*- SEN DE KEŞFET / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Medyadaki ‘Kurban’ ve ‘Kurbanlıklar’ ilanlarını okumuşsunuzdur.
Birileri değil, birden fazla kişiler ‘Kurbanı biz keselim!’ diye haraç mezata çıkmışlardı.
Ama şartlar şaşırtıcı idi; ‘artış’ değil, ‘açık eksiltme’ gibi bir şey!’ vardı ‘Gel gel!’ ilanlarında…
Fakir fukara ve Afrika ülkelerinin gariban halkına kesilen kurbanları dağıtacaklar ve ‘duaları’ alınacaktı, söylemlere bakılırsa.
Bu ‘kapmaca yarışmasında’ neredeyse bir ‘kurban’, kasaptaki bir kilo kuşbaşı etten bile ucuza geliyordu.

Ama haklarını verelim bu kurban ilancılarının, etten mahrum Afrika halkının ‘kesilen kurbanlıklar’ sayesinde karınlarını doyururlardı.
Tabii ki bu ilan sahipleri aldıkları ‘kurban paralarının’ karşılığında hayırseverlerimize ‘beratlarını’ yani kağıt parçalarını gönderiyorlardı, masraftan kaçmayarak…

Yani aleni dolandırıcı bunlar…
Anadolu insanımızın, inanmışların paralarını böylece cukkalıyorlar,
Yani ceplerine atıyorlar…
Üç beş kuruşu kurbanlık hayvan alınıp, İslami usullerl kesilip Afrika’da bir ülke insanlarına ulaştırılabilinir mi?
Şöyle kendi kendimize bir düşünsek, doğruyu buluruz her halde…

*- BİZDEN BİRİ
Ben bunları düşünürken, yeğenlerimden biri aradı, ‘Anneannem için bir hayır yaptırdım!’ dedi.
Çok mutlu idi…
Tabii ki, ben de annem Makbule Eyice için bir hayır yapılmışsa mutlu olmaz mıyım?
Bir Afrika ülkesi Gana’da tifonun insanlar üzerinde kırım yaptırdığını öğrenen yeğenlerimden S., kendini hayır işlerine atamış varlıklı bir kadın ile temas kurmuş.
‘Ben de Gana’da bir bölge insanının yararlanacağı kuyu açılmasına rahmetli anneannem adına katkıda bulunmak istiyorum’ demiş.

Muradına da ermiş…
Yeğenim S. bana video ve fotoğraflarını göndermiş ve ek olarak da, “Dilek’in Çeşmesi’nin yapımını sağlayıp Gana halkına sağlıklı su konusunda katkıda bulunanların isimlerinin yazılı bulunduğu plaketin çekimini de belirtmiş.

– – HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞ
Baktım, Ganalılar için ‘eser’ sayılan su kuyusu ve çeşmesinin yapımını üstlenen altı Hayırsever Türk var…
Biri de Makbule Eyice adına yeğenim S. görünüyor.
‘Hayalimdi gerçekleştirdim!’ diyen S’ye, belirttiğim gibi ‘Umarım bu hayır işlerini düzenleyip para isteyenler benim değil senin düşündüğün gibidir’ dedim.
Ve ekledim, ‘Şüphe insanların doğruya ulaşmasını sağlar. Ayrıca imkânın varsa mutlak ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarının tahsil masraflarını karşılamaya çalış…’

Daha önce okuttuğu çocuklar okullarını ve üniversiteyi bitirmişler.
Bu arada Gana’da büyükleri adına su kuyusu açtıran Türklerin isimlerine ve adlarına hayır yaptığı büyüklerinin isimlerini öğrenip, inceledim.

Türkiye’de isim ve soyadı benzerleri çok olduğundan ben de bunların isimlerini Baş harfleri ile soyadlarını paylaşayım:
S, Kara, N.- S. Alkanat, Ç.D. Çelebi, S. Kubilay, E. L. Sırımoğlu ve annem Makbule Eyice…

Umarım insanlarımız ‘hayır’ işlerine daha fazla eğilirler.
Herkesin bu dünyada yapacağı işler vardır.
Şunu da söyleyeyim:
Ailemde adlarına cami yaptıranlar da var, okul yaptıranlar da…
İstisnasız hepsi Atatürkçüdürler…

*- UCUZLUK ARTIK YOK
Türkiye otomotiv pazarında son yılların en dikkat çekici dönüşümlerinden biri Çinli markaların yükselişi oldu.
Bu yapısal değişim, global çapta olduğu gibi ülkemizde de sektörün en önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
Otomotiv sektörünün önemli ismi Selçuk Nazik, Çinli otomotiv markalarının Türkiye pazarındaki konumunu; vergi yükü, elektrikli araç rekabeti ve tüketici tercihleri açısından değerlendirdi.

2021’de binek otomobil pazarından yalnızca yüzde 1,5 pay alan Çinli markalar, 2025’te yüzde 8,2’ye ulaşırken; Nazik büyümenin artık düşük fiyat avantajıyla değil, yatırım, donanım, kalite, verimlilik ve doğru ürün stratejisiyle mümkün olabileceğini söyledi.

*- BEDAVAYA RAĞBET YOK
Geri dönüşüm ve ‘Sıfır atık!’ son günlerde değil yıllardır gündemde,
Bir zamanların tanınmış gazetecisi Ertuğrul Kale, iki yıl dünyayı dolaşmış ve ‘Karbon ayak izi’ne ait bilimsel çalışmalar yapmıştı.
Zamanın bir Büyükşehir Belediye Başkanına, bu projeden, bir kuruş belediyenin bütçesinden masraf yapılmadan Ertuğrul Kale’den karşıksız alınabileceğini söylemiştik.

Olur mu?
Büyük paralar isteyen başkaları vardı, tabii ki onlar tercih edileceklerdi.
O günler geldi geçti, şimdi ‘Sıfır atık’ gündemini koruyor.
Gelişmelere şöyle bir göz atalım:
“Geridönüşüm için geldi” denilen atıkla “gerçekten geri dönüştürülen” arasındaki uçurum bir diğer büyük sorun.

*- İTHAL EDİYORUZ
Kanunen Türkiye sadece %1 kirlilik payı olan “temiz ve geri dönüştürülebilir” plastik ithalatına izin veriyor.

*- DERELER ve ARSALARA
Ancak Greenpeace ve TMMOB gibi kuruluşların incelemeleri, ithal plastiğin %50’ye varan kısmının (gıda kalıntısı, karışık malzeme vb. nedenlerle) geri dönüştürülemez olduğunu belgeliyor.
Bu “kirli” plastikleri işlemenin ekonomik veya teknik bir karşılığı olmadığı için, limandan çıkan konteynerler takip de edilmediğinden; kağıt üstünde “ithal edilmiş” görünen bu atıklar yol kenarlarında yakılıyor, nehirlere veya boş araziye dökülüyor.
Duke Üniversitesi verilerine göre Türkiye’deki toplam plastiğin (yerli+ithal) sadece %6’sı geri dönüştürülüyor; %33’ü doğaya dökülüyor, %61’i ise gömülüyor.

*- MERKEZ ADANA
Anlatmıştım:
Türkiye’nin plastik geridönüşüm ve işleme sanayisinin önemli merkezlerinden biri olan Adana, aynı zamanda bu faaliyetlerin çevresel maliyetinin en görünür olduğu merkezlerden biri haline geldi.
Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sedat Gündoğdu ve ekibinin yürüttükleri çalışmalar, Seyhan Nehri’nin Akdeniz’i en çok mikroplastikle kirleten nehirlerden biri olduğunu ortaya koyuyor.

Akdeniz, dünyada mikroplastik yoğunluğunun en yüksek olduğu denizlerden biri ve Türkiye kıyıları da bu kirliliğin en yoğun olduğu alanlar arasında yer alıyor.

*- ÇAĞRI YENİLENİYOR
Greenpeace Akdeniz, yerli atık yönetimini baltaladığı gerekçesiyle plastik atık ithalatının tamamen yasaklanması çağrısını yineliyor. Avrupa Birliği’nin (AB) güncellenen Atık Sevkiyat Yönetmeliği uyarınca, 21 Kasım 2026’dan itibaren AB’den OECD dışı ülkelere (Malezya, Vietnam, Endonezya vb.) plastik atık ihracatı en az iki buçuk yıl süreyle tamamen yasaklanacak.
Türkiye, bir OECD üyesi olduğu için plastik atık ihracatı yasağından muaf kalsa da artık Avrupa Komisyonu’nun izleme listesine alındı. Bu durumda Türkiye’ye gönderilen atıkların sadece teslime ulaştığına dair beyanla yetinilmeyecek; her bir tonun sürdürülebilir yöntemlerle yeni bir ham maddeye dönüştürüldüğünün kanıtlanması istenecektir.

Türkiye’nin Avrupa Komisyonu tarafından izleme listesine alınmasının temelinde, mevcut atık yönetim kapasitesine dair duyulan güven eksikliği ve izlenebilirlik (traceability) sorunları yatıyor. Sıfır Atık vizyonunun kağıt ÜZERİNDEKİ başarıları ile Adana gibi merkezlerdeki denetim boşlukları arasındaki bu çelişki, Türkiye’nin artık sadece kendi beyanlarıyla değil, AB’nin bağımsız denetçileri ve dijital izleme sistemleriyle “kanıt yükümlülüğü” altına girmesine neden oldu.

*- GERİ KAZANIM
OECD ve Greenpeace’in itiraz ettiği bir diğer nokta, Türkiye’nin yakılan plastikleri “geri kazanım” oranına dahil etmesi. 2024–2025 TÜİK verilerine göre yaklaşık 5 milyon ton atık çimento fırınlarında veya enerji santrallarında yakıldı. Uluslararası standartları GRI ve GHG Protokolü’ne göre yakma, bir geridönüşüm yöntemi değil.
1 ton plastik yakıldığında atmosfere 2 tondan fazla karbondioksit salınıyor.
Bu nedenle plastik yakmanın “doğrudan emisyon” olarak raporlanmaı gerekiyor.

*- SEN DE KEŞFET / YAŞAR EYİCE

*- SEN DE KEŞFET / YAŞAR EYİCE

*- SEN DE KEŞFET / YAŞAR EYİCE

*- SEN DE KEŞFET / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir