BODRUM BODRUM AL İŞTE BODRUM

Sosyal Medyada Paylaş

YAŞAR EYİCE

*- Beş yılı kaldı!

Önce 1970’li yıllarda tanıdığım bir bürokratın kulaklarını çınlatmak istiyorum…

Türkiye’de ilk açılan Turizm Bürolarından biri olan Bodrum’da Emine Çam vardı…

‘Yolumuz da yapılmasın, kimse de buraya gelip yerleşmesin!’ diyordu…

Nedeni ise basitti;

‘Bir Cennet olan Bodrum’u Cehenneme çevirecekler!’

Yalnız sıradan insanlar mı?

Turistler mi?

Dağ taş ev duldu…

Daha beş altı ay önce hem Bodrum Belediye Başkanı hem de Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı açık ve net konuştular,

‘Şu anda bile kim bilir kaç tane kaçak inşaat vardır!’

Bu işe soyunanlar kerli ferli ve uzman olarak tanınanlar…

Sıradan biri bu cürette bulunabilir mi?

Neyse bugün açıklandı;

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bilmem kaç hektar alan inşaata açılmış…

Belki hatırlarsınız yakılan ormanlık alanlar için bir Bakan, ‘Buraya tavuk kümesi bile yaptırtmayız’ gibisinden laflar etmişti.

Ne oldu?

Fotoğraflar yayınlandı,

‘Önceki hali, şimdiki hali!’ diye…

Bunları ‘giriş’ olarak yazdım…

Bodrum’da gençliğimizden bu yana tanıdığımız bir isim var;

Arkeolog Oğuz Alpözen…

Bodrum Kalesi ile Müzesinin efsanevi Genel Müdürü…

Şimdi emekli…

Evinin penceresinden ‘hüzünlü’ olarak Kale’yi ve müzeyi seyrediyor…

Birçok kültür ve sanat ile Türkiye aşığı gibi kahroluyor…

Neden mi?

En basitini söyleyeyim:

Daha yeni öğrendim:

‘1990 yılında sergilenmeye açılan, M.S. 11. Yüzyıl Serçe limanı batığının bin yıllık ahşapları, 22C ve %50 rutubet ortamı artık sağlanamadığından ölüyor.

Geminin ahşapları yeşillenmeye başlamış.

‘İmdat imdat!’ diye bağırıyor.

Böyle sürerse ahşap gemi, beş yıla kalmadan toz olup yok olacak.

Bakanlık ve INA’ya sesleniyorum; lütfen yardım edin.’

Tabii ki bu ‘imdat’ çağrısını yapan ve bizi bilgilendiren uzmanın Oğuz Alpözen olduğunu anlamışsınızdır.

İnanın elimde hem Oğuz Alpözen büyüğümüz, ustamız, uzmanımızın haklı mücadelesi ile ilgili çok not var..

‘Bugün yarın’ derken bir türlü ele alamadım…

Bodrum’dan Bodrumlulardan nedense hiç ses çıkmıyor…

Neredeyse herkes kafasını kuma sokmuş…

*- Buzdolapları varmış!

Bilmiyorum hatırlayan çıkacak mı?

Bakın birileri neyle ilgileniyor?

Küçük bir örnek vereceğim, gerisini siz düşünün…

Söylediği ve yazdığı şu:

‘Konya’da borcundan dolayı kendini TIR’a asan babanın; Ankara’da ‘Çocuklarım aç, çocuklarıma bakamıyorum!’ diye kendini yakan babanın evinde de buzdolabı vardı.’

Ben böylelerine ‘Allah cezanızı versin!’ diyorum, elimden başka şey gelmiyor…

Tabii bunların Bodrum Müzesi ile ilgilenmeleri imkânsız…

*- Ayrılma değil birleşme zamanı

Öncen haberi paylaşayım, sonra da ‘acı’ da olsa yorumumu yapayım.

Belki birileri okur ve yararı olur…

İzmir’de bulunan  Balkan Dernekleri, Federasyonları, Başkan, Yönetici ve üyeleri ile birlikte Konak Meydanında bulunan Kemeraltı çarşı girişinde Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı yapmış olduğu saldırıya tepki göstermek, Dost ve Kardeş ülke Azerbaycan’a,Azerbaycan halkına destek amacıyla basın açıklaması düzenledi.

Basın açıklamasını İzmir Barosu Ve Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmir Şubesi Eski Başkanı Aydın Özcan gerçekleştirirken, açıklama öncesi istiklal Marşı okundu.

Özet gayet itinalı hazırlanmış…

İzmir’de ve yurt genelinde o kadar çok Balkan dernekleri var ki, tam sayılarını bilmek kolay değil.

Çünkü yıllardır, önce birleşip bir dernek çatısı altında buluşuyorlar, sonra aralarında liderlik anlaşmazlığı çıkıyor, bir bakıyorsunuz aynı dernek çatısından iki ya da daha fazla dernek çıkmış.

Artık buna son verme zamanı geldi ve çattı.

Bir de bunlara ilaveten siyasette bir yerlere ulaşmak için balkan kökenli göçmenleri kullanmak isteyenler var ki, bunlar da bir şekilde ya devletten, ya da kurumlardan hatta belediyelerden bir şeyler kapıyorlar.

Bunlar da biliniyor.

Bunları nereden anımsadım;

‘En fazla üye bizde, neden bizim adımız yok!’ diye açıklama yapıldığı için..

Eminim yanlışlık olmuştur.

Ama sinek küçük ama mide bulandırıyor.

***-

GÜNCEL

*- 40 yıllık ipek yolu serüveni

Fransız seyyah ve fotoğrafçı Ferrante Ferranti’nin “Yolculuk” adlı fotoğraf sergisi eş zamanlı olarak Institut français Türkiye’nin Ankara, İstanbul ve İzmir salonlarında sergilenecek. Birbirinden farklı eserlerden oluşan üç sergi böylelikle bir bütünü oluşturacak.

1980’de henüz yirmi yaşında keşif yolculuklarına başlayan Ferrante Ferranti, köklerinin peşinde ilk önce “Güneş Ülkesi” Sicilya’ya, ardından Yunanistan’a gider.

1981 yılında Mısır gezisinde İslam sanatına ilgi duyan Ferranti fotoğrafçı olmaya karar verir.

Aynı yıl, Çanakkale Boğazı ve Altın Boynuz’un, Pamukkale ve Bizans’ın düşlerini kurarak Türkiye’ye gelir.

Sinan’ın minareleri, Topkapı köşkü, kervansaray kubbeleri ve Kapadokya fresklerine hayran kalır.

1997 yılından itibaren İran’dan başlayarak, Afganistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan ile devam eden serüven dolu yolculukları nihayet 2008 yılında doğduğu ülke Cezayir’de tamamlanır.

Akdeniz ülkelerinin tümünü gezen Ferranti her yıl Türkiye’ye geliyor. Keşifleri, arkeolog Jacques des Courtils ile birlikte, eşsiz fakat az bilinen bir dünya mirasına saygı olarak yazdıkları Antik Türkiye’ye Yolculuk’un yayınlanmasına yol açtı.

Yolculuk sergisi işte bu 40 yıllık serüvenin öyküsüdür.

Sergi tarihleri:

Institut français İstanbul – 12 Ekim

Institut français Ankara – 16 Ekim

Institut français İzmir – 20 Ekim

*—


Yaşar EYİCE0532 781 95 18E-Posta:yasar.eyice@gmail.comTwitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311

Bir cevap yazın