Pencereden baktım tankı gördüm YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Zaman çabuk geçiyor!

12 Eylül askeri darbesi üzerinden 40 yıl geçti.

Herkes kendine göre bir şey söylüyor.

Her zaman olduğu gibi bilen de konuşuyor, bilmeyen de…

Özellikle böyle durumlarda ‘şehir efsaneleri’ etkili oluyor.

Nedense inanmaya meyilliyiz…

Hemen inanır, hatta üstüne bir şeyler de ilave ederiz.

Genel işleyiş şöyledir:

Menfaat sağlayanlar ve menfaati elinden alınanlar…

Bunlar çatışır, biz de seyirci oluruz, taraf oluruz…

Geçenlerde 6-7 Eylül olaylarını konuştular…

İki gazete kupürü dikkatimi çekmişti…

Biri ‘Olayları çıkaran 40 komünist yakalandı!’ başlığını vermişti…

Bir diğerindeki manşet ise şöyle idi:

‘Mümayiş gececi tahrikât yapan otuzdan fazla komünist yakandı’

Suçlu görülenlere 10-15 yıl arası hapis cezası verilecekmiş!

Bir başka gazeteyi bir ‘G. Lalesi’ denilen kişi tutuyor ve gösteriyordu:

Neredeyse yarım sayfa tutan manşet korkutucu ve ürkütücü idi:

‘Atamızın evi bomba ile hasara uğradı!’

Hatırladığım kadarıyla bu paçavrayı elinde tutan kişinin kızı 1970 yıllarda uyuşturucudan ölmüştü.

Kimin ahı tuttu acaba bu zavallı kızın yaşamında?

Bilmeyene, ilgilenmeyene ya da ‘bana ne?’ diyenlere bir iki cümle ile anımsatayım;

İstanbul’da yaşayan Rum azınlığa karşı 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen organize toplu saldırı.

Olaylar, bir gazetede çıkan ve Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik, Yunanistan’daki doğduğu evin bombalandığını iddia eden yalan haberlerle tetiklendi.

Sonradan yakalanan bir Türk konsolosluk yetkilisi, bombayı olayları kışkırtmak için kurguladıklarını itiraf etti ancak Türk basını bunu görmezden gelerek bombanın Yunanlar tarafından atıldığını iddia etti.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim;

Az önce belirtmiştim;

‘Atamızın evi bombalandı’ manşetiyle ikinci baskı yapan, iktidar yanlısı

İstanbul Ekspres gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül’de290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan bir dernek üyelerince bütün İstanbul’da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlandığı da ortaya çıktı.

*- O heykel yerinde, ama tanklar yok

Şimdi 12 Eylül’e çok daha yakın zamana 40 yıl önceye gelelim:

O gece şekillenmeye başlayan Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve ekonomik dönüşümü hâlâ sürüyor.

Türkiye tarihinin en karanlık dönemi olarak hatırlatılan 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden 40 yıl geçti.

O gece ben Denizli’de horoz heykelinin bulunduğu meydanın karşısındaki otelde kalıyordum.

Sabaha karşı odanın telefonu çaldı, arayan temsilcimiz Ferruh Ölmez idi.

‘Kalk ağabey ihtilal oldu!’ dedi…

Uykulu gözlerle pencereden baktım, heykelin önünde tüm ana caddeyi kontrol edecek şekilde bir tank duruyordu.

Ferruhara sokaklardan yanıma geldi.

Ne yapacaktık?

İzmir’e dönme kararı aldım…

Sabah erkenden Sıkı Yönetim Komutanlığının bulunduğu, stadyum yolundaki askeriyeye gittim…

Gazeteci olduğumu belirttim, yol izni istedim, verdiler…

Ama araç yoktu…

Arada henüz habersiz köylülerin traktörleri, kamyonetleri ya da bulduğum araçlarla otostop yaparak, yolları tutan askerlere kimliklerimi göstererek merkeze döndüm…

Bölgeden gelen haberleri toplamaya başladım…

Sonuç olarak;

Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısını baştan aşağıya değiştiren darbenin etkileri ise halen sürüyor.

12 Eylül darbesinin ardından 650 bin insan gözaltına alındı, 50 insan idam edildi, 171 insan işkencede yaşamını yitirdi, 1 milyon 683 bin insan fişlendi.

Darbe sonrası 210 bin dava açıldı.

Bu davalarda 230 bin kişi yargılandı, 30 bin kişi siyasal sığınmacı olarak yurt dışına kaçtı.

Darbenin en ağır etkilerinin hissedildiği alanlardan biri basın oldu.

Bu dönemde gazeteciler toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası aldı.

300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci silahlı saldırıda katledildi. Yalnızca 12 Eylül 1980 ile 6 Kasım 1983 tarihleri arasında, cezaevlerinde veya gözaltında 183 kişi öldü.

Açlık grevlerinde ise 5 kişi yaşamını yitirdi.

Darbenin en çok vurduğu bir başka alan, akademi oldu.

Bu dönemde kurulan Yükseköğretim Kurumu (YÖK), bugün hâlâ varlığını sürdürüyor.

YÖK, kurulduğu dönemde akademi üzerinde bir baskı unsuru olarak işlev gördü.

12 Eylül döneminde 120 akademisyen görevinden ihraç edildi.

Öte yandan 15 Temmuz sonrası ilân edilen OHAL’de ihraç edilen akademisyen sayısı, 2018’e dek 5 bin 705 kişi oldu.

YÖK’ün varlığı bugün halen tartışılıyor.

Her yıl YÖK önünde eylemler yapılıyor ve cuntanın bir kurumu olduğu vurgulanıyor.

*- Güncelliğini koruyor

Siyaset kurumu da darbeden derin bir şekilde etkilendi. Yüzde 10 seçim barajı bu dönemde yürürlüğe girdi.

Bu yüksek barajla birlikte birçok siyasi iradenin parlamentoda temsilinin önüne geçildi.

Yüzde 10 barajına dönük tartışmalar 12 Eylül’ün 40’ıncı yılında güncelliğini koruyor.

*- CHP’nin son raporu

CHP, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’in ikinci yılı nedeniyle 2018’de “OHAL Raporu” yayınladı. Raporda, OHAL sonrası rakamlar, 12 Eylül askeri darbe dönemiyle karşılaştırıldı.

OHAL döneminde yapılan uygulamalar 12 Eylül’ü geride bıraktı.

Bir gün 2018 raporunu ele alırım.

80 öncesi yükselen işçi sınıfının hareketi, darbe sonrası uygulanan sıkıyönetim politikaları ve sermayenin 24 Ocak Kararları ile güçlendirilmesi sonrası kazanılmış haklarını kaybetti.

*- O gece neler yaşandı?

Darbe hazırlıkları 1980 yılının haziranında başladı.

Hazırlığın merkezi Genelkurmay Karargâhı’ydı.

Darbe planına “Bayrak Harekâtı” ismi verilmişti.

İlk girişim planı 11 Temmuz 1980 tarihinde saat 04.00 olarak belirlendi. Tüm ordu komutanlarına emir gönderilecek ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinin üçüncü emir-komuta zincirindeki darbesi hayata geçirilecekti. Ancak 2 Temmuz 1980’de Demirel hükûmetinin güvenoyu alması, orduyu planlarını ertelemeye zorladı.

Ve 12 Eylül 1980 tarihi için tüm hazırlıklar tamamdı.

40 yıl boyunca Türkiye siyasetini, ekonomisini, toplumsal yaşamını kökünden değiştirecek darbe girişimi, cuma günü sabaha karşı 03.59’da TRT radyosundan İstiklâl Marşı ve ardından anonssuz bir şekilde Harbiye Marşı’nın çalınmasıyla başladı.

Marş sona erdi.

Genelkurmay ve MGK Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı MGK’nin bir numaralı bildirisi okunmaya başladı.

Ardından 5 bildiri daha okundu.

Gözaltı süreleri 90 güne çıkarıldı.

Adil yargılanma hakkı tümüyle askıya alındı.

Sıkıyönetim Mahkemeleri kuruldu.

Gerekçe Kenan Evren tarafından ‘Ordu, kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır’ ifadeleriyle duyuruldu.

Darbenin komuta kademesinde Kenan Evren dışında; Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun bulunuyordu.

*- Unutabilir misiniz?

‘Hayata devam edebilmek için, geçmişi unutmamak gerekir’ derler…

Fakat çoğunluk için bu olası mı?

Başkalarını üzerek ilerlemeye düşünmek çok kötü bir seçenektir.

Hayat kimsenin ağlayarak kaybettiği bir başkasına gülerek kazandırmıyor.

Hayat, er ya da geç insanın başkasına yaşattıklarını kendisine de yaşatıyor.

Bakın Neyzen Tevfik ne demiş?

‘Geldikleri gibi gitmediler!

Kimi itini bıraktı, kimi bitini!

Kimi de piçini bıraktı…

Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!’

Bugünkü yazımın son notu:

Hayatta her şey olabilirsin; fakat önemli olan, hayatın içinde ‘insan’ olabilmektir…

*-

***-

GÜNCEL

*-Yılların emeği cam eserler

Seferihisar Belediyesi tarafından Seferihisar’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yılına özel düzenlenen Cam İşleme Sergisi açıldı.

5 yıldır bu sergi için çalıştıklarını belirten eğitmen Gülten Kular ‘Sergilenen 20 eserimizde Seferihisar’a has tüm değerleri görebilirsiniz. Mandalina, lavanta, Çocuk Belediyesi gibi değerlerimizi altın suyu ve saf altın kullanarak camlara işledik. Bu eserleri Seferihisar’ın kurtuluşgününde sergileyebiliyor olmak bizler için çok kıymetli. Her zaman yanımızda olan Başkanımız İsmail Yetişkin’e kendim ve tüm öğrencilerim adına teşekkür ediyorum’ dedi.

*-Foça’da zafer yürüyüşü

11 Eylül Foça’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98. Yıl dönümü dolayısı ile törenler ve kutlamalar düzenlendi.

11 Eylül 1922’de, Türk Ordusuna ilk hedefi işaret eden Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, daha sonra şöyle söyledi;

‘Bütün dünya duysun ki efendiler; artık İzmir, hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır.’

Ve bundan sonra, Cumhuriyetin aydınlık yüzü İzmir’den bir çift göz gibi parlayan Foça’mızın, 11 Eylül’de düşman işgalinden kurtuluşunun tarihi yazılmış oldu.

Çelenk töreni sonrasında Zafer Yürüyüşü yapıldı. Foça Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Bandosu eşliğinde Cumhuriyet Meydanından Demokrasi Meydanına kadar süren yürüyüşün sonunda Halk Oyunları gösterileri sunuldu. Ardından Kahramanlar Anıtı ziyaret edilerek anıta karanfiller bırakıldı.

Foça’nın kurtuluş günü kutlamaları, Karşıyaka Belediye Bandosu eşliğinde yapılan ilçe turu ile devam etti.

Bir cevap yazın