Tahsin TUNA / Hayat insana birçok şeyi öğretir. Kimi zaman bir kitapta bulamadığınız bilgiyi bir dost sandığınız kişinin davranışında görürsünüz. Kimi zaman yıllarca birlikte yürüdüğünüz insanların gerçek yüzünü, en ihtiyaç duyduğunuz anda öğrenirsiniz. Ve işte o zaman anlarsınız ki insanı asıl yoran şey ihanet değil, hayal kırıklığıdır.
Çünkü ihanet, düşmandan gelir. Hayal kırıklığı ise dost bildiğinizden…
Gençlik yıllarında insan herkesi kendisi gibi zanneder. Verdiği değerin karşılık bulacağını, gösterdiği samimiyetin aynı içtenlikle geri döneceğini düşünür. İnsanlara makamına, servetine, siyasi görüşüne ya da sosyal konumuna göre değil, insan olduğu için değer verir. Çünkü insan olmanın özü de budur.
Ne var ki zaman, en büyük öğretmendir.
Yıllar geçtikçe anlıyorsunuz ki herkes aynı dili konuşsa da aynı duyguları taşımıyor. Bazıları dostluğu bir çıkar ilişkisi olarak görüyor.
Bazıları sizi yalnızca işine yaradığınız sürece hatırlıyor. Bazıları ise yüzünüze gülerken arkanızdan bambaşka cümleler kuruyor.
İşte insanı düşündüren de bu değil mi?
Bir tebessümün bile hesapla verildiği, bir selamın bile menfaat terazisinde tartıldığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanların birbirine yaklaşırken bile önce “Bana ne kazandırır?” diye düşündüğü bir dönemde samimiyet giderek nadir bulunan bir hazineye dönüşüyor.
Oysa gerçek dostluk; mutlu günlerde alkışlamak değil, zor günlerde yanında durabilmektir. Başarıyı kutlamak değil, başarısızlıkta omuz verebilmektir. Gerçek dost, herkesin alkışladığı günlerde değil, herkes sustuğunda konuşabilendir.
Hayatın bana öğrettiği en önemli gerçeklerden biri de şu oldu:
Bazen en çok değer verdikleriniz yanınızda olmaz. En çok güvendikleriniz sessizliğe gömülür. Ama hiç ummadığınız insanlar, en karanlık günlerinizde elinizi tutar. İşte o an insan dostluğun da, vefanın da, insanlığın da makamla, mevkiyle ve unvanla ölçülemeyeceğini anlar.
Özellikle toplum önünde görev yapan insanlar için bu durum daha belirgindir. Gazetecilikte, siyasette, yöneticilikte ya da herhangi bir sosyal çevrede; insanlar sizi çoğu zaman kişiliğiniz için değil, temsil ettiğiniz güç için tanır. Güç azaldığında kalabalıkların da nasıl dağıldığını görmek mümkündür.
Bu yüzden artık insanların söylediklerinden çok yaptıklarına bakıyorum.
Çünkü söz vermek kolaydır, yanında durmak zordur.
Gülümsemek kolaydır, samimi olmak zordur.
Dost görünmek kolaydır, dost kalmak zordur.
Yaş aldıkça insanın çevresi küçülür ama gönlü berraklaşır. Kimin neden yanında olduğunu daha iyi görür. Sahte dostlukların kalabalığındansa, birkaç gerçek insanın varlığının ne kadar değerli olduğunu anlar.
Belki de hayatın özü budur…
Herkesi sevmek zorunda değiliz ama herkese insan gibi davranmak zorundayız. Herkesle aynı fikirde olmak zorunda değiliz ama saygıyı kaybetmemeliyiz. Çünkü günün sonunda geriye makamlar, unvanlar, alkışlar değil; bıraktığımız izler ve kurduğumuz gerçek insan ilişkileri kalacaktır.
Ve insan, ömrünün sonuna doğru bir gerçeği daha derinden kavrar:
Asıl zenginlik sahip olduklarımızda değil, zor günümüzde kapısını çalabileceğimiz insanların varlığındadır.
Gerisi ise zamanın önünde dağılıp giden birer gölgeden ibarettir.
Vesselam…
İNSANI YORAN İHANET DEĞİL, HAYAL KIRIKLIĞIDIR

İNSANI YORAN İHANET DEĞİL, HAYAL KIRIKLIĞIDIR

İNSANI YORAN İHANET DEĞİL, HAYAL KIRIKLIĞIDIR

İNSANI YORAN İHANET DEĞİL, HAYAL KIRIKLIĞIDIR
