*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

“Türk bayrağı nasıl asılır?” şeklindeki bir soruyla çoğumuz karşılaşmamış, bütün iyi niyetimizle Türk bayrağını balkonlara, pencerelere, araçların camlarına gönlümüzden geldiği gibi asmışızdır.

Fakat Türk bayrağının gerçek asılma şekli şu anda Türkiye’nin dört bir yanında doğru olarak uygulanmıyor.

Yalçın Mıhçı şunu söylüyor;

‘Türk Bayrağı duvarlara yanlış asılıyor!

Yıldız aşağıyı gösterecek biçimde asılıyor.

Bu durum sömürge ülkelerde olur.

Atatürk bunu değiştirerek bayrağımızdaki ay ve yıldızın yukarıya bakacak biçimde asılmasını istemişti…’

Bayrakların savaşta, barışta ve işgal altında farklı asıldığı bilinen bir gerçek olmasına rağmen yanlış uygulandığı da bir gerçek.

 

*- HİLAL ALTTADIR YILDIZ ÜSTTE

Bizim bayrağımız ise tabi sembollerden oluşur.

Balkanlar’daki, Anadolu’daki ve de Arap Yarımadasındaki tapu senetlerimiz olan şehitliklerimize ve kabir taşlarımıza bakarsak hilal alttadır ve iki elini göğe açmış yıldızı kucaklamaya hazırdır.

Şimdi gönder için yapılan bayraklarımızı binalara asıyoruz ve hilal aşağı doğru duruyor. Bu işgal yıllarının alışkanlığı. Cebinizdeki paralara bakın hilal göğe el açmış yıldız da üsttedir.

Okullar, üniversiteler, askeri karargâhlar hep hatalı bayrak asmaktadır.,

Eğitimci Yazar  Şerafettin Güç bayrak yapıcılarından tutun da tüm yetkililerin ve hatta tüm yurttaşların buna dikkat edip önem vermesi gerektiğini anımsatıyor.

 

*- SEVDASI PEŞİNDE

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunlarından Atalay Ergezen, bir zamanlar Türkiye’nin en büyük okuyucusu olan Tercüman Gazetesi’nin genç spor muhabirlerindendi.

Sanıyorum Hüseyin Yangır’ın şefliğinde Atalay Ergezen ile şu anda Yaşar Holding’in üst düzey yöneticilerinden Mehmet Aykırı ile birlikte sporda önemli atlatma haber ve söyleşiler yapıyorlardı.

Yıllar geçti şimdi Atalay Ergezen Urla’da bisiklet tamirciliği yapıyor.

‘Benim sevdam!’ dediği bisiklet tamirciliği için bir de ‘Gökkuşağı’ adı altında atelyesi var.

Tabii hemen her gün yaşantısını ya da yaptığı araştırmaları yazıyor.

Son yazısını şöyle bağlamış:

“Mete ile servis aracımızın kasasını açık karavan olarak kullanmanın yollarını arıyoruz.

Önce bir çadır kurduk kasaya, olmadı.

Bugün, şişme yatak aldık. Bi de uyku tulumu. Şişme yastıklar zaten vardı.

Üstüne deniz havlusu.

Urla İskele’de deniz kenarına çektik. Birkaç saatliğine prova yaptık.

Yıldızları izlerken serin hava solumak.

Uygun şartlarda, ara sıra dış ortamda uyumanın insana çok iyi geldiğini daha önce deneyimlemiştim.

Daha az uyku ile yetinmek ve dinç uyanmak sonuçlarından en önemlileri.

Kısa ve uzun vadede hem biyolojik hem psikolojik çeşitli olumlu etkileri var.

 

*- BANA SESLENMİŞ…

Bir zamanların genç spor muhabiri Sevgili Atalay Ergezen yazısının bir bölümünde bana da sesleniyor:

“Önerilerimi dikkate almakla kalmayıp, yazılarında paylaşan Sevgili Yaşar ağabeye bir önerim de bu olsun.

Abi, özellikle yaz günlerinde evde solunan havanın kalitesi klima ilavesiyle de iyice düşüyor.

İmkân varsa ara sıra balkonda, bahçede uyumayı deneyebilirsin.

Sabah uyandığında kendini daha dinç hissetmezsen, bir daha yapmazsın…

Bu kısa dönem etkisi.

Bir de uzun dönemdeki etkileri var…”

Ben de Atalay Ergezen’in önerisini, uygulama imkanı olan okuyucularıma duyuruyorum.

Yalnız şunu biliyor ve gürdüm:

Özellikle Urfa yöresinde, onlarca insanımız geceyi toprak çatılarında, geçiriyor.

Tabii uyku sersemi düşenler de oluyor.

Hatta ata sözüm olmuştur, ‘Düşen bilir!’ diye…

 

*-  DAĞDA- BAYIRDA- SAHİLDE

Atalay Ergezen, bilgi ve öneri dolu yazısında şöyle diyor:

“Geçen gün tanıştığımız, bilişim sektöründe çalışan Abdullah da bu etkiyi fark edenlerden. Bu yüzden her sene bir kaç kez, birer hafta olmak üzere bisikletini alıp Türkiye ‘nin istediği yöresine gidiyor.

Dış mekânda geceliyor.

Maddi koşulları, otelde kalmaya yeterli olmadığı için değil;

Yapay zeka ile uygun koşullarda açık havada uyumanın insan üzerinde etkilerini inceleyen araştırmaların sonuçlarını inceledik tartıştık.

Ara sıra kamp yaparak, yerleşikliğin hapseden kısmını hafifleten binlerce on binlerce kişi, kendilerine çok iyi geldiğini zaten yaşayarak biliyorlar.

Yapay zeka ile sohbetimiz bu konudan “ev” konusuna dallandı.

Ev ve evin dışı.

 

*- EVLENMEK!

Acaba hangi dillerde ‘evlenmek’ kavramı, kökünü ‘ev’ den alıyordu?

Kökünü ‘ev’ den alan ‘bir akit ile yaşamı paylaşmak’ kavramını kullanan toplulukların geçmişi göçebe miydi?

İlginç sonuçlar çıktı.

(Ama özetleyecek vaktim kalmadı. )

‘Evlenmek’ kimi Avrupa dillerinde, iki kişinin yanyanalığını anlatan kök kelimeler üzerine inşa edilmiş.

Ev, hane, çadır, barınma mekanı kelimelerden türetilmiş ‘nikahlar’ genellikle Türk, Kazak, Azerbeycan, Moğol coğrafyalarına ait.

Türkçede ‘evlenmek’, ‘ev sahibi olmak’ ile aynı kelimeyle ifade edilmesi yanında, konar göçerlikten kalma ihtimali de var.

Barınmaya muhtaç kalmaya ilişkin abartılı tedirginliğin seviyesini de deşifre ediyor olabilir.

Homeless olmaya ilişkin korkunun seviyesi, insana neler yaptırabilir?

Çocuk?

Dünyaya bir çocuk getirmek, ‘stratejik bir hamleden’ ibaret olabilir.

İçgüdüsel tedirginliklerden, konfora ulaşma, sürekliliğini garanti altına alma…

Bu marjinal gruplar için geçerlidir.

Avustralya’da sokakta yatanların çoğu Aborjin idi.

Kendilerine devlet ev verdiği halde, birçoğu kapısını penceresini kırıp, dışarıda yatmayı tercih ettiklerini söylemişlerdi.

Sinoplu Diyojen de dışarda yatıyordu.

Onunki biyolojik değil felsefik bir tercihti.

 

*- TENEKELİ MAHALLE

Burada bir anımsatma yapayım;

İzmirlilerin ‘Tenekeli Mahalle!’ dedikleri bir semt vardı, Kahramanlar’da…

Bu ‘Tenekeli Mahalle’de yaşayan Roman kardeşlerimiz, geçimlerini arabacılık, fayton sürücülüğü, ayakkabı boyacılığı ile sürdürüyordu genellikle.

İzmir’in bu kanayan yarası siyasetçiler için de propoganda vasıtası oluyordu.

Sonuçta sanıyorum ‘Boksör’ lakaplı Belediye Başkanı İhsan Alyanak, görevi teslim aldığı Osman Kibar’la da anlaşarak gecekonduları yıktı ve dörder katlı bloklar halinde yeni binalar kurdu.

Hatta sanıyorum Atalay Ergezen’in çalıştığı dönemdeki Tercüman Gazetesi’nin modern matbaası da burada idi.

Evler törenle teslim edildikten sonra gazetelerde şu haberler görüntülü olarak okundu,

Romanlardan bir kısmı, akşamları iş dönüşü, merdivenlerden çıkararak bir odalarını ahır yaptıkları odalara koyuyorlardı.

‘Bizim kıymetlimiz!’ diyerek atlara verdikleri önemi anlatıyorlardı.

Sanıyorum yaşı ileri birçok İzmirli o günleri ve ‘at sevgisini’ anımsayacaklardır.

Atlarıyla birlikte yatanlar da az değildi.

 

*- BARINMA İHTİYACI

Atalay Ergezer’e yine kulak verelim:

“Konar göçerlikten yerleşikliğe geçişte, en üst sıralardaki ‘bir evde barınma’ ihtiyacının abartılmasına, yine abartılı bir yanıtla karşılık veriyordu.

Evlenmenin, arabalanmanın, kariyerlenmenin, akrabalanmanın, paralanmanın bizdeki ihtiyaç hiyerarşisinin en üstlerinde yer aldığına dair birçok kanıt bulmak mümkün.

(Paralanmak!)

Ev sahibi, tapu sahibi olmanın/kalmanın birbirinin varlığına kast edecek boyuttakilerinden tutun, uzun yolculukları birlikte yapmış insanların dahi, ‘tapuya şerh’ koyduracak kadar sokakta kalma korkusu…

Ya da ‘yasal tedirginlikleri”’bir enstrüman olarak kullanıp, göçebe kültürün izlerini, onarılamaz gönül kırıklıklarıyla, mahkeme koridorlarıyla, kavgalarla yeniden, yeniden yaşamak.

Çocukların kafasına da, hayatın en önemlilerini; EV, ARABA, KONFOR vs olarak yazmak.

Yokluğunu, mahvolmakla eşdeğer biçimde kodlayıp; bu uğurda en yakınlarını dahi ‘rakipleştirip,’ türlü entirka ve zorbalıklarla YENMEYİ çocukların kafasında ‘sıradanlaştırmak…’

 

*- NE DEMEK?

Avcı toplayıcılık, konar göçerlik hesapta çok gerilerde kaldı.

Yerleşikliği kültürel olarak değil de sadece fiziki koşullarla anlamlandırmak, göçebeliği şehre böyle taşıyor işte.

Afaki örneklerin uzağında olmak, istatistiklere girmeyecek kadar normal hayat sürenler de bu iklimden payını almıyor değil.

‘Uç vakalar, normaldeki sıkıntıların görünebilir yüzüdür’ önermesine uygun.

Tatil demek ne demek?

Alıştığımız 4 duvardan bir süreliğine ayrılıp, başka bir coğrafi noktadaki 4 duvarın arasına girmek demek…

Göçebeliği tüm öğeleriyle birlikte külliyen reddetmek ne kadar anlamsız ve faydasızsa,

konaklama tesislerini, 4 tekerli otomobilleri de külliyen reddetmek akla uygun değil.

Korunmalıklar

ın, barınmalıkların ihtiyaç oranında alternatifi; açık havada gecelemek olabilir.

Hem faydası bilimsel olarak da kanıtlanmış.

Daha az uyku ile yetinmek ve dinç uyanmak sonuçlarından en önemlileri.

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

 

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ ASIYORUZ /  YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir