Zaferin Anlamını Ararken… / Buket Işıkdoğan Köse

Sosyal Medyada Paylaş

Zaferin Anlamını Ararken…

Buket Işıkdoğan Köse / Bir millet için bağımsızlık, bir başkası için yenilgi… Peki gerçek zafer nedir?

Zafer…

Türk Dil Kurumu’na göre savaşta kazanılan başarı, galibiyet, yengi…

Arapça kökenli bir kelime. Ama bizde öyle bir yere yerleşmiş ki yalnızca sözlük anlamıyla anlatmak yetmiyor. Zafer dediğimizde tarihimiz, mücadelemiz, gururumuz, kayıplarımız ve bağımsızlık duygumuz da bu kelimenin içine sığıyor.

Tarihimiz zaferlerle dolu bir milletin evladı olmaktan gurur duyuyorum. Biliyorum ki benim gibi düşünen çok insan var.

Bazen yörüngemizden sapıyoruz. Bazen inançlarımızla, milli duygularımızla sınanıyoruz. Bazen aklımız karışıyor, birbirimizden uzaklaşıyoruz. Ama bütün bunlara rağmen bizi birbirimize bağlayan, geçmişten bugüne taşıdığımız güçlü bir hafıza var.

Belki de bu yüzden Ağustos ayı başka bir anlam taşır.

26 Ağustos 1071… Malazgirt.

26 Ağustos 1922… Büyük Taarruz’un başlangıcı.

Ve 30 Ağustos… Zafer.

Aynı tarih aralığının yüzyıllar sonra bambaşka bir mücadelede yeniden karşımıza çıkması elbette düşündürücü. Tarihini bilen, geçmişin hafızasını taşıyan bir komutan için 26 Ağustos’un anlamını göz ardı etmek kolay değildir. Malazgirt, Anadolu’nun kapılarını açan büyük bir dönüm noktasıydı. Büyük Taarruz ise işgal altındaki bir vatanın yeniden ayağa kalkışının başlangıcı… 30 Ağustos 1922, yalnızca bir savaşın kazanıldığı gün değil; bağımsızlığa giden yolun en önemli dönemeçlerinden biriydi.

Fakat burada durup kendimize bir soru sormak gerekiyor:

Zafer nedir?

Çünkü tarih bize gösteriyor ki zafer, herkes için aynı anlama gelmeyebilir.

Bir toplumun zafer olarak gördüğü bir olay, başka bir toplumun hafızasında yenilgi, kayıp, hatta ihanet olarak yer alabilir. Tarih yalnızca kazananların değil, kaybedenlerin de hafızasında yaşamaya devam eder. O halde yalnızca kimin kazandığına bakmak yeterli midir? Belki de asıl soru şudur:

Kazanılan şey, hangi bedel karşılığında kazanılmıştır?

Ağustos ayına baktığımızda bu soruyu düşündüren başka tarihler de var.

6 Ağustos 1945: Amerika Birleşik Devletleri, Hiroşima’ya atom bombası attı.

9 Ağustos 1945: Bu kez Nagasaki…

Dünya savaş tarihinin en korkunç sayfalarından biri böyle yazıldı.

Tarih bunu bir savaşın sonucunu değiştiren askeri bir hamle olarak kaydedebilir. Ama önce insanı görmek gerek. Hayatını kaybeden insanları, geride kalanların acısını ve kuşaklar boyunca taşınan yaraları…

Bu nedenle buna zafer demek mümkün değil. Bu bir katliamdır.

Çünkü bir başkasının yok oluşu üzerine kurulan üstünlüğün insanlık açısından ne kadar büyük bir zafer olduğunu sorgulamak gerekir.

Belki de zaferin gerçek anlamını tam da burada aramalıyız.

Zafer yalnızca kazanmak değildir. Zafer, ne uğruna mücadele ettiğinizdir. Nasıl kazandığınızdır. Ve kazandıktan sonra ne yaptığınızdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bu noktada çok şey anlatıyor:

“Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir. Başarı ise ‘Başaracağım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir.”

Ama bu sözün yanına bir soru daha koymak gerekiyor:

Peki ya kazandıktan sonra?

Asıl mesele biraz da burada başlıyor.

Zafer; bir toplumun birlik ve beraberliğini koruyabilmesidir. Adalet duygusunu kaybetmemesidir. Halk ile devlet arasındaki bağın güçlenmesi, aradaki uçurumun büyümemesidir. İnsanların kendisini bu ülkenin eşit ve değerli bir parçası hissedebilmesidir.

Belki bunlar ilk anda akla gelenler…

Belki biraz da milli duygularla tarif ediyoruz zaferi.

Ama bir ülkenin en büyük zaferi, yalnızca sınırlarını koruması değil; insanını da koruyabilmesidir. Birlik içinde kalabilmek. Farklılıklarımızla birbirimizi düşmanlaştırmadan yaşayabilmek…

Adaleti koruyabilmek… Ve en önemlisi, halkın devlete; devletin de halka güvenebildiği bağı sürdürebilmek… İşte zaferden anladığım biraz da budur.

30 Ağustos’u değerli kılan yalnızca kazanılmış bir meydan muharebesi değildir. O gün, esaretin kader olmadığını bütün dünyaya ilan eden bir milletin iradesidir. Zaferin asıl büyüklüğü de burada yatar; toprağı kurtarırken umudu da kurtarmasında.

Bu yüzden 30 Ağustos yalnızca geçmişte kazanılmış bir savaşın yıl dönümü değildir. Bir milletin “Biz buradayız.” deme iradesidir. Ve belki bugün bize düşen, o zaferin yalnızca tarihini anmak değil, anlamını da yaşatmaktır. Çünkü zaferler yalnızca meydanlarda kazanılmaz. Bazen bir ülkenin en büyük zaferi, birbirinden uzaklaşmış insanlarını yeniden aynı duyguda buluşturabilmesidir.

Ağustos işte bu yüzden yalnızca zaferlerle dolu bir ay değil…

Zaferin ne olduğunu yeniden düşünmemiz gereken bir aydır.

 

Bir yorum

  1. Bu tarihi zafer esaretten kurtuluşa giden tam bağımsızlık mucadelesidir kendi topraklarimiz için işgale karşı anti emperyalist mücadeledir.
    Abd nin savaşları isgal sömürü için olmuştur kendi topraklarin dan çok uzaklarda.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir