VARLIĞINLA YÜCELTİRKEN YOKLUĞUNLA EZME BENİ ÜNAL TÜMİN
Geçen sene için tüm dünyada değerlendirmeler yapıldı…
Doğru söylemem gerekirse ben, bu seneye pek umutlu giremedim…
Gerek yurt içi, gerekse yurt dışındaki gelişmelerde hep “kan ve göz yaşı” aktı…
Aslında 2016′ dan 2017′ e geçerken “şarkılardan bir fal tutup”şöyle mırıldanmıştım; “Gelişine sevinirken gidişinle üzme beni ” …
Türkiye’nin 79 milyonluk nüfusu kadar bir artışla dünyanın nüfusu 7 milyar kişiye ulaştı…
Bu kadar insanın ne dilediğini bilemem! Ama, benim ki ise yukarıdaki gibi kısacık bir dilekti işte …
Kısacası, şarkı sözlerindeki gibi “Ben yoruldum hayat, gelme üstüme” demek istemiştim… Olmadı işte…
Ölümle- kalım arasında şarkı söyleyip, dans eden Titanic’in güvertesindeki son yolculara bile benzettim yapılan son siyasi yorumları…
Hani ilk yolculuğuna 2 bin 340 yolcusu ile çıkan ve de “asla batmaz” denilen dünyanın en büyük transatlantiği olan Titanic, 15 Nisan 1912’de New Foundland’ın güneyinde bir buz dağına çarparak battı: 1513 kişi öldü…
* * *
İşte 2017 daha ilk gününden itibaren gerek ailemdeki ölümler, gerekse ülkem için Suriye bataklığında savaşan kahraman vatan evlatlarının şehit düşmeleri ve diğer terör haberleri ile gerçekten çok yoruldum…
Belki de bunun için bir süredir kendimi sessizliğe atıp bu şehirden kaçmaya çalıştım; O da olmadı! “Kalbi Ege’ de kalan” dünya insanları gibi benim de bu küçük kaçışlarımda kalbim hep İzmir’ de kaldı.
Evet 8 bin 500 yıllık görkemli geçmişe sahip olan Homeros’un da hemşehrisi olarak ben, 79 yıldır bu şehre aşığım arkadaş!..
Tıpkı “Türkiye sevdam, Atatürk sevdam, vatan, millet, bayrak sevdam” gibi…
Tüm yazılarımda bu ve buna yakın hayranlık hislerimi frenleyemeyişime sanırım sizler de şahit olmuşsunuzdur…
* * *
Bu Güzel memleketimde bir “başkanlık sevdası” nın ortalığı toz- tuman savurmasına birlikte şahit olmadık mı! Alladdin’in Sihirli Lambasından çıkan o “şeytan fantezileri”bile nasıl ortalığı germedi mi?
Hani Kurban Bayramı olsaydı pek çok Müslümanın bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde Mina denilen yerde yedişer taş alıp o şeytanı taşlamak isteyen çok insanın olduğunu otobüs, tren, vapur seyahatlerinde çok işiten olmuştur!
* * *
Dün sabah İzmir’ in yetiştirdiği değerli Tarih Öğretmenlerinden ve İTK’ nın eski müdürlerinden dostum Umur Sönmezdağ ziyaretime geldi. Bana “Nasılsın” dedi ve ben de ona İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu, Konak Belediye Başkanımız Sema Pekdaş, İzmir Millet vekilimiz Atilla Sertel ve de aşk şarkılarının unutulmaz bestecisi ve yorumcusu Özdemir Erdoğan misali şöyle cevap verdim: “İzmir Gibiyim”
Sönmezdağ’ da bu sözüm üzerine bana İzmir Konak Belediyesi tarafından aydan aya çıkan ve meslektaşım Işık Teoman’ın hazırladığı “KNK” dergisini uzattı. İşte ben 79 yıllık hayatımda yaşadığım İzmir’i, eski- yeni sokak, cadde ve güzelliklerini o yayın organında yaşıyorum desem yalan olmaz…
Sizlere de öneririm, bu derginin 30-35 ‘inci sayfalarında değerli dostum Umur Sönmezdağ’ın tam bir araştırmacı-tarihçi gözü ile hazırladığı “İzmir’in ilk bankaları” başlıklı yazısına bir bakın! Bugün “Varlık Fonu” na devredilen bankalarla , bir de İzmir’in ilk bankalarını görün, sonra da fikir yürütün!
* * *
Bakın ben bir de referandum sandığına uzanan şu önümüzde kalan 69 günlük yolda çürük sakız gibi önümüze atılan ve atılacak olan şu “Varlık Fonu” na da çok gıcık olanlardanım. İsterseniz buna Zeki Müren’den sonra , Zekai Tunca’ nın da çok okuduğu şarkısından aldığım sözlerle noktayı koyayım:
” Varlığınla yüceltirken yokluğunla ezme beni. Gelişine sevinirken gidişinle üzme beni. Sevinirken ben bahtıma seni bana verdi diye. ”
* * *
NOT:
Ontoloji ya da varlık felsefesi, temel sorunu varlık olan felsefi disiplin… Varlık ya da varoluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. “Varlık” ve “varoluş” ayrımını; “Varlık vardır” ve “Varlık yoktur” fikirlerini tartışır…
Bunu daha sonra tartışırız…
Hepiniz İzmir gibi olun…
***
