız Sarayı’nın özel marangozluğunu yapan Şebinkarahisarlı Yüzbaşı Tahir Bey’den olur, II. Abdülhamit’in kızı Naile Sultan’ın hizmetinde de bulunan saray terbiyesi görmüş Çerkez kökenli Nuriye Hanım’dan olur. Ailenin dört erkek çocuğunun ilki ve en büyükleridir…

Asıl adı İsmail Kemalettin Demir…

13 Mart 1910 tarihinde İstanbul’da Vezneciler’de Sultan Abdülhamid’in babasına hediye ettiği kargir konakta doğar…

Babasının görevi nedeniyle ilköğrenimini Çanakkale, Aydın, Burdur gibi şehirlerde sürdüren Kemal Tahir, Mütareke sonrasında ailenin İstanbul’a yerleşmesi ile birlikte Cezayirli Hasan Paşa Rüştiyesini bitirir. Ve o zamanki adı Mektebi Sultani olan Galatasaray Lisesi’ne başlar…

Onuncu sınıfta iken annesi Nuriye Hanım’ın ölümü üzerine okulu bırakan Kemal Tahir, çalışma hayatına atılır. Avukat kâtipliği ve Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memurluğu yaptıktan sonra gazeteciliğe başlar…

Aile için zor günler, Kemal Tahir henüz 16 yaşındayken başlar. 1926 yılında, o zamanki adı Mektebi Sultani olan Galatasaray Lisesi’nde onuncu sınıfında okurken en küçük kardeşi Ratip doğar. Annesi Nuriye Hanım, doğumun hemen ardından vereme yakalanır ve geride dört çocuk bırakarak hayata gözlerini yumar…

Kemal Tahir hem bu olay hem de geçim sıkıntısı nedeniyle, Galatasaray Lisesi’ni terk edip bir avukatın yanında kâtip olarak çalışmaya başlar. Ardından Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memuru olarak bir süre çalıştıktan sonra 1932 yılında İstanbul’a döner ve Son Posta, Vakit, Haber gazetelerinde röportaj yazarı, düzeltmen, çevirmen olarak çalışmaya başlar…

Gazetecilik yaptığı süre içinde Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik, Karagöz Gazetesi’nde Başyazarlık, Tan’da Yazı İşleri Müdürlüğü’nü yürütür…

*****

Ve edebiyat, hayatının anlamı…

Kemal Tahir, edebiyat dünyasına ilk olarak İçtihat dergisinde çıkan şiirleriyle girmiştir. Kendi deyimi ile “mektepte heves ettiği” yazma işine şiirle başlar ve ilk şiiri “Bardaki Kadınlar” 1931 yılının Nisan ayında İçtihat dergisinde yayımlanır…

1933 yılında; Kenan Şahabettin, İdris Ahmet, Ziya İlhan, Yakup Kadri, Nuri Tahir, Ertuğrul Şevket, Fakih Özden ve Arif Nihat Asya gibi yazar ve şairlerle “Geçit” adlı bir edebiyat dergisi çıkarırlar…

Geçit dergisi kadrosundan Ertuğrul Şevket (Avaroğlu) ve Babıali’de tanıştığı Kerim Sadi, Türkiye Komünist Partisi üyesi olan komşusu “Sarı” Mustafa Börklüce ve onun aracılığı ile tanıştığı şair Nâzım Hikmet gibi sosyalist aydınlarla arkadaşlığı sonucu sosyalist fikirler ile tanışır…

1934 ile 1936 yılları arasında Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik yapar. Varlık ve Ses dergilerinde takma adlarla şiirler yayımlar. Ses dergisinde yayımlanan sosyal temalı şiirlerinden sonra şiir yazmaya son verir. Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan’da yazı işleri müdürlüğü yapar…

Tan Gazetesi’nde çalışırken sosyalist çevreyle tanışır. 1935’te karısına yazdığı mektupta şöyle der: Yarım yırtık bilgili kafama birçok kocaman meseleler yığdılar. Kant, Descartes, Nietzsche, Engels, hatta Marks, bomboş kafamda koşmaca oynuyorlar…

İlk kitabı, 1936 yılında yayımlanan “Namık Kemal İçin Diyorlar Ki” adlı kitapçıktır. Kitapçık; Orhan Kemal’in, Namık Kemal hakkında yaptığı yedi soruluk ankete çeşitli şair ve yazarlar tarafından verilen yanıtlardan oluşmaktadır…

Falih Rıfkı Atay, Vâlâ Nureddin, Hüseyin Cahit Yalçın, Peyami Safa, Ercüment Ekrem Talu, Sadettin Nüzhet Ergun, Kerim Sadi Cerrahoğlu, Dr. Fuad Sabit, Nâzım Hikmet, Hüseyin Avni Şanda ve Suat Derviş’in yanıtlarını ve Kemal Tahir’in onlar hakkındaki saptamalarını içeren kitapçık, edebiyat dünyasında geniş yankı bulur…

1937 yılı, Kemal Tahir için birçok olayın yaşandığı önemli bir yıldır. Artık İstanbul’un tanınmış gazetecilerinden birisidir ve 1937 yılında İzmir’de öğretmenlik yapan Fatma İrfan Akersin ile ilk evliliğini yapar. Bu evlilik, Kemal Tahir’in 1938’de hapse girmesi nedeniyle yürümez. Ve 1940 yılında boşanma ile sonlanır…

Yine 1937 yılında ikinci kitabı olan “Bir Çalgıcının Seyahatı” adlı romanı yayımlanır…

Aynı yılın içinde Suat Derviş’in Tan Gazetesi’nde tefrika edilmesi için yazmaya başladığı “Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır” isimli çalışmasını kendisi bitirir…

Tan gazetesi Suat Derviş’i muhabir olarak Sovyetler Birliği’ne gönderdiğinde romanı yarım kalmış; Suat Derviş hazırladığı taslakları Kemal Tahir’e bırakmış, yolculuğu sırasında iki defter ile romanın devamını yazdıysa da gazete, tefrikanın yeterince ilgi görmediğini söyleyerek romanın sonunu Kemal Tahir’in yazmasını istemiştir. Son kısmını Kemal Tahir’in tamamladığı roman, 81 yıl sonra 2018’de İthaki Yayınları tarafından kitap olarak basılmıştır…

*****

Peki, Kemal Tahir hapse nasıl girmiştir?

Kemal Tahir, bahriyede görevli kardeşi Nuri Tahir, Nâzım Hikmet, Hamdi Alev, Emine Alev, Hikmet Kıvılcımlı, Fatma Nudiye Yalçı, Kerim Korcan, Mehmet Ali Kantan, Seyfi Tekbilek ve Hüseyin Durugün’le birlikte “Bahriye Olayı” olarak bilinen, donanmayı isyana teşvik etmekten yargılanıp tutuklanarak 1938 tarihinde 15 yıl hapse mahkûm edilir…

Tutuklanma gerekçesi, astsubay olan kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin bir kitabını vermesidir. Bu kadar basit. Tekrar söylüyorum dostlar: Tutuklanmasının gerekçesi, astsubay olan kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin bir kitabını vermesidir…

*****

Hapislik yaşamına gelecek olursak:

Kemal Tahir; Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde toplam 12 yıl hapis yatmıştır…

Hapse girdikten sonra Kemal Tahir için Marksist ideolojiye inandığı bir dönem başlamıştır. Buna kendisi “Nâzım Hikmet Solculuğu” adını verir…

Hapse girince ilk eşi Fatma İrfan Hanım; ‘vatan ve devlet düşmanı bir ideoloji olan komünizmi benimsemiş olması nedeniyle’ 15 yıl ağır hapse mahkûm olmuş bir kişiyle aile bağını yürütmenin imkânsızlığına dayalı boşanma gerekçesi ile Tahir’den ayrılır…

Hapishanedeki yıllarını okuyarak ve kendi tabiriyle “sarı defterine” yazarak geçirmiştir. Takma isimle mizah öyküleri ve polisiye romanlar kaleme alan yazar, 1954 yılına kadar “Kemal Tahir” adını eserlerinde kullanamamıştır…

Kemal Tahir’in ilk öyküleri, 1941 yılında hapisteyken yayımlanır. Hapiste aldığı ani bir kararla öykü yazmaktan vazgeçer ve romana yönelir. Dört öyküsünü topladığı “Göl İnsanları” adlı kitabını okuyan Nazım Hikmet, “Göl İnsanları, Türk Edebiyatı’nın en güzel dört hikâyesi olarak kalacaktır…” demiştir. Buyurun dostlar, “Göl İnsanları”ndan bir kesit:

“Uyuyor işte… Su, neden uyumazmış. Bizde “Su uyur, düşman uyumaz.” derler. Deniz homur homur homurdanırken, bilmez misin, bunun kılı kıpırdamaz. Sana bir şey söylesem inanır mısın Hamdi? Göl kısmı, suların aptalıdır. Hamdi küreklerin sapına doğru gülümsedi:

— Suyun akıllısı, aptalı olur mu, Ağazade ?

— Denize bakarsan göl aptal, şuna bak… Koca İstanbul’a su veren adam hali var mı şunda?

— Sahi, Ağazade. Bütün İstanbul evlerine suyu burası verir. Sen buralısın, bilirsin, suyu acaba azalır mı?”

*****

Hapishane yıllarında Fatma İrfan Hanım’a yazdığı mektuplar, “Kemal Tahir’den Fatma İrfan’a Mektuplar” adıyla; Nazım Hikmet’in kendisine yazdığı mektuplar da, “Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar” adıyla sonraları basılmıştır…

Kemal Tahir, sonralarda Semiha Sıdıka Hanım’la evlenecektir…

1950 yılında çıkarılan afla 12 yıl hapisten sonra özgürlüğüne kavuşur…

Kemal Tahir de tıpkı Peyami Safa gibi geçimine katkı olsun diye takma adla polisiye romanlar kaleme almıştır. Özellikle hapishane hayatından kurtulup yaşamını yeniden kurduğu yıllarda, yani 1950 ile 1960 yılları arasında bu çalışmaları yoğunluk kazanır. Mickey Spillane’den çevirdiği Mayk Hammer dizisi geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tutulur…

Geçimini sağlamak için yazdığı romanlarının dışındaki tefrika, telif ve tercüme eserleri, olası alacağı cezadan çekindiği için müstear isimlerle yayımlanır…

*****

1955 yılında yayımlanan İlk romanı “Sağırdere” ve onun devamı olan 1957 yılında yayımladığı “Körduman”, Ankara’ya çalışmaya giden bir gencin gurbetteki ve köyüne döndükten sonraki yaşamını anlatır…

“Sağırdere” ve “Körduman”, Kemal Tahir’in Türk köyü ve köylüsünü geniş bir tanımla sunduğu nehir roman türünün en güzel örneklerindendir. Bu iki roman, yazarın Çankırı Hapishanesi’nde tanıdığı insanlardan etkilenerek yazılmış olmakla beraber, eserlerde ele alınan motifler Türk Halk Edebiyatı’nın en dikkat çekici ve evrensel niteliği olan unsurlarını içermektedir…

*****

Sağırdere’den bir kesit sunmak isterim size:

“…Ayşe, gerçekten rezildir, ama güzel rezildir… Ne dersin? Kaşların neden çatıldı yiğit? Yüreğin mi yandı? Güzel değil mi? Gözleri benim gözlerime benzemez. Kara, ama yakıcı kara… Geçen yaz sonu bahçeden geliyormuş. Sırtında elma küfesi sarılı… Aklında mı? Önüne çıkmışsın. Korkmuş fukara! “Dur bakalım!” demişsin. “Çekil yolumdan” demiş. “Varacaksın” demişsin. “Varmam” deyince, bıçağı çekmişsin. “Varmam” demiş. Bir şamar vurmuşsun. Elmalar dökülmüş, kız ağlamağa başlamış. Oturup elmaları beraber toplamışsınız. Bana, “O sırada ablacığım, korktum da ‘varırım’ deyiverdim” dedi…”

*****

Ve Körduman:

“…Adam köyünü neden özler ağa?

— Neden olacak? Köy senin doğup büyüdüğün yer… Gurbet yaban… Geçim zoru olmasa köylü kısmı gurbette bir gün duramaz… Söyle bakalım Ankara’da mı daha yüreklisin, burada mı?

— Burada yürekliyim. Ankara’da insan yılgın olur.

— Ee, canın da sıkılır arada… Komşuları, buraları ararsın. Ankara’da seni kim bilecek? Yüz liralık elbisen olsa, dönüp bakmazlar. Lâkin Yamören’de çulakiden bir pantalonun bir ay sözü edilir. Köyünde gösteriş yaparsın da, ondan seversin köyünü…”

*****

Toplumsal sorunları romanlarına konu eden Kemal Tahir’in Türkiye’deki edebiyat çevrelerinde geniş yankı bulan romanı “Rahmet Yollarını Kesti”dir. Toprak ağalığının ortaya çıkış nedenleri üzerinde durduğu ve eşkiyalık sorununu işlediği “Rahmet Yolları Kesti”de eşkiyayı bir kahraman olarak gösteren Yaşar Kemal’in “İnce Memed” adlı romanına bir anlamda karşı çıkar. Eşkiyaya karşı devleti tutar…

“— Hele harmanlar gelsin sorar öğreniriz. Sok beline… İyi bir silah… Erkek kısmına bir tane şart, aferin!

— Sıkıca nişan atmalı öyle ya?

— Evet, silah işi talim işi… Bir de yürek işi. Kırk yıl taşıyacaksın bir dakika kullanacaksın. Sırasında can kurtarır, nam aldırır. Sırasında, canını da namla beraber alır götürür. Çünkü adama gaflet basar yeğen, sen nereden bileceksin! Biz Kavlak Ali’nin çeteye asker yazıldık. Yaş on altı… Bir zaman elimize silah vermediler. Heybe, torba taşıdık…”

Aslında Kemal Tahir bu romanıyla ideolojik dönüşümünün ilk sinyallerini de vermiştir…

*****

Devlete verdiği bu öneme rağmen devleti kutsallaştırmayan Kemal Tahir, yanlış siyasetçilerin kötü yönetiminde devletin halkına ters düşebileceğini düşündü hep. Buna örnek olarak “Bozkırdaki Çekirdek” adlı romanında Köy Enstitüleri’ni göstermesidir. Burada işlenen konu, devletin köylünün içinden rejimin bekçileri olarak seçtiği eğitmenlerle, köylüyü köyünün içinde zapturapt altında tutma girişimidir:

“…Ayağa kalkmak meselesi, evet var!.. Köylülerimizin her gıravatlıya el pençe divan durması geleneğini sarsmak istiyoruz! Enstitülerden birine, bir gün yeni bir öğrenci geldi, gıravatı vardı. İçeri girince bütün sınıf birden ayağa kalktı. “Kime saygı göstereceği bilinmezse, gösterilen şey, saygı sayılmaz” diye düşündük! Hele ağır işler görürken, bu işlerden sonra dinlenirken, biri gelirse işi bırakmayı, dinlenmeyi bırakarak ayağa kalkmayı uygun bulmuyoruz!..”

*****

Tarihsel dönemleri ele alan romanlarına bir temel oluşturan ve Tahir’in başyapıtı sayılan “Devlet Ana”da Osmanlı’nın kuruluşunun sosyolojik, dini, ticari, toplumsal temelleri romanlaştırır. Romanda Kemal Tahir’in batıya bakışının izdüşümlerini görmek mümkündür…

“Devlet Ana” romanının yayınlanmasından sonra, solcu aydınlar Kemal Tahir’i Osmanlı’nın sınıfsız bir toplum olduğunu iddia ettiği ve devleti yücelttiği gerekçesiyle Marksist ideoloji dışına çıkmakla, milliyetçilik yapmakla hatta faşizan bir çizgiye yaklaşmakla suçlamışlardır…

Osmanlı mirasını reddeden Kemalistler ise Osmanlı’yı göklere çıkarmakla, hatta Mustafa Kemal ve arkadaşlarını küçümsemekle, devrimleri kötülemekle itham etmişlerdir…

Roman, Türk Dil Kurumu Ödülü’nü alır. Artık Kemal Tahir, batılı değer dünyasına uygun olarak geliştirilmesi istenen yenileşme çabasının karşısına doğu değerleri olarak da nitelenen Osmanlı değerlerinin savunucusu olarak çıkar karşımıza…

Kemal Tahir’e göre Osmanlı kolektif dehayla kurulmuş bir dünya imparatorluğudur. Anadolu Türk dehasının en büyük eseridir. Bu nedenle Kemal Tahir, kimine göre gerici – Osmanlıcı kimine göre tartışmasız bağımsız sosyalist bir aydındır…

“-Bilir kurban olduğum… Eskilerde batak matak yokmuş, imparatorumuz güçlüyken… Konya Sultanı’nın gücü yettiğinde de, Porsuk, Sakarya böyle akamazmış başıboş… Bakımsızlıktan kudurmuş sular… Tarlaları, otlakları basmış… Babam rahmetli derdi ki, “Üç kez yatak değiştirdi Sakarya Irmağı. Üç kez, hisarları kuruda koyup savunusuz bıraktı. Türk’ün, Moğol’un sürüp gelmesi bundan” derdi rahmetli… Yolları yutmuş batak… Kervan işlemez olmuş. Babam rahmetli, “Buraların yoksulluğu bundan” derdi…”

*****

Tahir’in bütün romanları tarihsel bir kimlik taşır. Ona göre tarih bilmeyen kendini bilmez. Kendini bilmeyen, içinde yaşadığı toplumu meydana getiren insanların özelliğini yani cevherini bilemez. Tarih disiplininin bütün bilimlerin anası ve tek kaynağı olduğuna inanan Kemal Tahir’in pek çok eserinin belgesel bir yanı vardır. O sanat görüşü olarak gerçekçiliği benimsemiş, Anadolu insanına ve onun tarihine eğilmiştir…

“Esir Şehrin İnsanları” ve “Esir Şehrin Mahpusu” romanlarında düşman işgali altındaki İstanbul’u anlatır. “Yorgun Savaşçı”da ise Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan subayların içine düştükleri durumu, yılgınlığın giderek direnmeye dönüşmesini, Kurtuluş Savaşı’nın ilk evrelerini yansıtır. Roman Yunus Nadi Ödülü’nü alır…

*****

“Kurt Kanunu” adlı eserinde ise Atatürk’e karşı düzenlenen İzmir suikastı çevresinde, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kadro ile İttihat Terakki yandaşları arasındaki hesaplaşmayı dile getirir:

“…Tutulacak iki yol var! Doğrusu: Köklü reformlarla halka gitmek… Halkın içinde çalışmak, halktan çıkacak yeni idareci kadrolarla halka dayanmak… Bunu göze alamazsan, kendini buna hazır göremezsen, nitekim, 1908’de biz göremedikdi, o zaman kalıyor, eskisiyle idareye çabalamak. Eskisiyle idareye çabalayayım dedin mi, haksızlığı, kanunsuzluğu, hırsızlığı, devlet, hükümet nüfuzunu kötüye kullanmayı katiyen önleyemezsin. Yıpranırsın…”

*****

“Karılar Koğuşu” romanı Kemal Tahir’in Malatya Cezaevi’ndeki anılarından yola çıkarak oluşturduğu biyografik bir romandır. Roman; düşünce suçlusu bir yazarın hapishane hayatını, umut ve umutsuzluğun, neşe ve kederin, ölüm ile hayatın iç içe geçtiği cezaevindeki gözlemlerini anlatır. Romanda yazar, Murat’ın (Kemal Tahir) sürekli kişiliği ön plana çıkar. Diğer kahramanlar ise ancak onun gözünden bir anlam kazanır. Roman; 1943’te yazıldığı hâlde, ölümünden 1 yıl sonra 1974’te basılmıştır…

“…Mahpushanelerde hayvan beslemek merakı, sevmek ihtiyacından ibaretti. Sevmek ihtiyacını kedi, güvercin, keklik, kanarya beslemek sefil bir surette, tabii yüzde mini mini bir mikyasla tatmin ediyor olmalıydı. Velhasıl insanları hangi sebeple olursa olsun hapse koymak namussuzluktu…”

*****

“Hür Şehrin İnsanları”, ölümünden sonra sarı defterleri arasında bulunmuş bir romandır. Metnin sonundaki tarihten anlaşıldığına göre, bu yapıtını 1949 yılında Çorum Cezaevi’nde tamamlamış, sonradan üzerinde çalışmak üzere bir kenara koymuştur…

*****

Türk Edebiyatı’nda yapıtları ve düşünceleri en çok tartışılan yazarların başında Kemal Tahir gelir. Çalışma masasının arkasında Osmanlı haritası asılı; Naima, Âşık Paşa, Dede Korkut, Evliya Çelebi, Siyasetname, Kâbusname ve mevlit okuyan, Batıyı barbar olarak niteleyip Osmanlı’yı savunan bir Marksist’i elbette bir yere oturtup tanımlamak kolay değildir. Bu yüzden, ne sol ne de sağ onu tümüyle kabullenebilmiştir…

Sola göre yeterince ve hakkıyla solcu değil, sağa göre ise din konusunda hassas değildir. Ama her kesime kullanabileceği uygun düşünceler üretebilmiştir…

Kemal Tahir en çok, her türlü düşünceyi romanına yerleştirdiği için eleştirilmiş; roman estetiği, dil, ritim, atmosfer gibi modern romanın özelliklerini önemsemekle suçlanmış, ancak tuhaf bir paradoks olarak Kemal Tahir’i günümüze değin getiren de romanlarının tekniği, edebiyattaki yeri değil, bünyelerinde taşıdıkları bu düşünceler olmuştur…

*****

20 Nisan 1973 Cumartesi akşamı gazeteci Mehmet Barlas’ın Şişli’deki evine davetliydi Kemal Tahir. Davete icabet etti. Davetliler arasında İsmail Cem, Afşin Germen, Ali Sirmen, Tuncer Arıklı ve Mete Tunçay ve tüm katılımcıların eşleri de vardı…

Yemekte katılımcıların bir kısmı ile Mete Tunçay arasında Kemal Tahir’in romancılığı üzerine oldukça gergin bir tartışma başladı. Önceleri Kemal Tahir tartışmaya pek karışmak istemese de kalp krizi geçirerek ölümüne sebep olan tartışmanın tam da ortasında buldu kendini…

Bir dostunun da dediği gibi: 1960 yılından itibaren yayımlanan her yeni romanından sonra yapılan saldırıların en sonuncusu yaşamına mal oldu denilebilir mi? Bilemeyiz, belki…

Gecenin tartışması, Kemal Tahir’in tartışmaların hep odağında olan romanlarındaki tarihsel gerçeklerdir. Mete Tunçay, özellikle ‘Kurt Kanunu’ romanı üzerinden eleştirilerini yöneltir ve Kemal Tahir’in tarihi gerçekleri çarpıttığını iddia eder…

Kemal Tahir bütün bu eleştirilere cevap verir ama rahatsızdır yapılan eleştirilerden. Eşiyle birlikte saat 22.30 sıralarında ayrılır Barlas’ın evinden. Eşi Semiha Hanım’ın doktora gitme teklifini reddederek evlerine dönerler. O gece sabaha karşı yani takvim yaprakları 21 Nisan 1973’ü gösterirken sabah saat 05.30 sularında vefat eder…

Son günü, son gecesi, son anlarıdır bu yaşadıkları Kemal Tahir’in. Bilemeyiz ki içini. Kim bilir neler hissetti de yaşadı ve bu kadar heyecanlanarak kalp krizi geçirdi? Hayatı boyunca kendisine yapılan eleştirileri hep olgunlukla karşılayan, hep konuşmanın ve diyaloğun önemine vurgu yapan biriydi aslında…

Anmak, anlamak adına Kemal Tahir’den birazcık bahsetmeye çalıştım dostlar. Üretimleri saymakla bitmez ama daha çok “Yorgun Savaşçı”, “Esir Şehir Üçlemesi”, “Devlet Ana” kitaplarıyla ve Nâzım’la Çankırı Cezaevi’nde birlikte yatarak aralarındaki dostluğu ile bilinen, Türk Edebiyatı’nın önemli yazarlarından Kemal Tahir…

Adını öylece söylemesi kolay. Öyle derinlikleri var ki!

İstanbul Sahrayıcedit Mezarlığı’nda yatar şimdi, ebedi istirahatgâhında. Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…

Kemal Tahir… İçel Sanat Kulübü’nde, Kazım dostumla birlikte anacağız, çok yakında..

Kemal Tahir / Baha  Akıner ki

Bir yanıt yazın

Top