*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Değiştirmek istediğin dünya değil; önce kendine verdiğin yön olsun.
İnsanın gerçek değişimi, kendine verdiği yönle başlar.
Gazeteci Ünal Tümin diyor ki;
“Niyetini düzeltirsen işin,
İşini düzeltirsen ahlakın,
Ahlakını düzeltirsen gittiğin yol,
Gittiğin yolu düzeltirsen, dünyan değişir…”
Tecrübe seni başarılı yapabilir; ama insanlara gösterdiğin saygı ve
değer, seni unutulmaz yapar.
Kaç yıl iş tecrüben olursa olsun, insanlara nasıl davranacağını
bilmiyorsan, hepsi değersizdir.
Gerçek değer, anlatılanlarda değil; ortaya konulanlarda gizlidir.
Kendini yetiştirebilmiş insanlar, yapabileceklerinden fazlasını
söylemeye utanırlar ama, cahil insanlar olduklarından fazlasını
söylemeye utanmazlar.

*- GÜVEN ve DÜRÜSTLÜK
Zekâ başarıyı, enerji hareketi, dürüstlük ise güveni inşa eder.
Güvenin olmadığı yerde hiçbir başarı kalıcı değildir.
Bir insanda üç şey arayın;
Zeka, enerji ve dürüstlük!
Eğer sonuncusu yoksa, ilk ikisiyle de uğraşmayın…
Nurten Akyazılılar, “Frida Kahlo’nun, dediği gibi; beni kim merak
ediyorsa, onu seviyorum.
Derdimi kim dert ediniyorsa, kim gülmemi istiyorsa, kime sığındığımda
canım yanmıyorsa, onu seviyorum.” Diyor.
Bozuk para gibi düşünmeden harcadığınız insanlara gün gelir iki
elinizle sarılma muhtacına düşersiniz de bulamazsınız bıraktığınız
yerlerde…

*- AKSİ HALDE
Düzgün sanayicilerimizin har zaman yanındayız.
Yerli üretimin hak ettiği yâri bulmasını da istiyoruz.
Ama lafla peynir gemisi yürümüyor.
Bunun için;
Teknolojik bağımsızlığı güçlendirir,
Kritik bilgi birikiminin ülke içinde kalmasını sağlar,
Nitelikli istihdama katkı sunar,
Tedarik zincirinin sürdürülebilirliğini destekler,
Sanayinin rekabet gücünü artırır ise biz mutlaka bu sanayicinin yanında oluruz.
Bugün üretmek, yalnızca mevcut ihtiyaçları karşılamak anlamına gelmiyor.
Aynı zamanda geleceğin teknolojilerini geliştirecek altyapıyı ve
yetkinliği inşa etmek anlamına geliyor.
Güçlü sanayi, güçlü mühendislik ve sürdürülebilir üretim kültürüyle mümkündür.
Gerisi laftır…
Halkı ve yetkilileri aldatmak demektir.
Bunun haricinde hareket edenler, açık ve net dolandırıcıdan,
sahtekarlardan, soygunculardan farklı değildirler.

*- OKUMAK LAZIM
Sıtkı Şükürer bildiğim kadarıyla İzmirli büyük iş insanlarının yakını.
Onların parasal işlerini takip ediyor. Yani önemli görevleri var.
Kalemi de konuşma özelliği gibi çok farklı ve çok iyi. Görüşü hep
kabul görmüştür. Ben ise zaman zaman ‘Yok canım!’ ya da ‘Olmaz böyle
şey!’ diyerek kafa yapım olarak ters düştüğüm zamanlar oldu.
Hatta, ‘Acaba kim bu yazıyı istedi!’ gibi tuhaf düşüncelere saptığım
da olmadı değil.
Ama diyorum ki, İzmir’in kendisine mutlaka ihtiyacı olanlardan.
Duruyor duruyor, günün konularını, önce anlatıp sonra da on ikiden
vuran yorumları yapıyor.
Bir ara kendisine muhalif olanlar apaçık ‘ekmeği ile’ oynamış ve resmi
görevli olduğu merkezlerden ayrılmasını istemiş ama muvaffak
olamamışlardı.
Şimdi son, benim gibi uzun yazdığı bir yazısından parçaları paylaşmak istiyorum.
Yazının başlığı, “Dövizin Endazesi Kaçınca!”

*- PARALARIN UZMANI
Sözü, varlıklıların danışmanı, para uzmanı Sıtkı Şükürer’e verelim:
“Bir yaz daha bitiyor.
Eylül’le birlikte tatil rehaveti azalacak, iş hayatının ve hayatın
diğer gailelerin daha yoğun yaşanacağı bir döneme yeniden adım
atacağız.
Fakat ekonomi açısından baktığımızda, mevsimler değişse de
tartıştığımız meseleler pek değişmiyor.
Bugünkü konumuz yine dövizin baskılanması.
Döviz baskılandıkça Türk Lirası’nın döviz karşısındaki gerçek değerini
ölçmek, başka bir ifadeyle ekonominin endazesini doğru yere koymak
giderek zorlaşıyor.
Kur bir süre baskılanabilir, ancak ekonominin diğer fiyatları bu
baskıya sonsuza kadar uyum sağlamak zorunda bırakılamaz.
Nitekim bunun en açık örneklerini hizmetler sektöründe görüyoruz.
Berberden içtiğimiz kahveye, restorandan otele kadar pek çok hizmetin
Türk Lirası cinsinden fiyatı, döviz karşılığına çevrildiğinde oldukça
yüksek rakamlara ulaşıyor.
Bu durum özellikle turizm bölgelerinde kendisini daha fazla hissettiriyor.
Bodrum’da esnafın yabancı turistlerin artık eskisi kadar gelmediğinden
ve Yunan adalarını tercih ettiğinden yakınması bu açıdan dikkat
çekici.
Elbette burada çuvaldızı biraz da kendilerine batırmaları gerekiyor.
Ancak meseleyi yalnızca esnafın yüksek fiyat talep etmesine bağlamak
da doğru değil.
Çünkü esnafın kira maliyeti, tedarik giderleri, personel ücretleri,
enerji ve diğer işletme maliyetleri de aynı ekonomik düzen içerisinde
yükseliyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan pahalılaşmanın yalnızca satıcının tercihiyle
açıklanamayacağı açık.
Asıl mesele, ekonomideki genel fiyat ve kur dengesinin bozulmuş olması.

*- SANAYİDE DE ENDAZE BOZULUYOR
Aynı tabloyu sanayide de görüyoruz.
Özellikle otomotiv yan sanayinde, oldukça gelişmiş ve ihracata çalışan
fabrikalarda ortalama işçi ücretlerinin 2.800 euro seviyelerine
dayanması dikkat çekiyor.
İlk bakışta yüksek ücret elbette olumlu bir gelişme gibi görünüyor.
Fakat aynı şirketin ihracat gelirleri döviz cinsinden yeterince
artmıyorsa, maliyet tarafındaki bu yükseliş şirketin rekabet gücünü
zayıflatıyor.
Sonuçta ihracatçı daha fazla ücret ödüyor, her türden girdi
maliyetleri artıyor fakat aynı ölçüde gelir elde edemiyor.
Bu da şirketleri giderek daha ciddi bir finansman darboğazına itiyor.
Dolayısıyla döviz kurunun baskılanması yalnızca tüketicinin cebini
değil, üreticinin bilançosunu da etkiliyor.

*-FUTBOLDAKİ RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?
Meselenin ilginç bir başka yansımasını ise futbolda görüyoruz.
Türk insanının hayatında futbolun ne kadar önemli bir yere sahip
olduğunu anlatmaya herhalde gerek yok.
Dövizin baskılanması ve Türk Lirası’nın reel değerinin tartışmalı hale
gelmesi, futbolcu transferlerinde de kendisini göstermeye başladı.
Bir dönem Türkiye futbolunda 10 milyon euro seviyesindeki transfer
ücretleri olağanüstü rakamlar olarak görülüyordu.
Bugün ise 10 milyonlarca euroluk bonservis bedelleri ve futbolcu
ücretleri çok daha rahat telaffuz ediliyor.
Geçtiğimiz sezon 75 milyon euro civarında bir bonservis bedelinin
ödenmesi, bu değişimin geldiği noktayı göstermesi açısından oldukça
çarpıcıydı.
Daha önce Icardi için konuşulan yaklaşık 10 milyon euroluk ücret dahi
Türkiye futbolunda alışılmışın dışında bir rakam olarak görülüyordu.
Bugün ise 3-3,5 milyon euro bandındaki en parlak futbolcuların
ücretlerinin 6, 7, 10, 12, hatta 15-20 milyon euro seviyelerine
çıkabildiğini görüyoruz.
Bunun futbolun kalitesini ve Türkiye liglerinin uluslararası
cazibesini artırması elbette olumlu.
Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmek gerekiyor.
Türkiye’deki kulüplerin önemli bir bölümünün ciddi borç yükü altında
olduğu biliniyor.
Bugün düşük görünen kur üzerinden alınan döviz cinsi borçlar, yarın
kurun reel değerine yaklaşması halinde kulüpler açısından çok daha
ağır bir yük haline gelebilir.
Başka bir ifadeyle bugün transfer piyasasında başarı gibi görünen
rakamlar, yarının bilançolarında ciddi bir risk olarak karşımıza
çıkabilir.

*- GAYRİMENKULDE FİYAT GERÇEKLİKTEN KOPUYOR
Benzer bir durum gayrimenkul sektöründe de yaşanıyor.
Özellikle lüks konut segmentinde fiyatların döviz cinsinden ulaştığı
seviyeler artık Türkiye’nin gelir yapısıyla ciddi biçimde çelişiyor.
Geçtiğimiz günlerde Çeşme’de deniz kenarındaki bir sitede 1+1
konutların bir milyon euronun üzerinde fiyatlarla satışa çıkarıldığı
haberlerini gördük.
Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, İskoçya’da 10 hektarlık devasa bir
arazi içerisindeki bir malikâne 650-700 bin pound seviyelerinde.
Aynı örnekler Amerika için de geçerli.
Bu karşılaştırma elbette birebir aynı nitelikteki gayrimenkulleri ifade etmiyor.
Ancak Türkiye’deki bazı konut fiyatlarının uluslararası ölçekte ne
kadar yüksek seviyelere ulaştığını göstermesi bakımından önemli.
Gayrimenkul piyasasında satışların yavaşlamasının nedenlerinden biri
de tam olarak bu fiyat-gerçeklik kopuşu.

*- İHRACATÇI DA EMEKLİ DE AYNI SORUNU YAŞIYOR
Döviz baskısının yarattığı sorun yalnızca turizmciyi, sanayiciyi veya
gayrimenkul yatırımcısını ilgilendirmiyor.
İhracatçı da aynı denklem içerisinde sıkışıyor.
Döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ler seviyesinden daha yukarı
taşınmasının gündeme gelmesi de aslında bu sıkışmanın bir göstergesi.
Kur baskılandıkça, ihracatçının rekabet gücünü koruyabilmesi için
farklı destek mekanizmalarına ihtiyaç duyuluyor.
Bu kez de döviz kuru üzerinden çözülemeyen sorun, başka bir maliyetle
telafi edilmeye çalışılıyor.
Bir başka çarpıcı örnek ise emekliler.
Sosyal Güvenlik Kurumu’na yüksek seviyede prim ödeyerek emekli olmuş
bir kişinin maaşı bugün yaklaşık 2.000 euro seviyelerine ulaşabiliyor.
Peki bu emekli mutlu mu?
Eğer yalnızca emekli maaşıyla geçiniyor ve bir de kira ödüyorsa, döviz
cinsinden maaşının yüksek görünmesinin günlük hayatında çok fazla bir
anlam ifade etmediği açık.
Çünkü önemli olan yalnızca gelirinizin döviz karşılığı değil, o
gelirle ne satın alabildiğinizdir.

*- İSVİÇRE GİBİ PAHALI, AMA İSVİÇRE KADAR ZENGİN DEĞİLİZ
Burada bizi düşündürmesi gereken başka bir karşılaştırma daha var.
Türkiye, uygulanan kur politikası ve fiyatların ulaştığı seviyeler
nedeniyle giderek İsviçre’ye benzeyen bir pahalılaşma görüntüsü
veriyor.
İsviçre, euro cinsinden dünyanın en pahalı ülkelerinden biri.
Fakat aradaki temel fark şu.
İsviçre’de kişi başına gelir 100-120 bin euro seviyelerinde.
Türkiye’de ise döviz baskılanmasına rağmen kişi başına 17-18 bin dolar
seviyelerini konuşuyoruz.
İsviçre’de yüksek katma değerli sanayi son derece gelişmiş.
Finans, teknoloji ve hizmetler sektörü güçlü.
Nüfusun azlığı da kişi başına düşen ekonomik değeri artırıyor.
Dolayısıyla İsviçre’deki yüksek fiyat seviyesi, yüksek gelir
seviyesiyle birlikte düşünüldüğünde daha anlaşılabilir ve
katlanılabilir bir durum.
Türkiye’de ise fiyatlar gelişmiş ülke seviyelerine yaklaşırken
gelirler aynı hızla yaklaşmıyor.
Sorunun özü de tam burada.

*- ENDAZEYİ KAYBETMEMEK GEREKİYOR
Ekonomide hiçbir fiyat tek başına oluşmuyor.
Kur, ücret, kira, enerji, finansman, hammadde ve verimlilik birbirine
bağlı bir zincirin halkaları.
En temel gerçekliğimiz, “döviz” bu ülkenin kıt kaynağıdır.
Döviz kurunu uzun süre baskıladığınızda diğer halkaların bu baskıyı
sonsuza kadar taşımasını bekleyemezsiniz.
Bir yerde mutlaka denge bozuluyor.
Kimi zaman turizmci mutsuz oluyor.
Kimi zaman ihracatçı rekabet edemiyor.
Kimi zaman sanayici finansman darboğazına giriyor.
Kimi zaman emekli aldığı maaşın satın alma gücünden şikâyet ediyor.
Kimi zaman da tüketici, kendi ülkesinde bir kahvenin, otel odasının
veya evin fiyatını döviz cinsinden hesapladığında şaşkınlığa uğruyor.
Sonuçta ortaya herkesin farklı nedenlerle mutsuz olduğu bir ekonomi çıkıyor.
Oysa mesele yalnızca dövizin kaç lira olduğu değil.
Asıl mesele, Türk Lirası’nın ekonominin gerçek dengeleriyle uyumlu bir
değere sahip olup olmadığı.
Çünkü ekonomik endazeyi kaybettiğinizde, fiyatların ne kadar pahalı
olduğunu ölçmekten önce neyin pahalı, neyin ucuz olduğunu bile
anlamakta zorlanmaya başlıyorsunuz.
Türkiye’nin ihtiyacı olan ise fiyatları baskılamak değil, ekonominin
bütün dengelerini yeniden yerine oturtmak.
Aksi halde dövizi baskılayarak elde edilen geçici rahatlık, hayatın
başka alanlarında çok daha ağır maliyetler olarak karşımıza çıkmaya
devam edecek.”
Bana “iki kere iki kaç eder?” diye sorarsanız, “yirmi iki!” derim…
İki tane ikiyi yan yana getirince, okurken (22) demem bu nedenle…
Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi?
Geçenlerde eski spor muhabirlerinden Atalay Ergezen, oğulları Ata ve
Mert ile ziyaretime geldiler.
Israrıma rağmen, içeri girmediler, kapıda konuştuk, hesaplarına göre
Urla’da parka gidecekler, sonra da sahilde bir gezinti yapıp, açık
havada uyuyacaklarmış..
Ben de bilmece gibi bir laf ettim:
“Yazılarımda bazı insanlara mesaj veriyorum,  anlayan anlar anlamayan
‘Bu ne?’ der” dedikten sonra, size görev, yazımı okuyun bakalım bir
masaj bulacak mısınız?” diye sordum…

 

 

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

*-YÖNÜNÜ SEÇMELİSİN / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir