*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Bursalı Cengiz Kütükçü anlatımının başlığını, “Mecliste vahşi kapitalizm!’ koymuş ve yazısına “Biliyorum, başlığı okuyunca ‘Ne alaka!’ diyeceksiniz?” sorusuyla başlayarak devam etmiş.

Ben de ‘Ne alaka?’ diyerek anlatayım:

“Çok iyi tanıdığım bir meslektaşım, seçim süresince bir milletvekili adayının medya danışmanlığını yaptı, sonra da milletvekili seçilen ünlünün yanında yani Ankara’da mecliste görevine bir süre devam etti.

Sonunda gelişmelere dayanamayarak istifa etti, iş aradı…

‘Ballı kaymaklı!’ diye düşünülün görevden ayrılınır mı?

Meğer işin perde arkası başkaymış;

“Hak- hukuk” diyen o milletvekili ‘Sana iş verdim!’ dediği genç meslektaşımızın aylığının yarısını kendisine alıyormuş…

Sanki komisyoncu…

Çocuğu da olan bizim danışman arkadaşımız da, geriye dönüp iş aramaya başlamıştı.

Yazdıklarım hayal mahsulü değil, gerçeğin ta kendisi…

Şimdi genelde hiçbir yerde bulamayacağınız, Bursalı Cengiz Kütükçü’nün ‘Vahşi kapitalizm!’ dediği olaya kısaca göz atalım;

Konumuz TBMM ve çalışanları…

Bir ara aynı görevi, yani ‘milletvekili danışmanlığı’ yapan Cengiz Kütükçü, detayları ve örnekleri anlatınca, “Bu kadar da olmaz, bu insan sömürüsüdür.” diyeceksiniz.

Çalışanlar açısından vahameti ortaya koymaya gayret etmiş Cengiz Kütükçü…

 

*-GÖNDERİLENLER

“TBMM’de, Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi, Muhafız Alayı vardı, kaldırıldı.

Daha önceki yıllarda Meclis lokantasının menüsünde rakı ve bira vardı. Önce rakıyı, sonra birayı kaldırdılar.

Çok deneyimli aşçılar ve servis personeli vardı.

Onları emekli edip yerlerine alınanlar olunca yemeklerin de lezzeti kalmadı. “

Bunları okuyunca herhalde birçok kişi, ‘iyi olmuş!’ diyerek bir nebze olsun fikren ve ruhan rahatlamıştır.

Şimdi konuya devam edelim:

“Eski lokantaların üzerine, çeşitli yemekler sunan peşi sıra lokantalar açıldı.

Yetmedi, içinde yüzme havuzu ve lokantası bulunan büyük bir sosyal tesis açıldı. Anlayacağınız bazıları, çaktırmadan kendi insanları, yakınları için Meclis çatısı altında yeni iş imkânları yarattı.

Dahası;

“İşte bu yeni insan kaynağı, Meclis’in o liyakatli, deneyimli ve kaliteli insan kaynağını yerle bir etti. Çalışanlar için kötü günler de işte o zaman başladı. Tabii dışarıdan bakınca çalışanlar, ekonomik ve sosyal açıdan statülü insanlar gibi görünüyor ama öyle değil…”

Cengiz Kütükçü’nün bu anlatımı benim gibi sizlere de ‘ilginç!’ gelmeli…

Unutmayalım, TBMM çalışan ve görevlileri de bizler gibi birer emekçi…

Onlara kızmayalım, öfkemizi çıkarmaya çalışmayalım…

 

*- ‘BOŞ OL!’

“TBMM’de milletvekillerine üçer kişilik kadro verilir.

Bunlardan ikinci danışman olan kişinin kamu mensubu olması zorunludur.

Birinci ve üçüncü danışmanların ‘seçiminde’ ise böyle bir zorunluluk yoktur.

Bu üç kişinin de hiçbir iş garantisi bulunmaz.

Arap ülkelerinde bir erkek karısına üç kere ‘Boş ol!’ dediğinde evlilik nasıl bitiyorsa, burada da milletvekilinin yalnızca ‘Seninle çalışmayacağım!’ demesi yeterlidir.

O anda işsizsiniz.

Sadece ‘ikinci danışmansanız, kamudaki kurumunuza geri dönme’ şansınız vardır.

Kadrosu başka bir kurumda olup 25 yılı aşkın süredir farklı milletvekilleriyle olsa da çalışan insanlar, emekli olacakları zaman, her ne kadar 25 yıldır primleri Meclis üzerinden yatırılmış olsa da kadrolarının bulunduğu kurumdan emekli olurlar. Tazminatları ve emekli maaşları da o kurumdaki kadrolarına göre hesaplanır.

Meclis’te çalıştıkları 25 yıl boyunca kesilip yatırılan primler âdeta çöpe gider.

Bunu bir örnekle anlatayım:

Şu anda Meclis’te çalışan, asıl kurumu Maliye Bakanlığı olan ve bugün ayda 100 bin lira maaş alan bir kişi, emekli olduğunda yaklaşık 40 bin lira maaş alacak.

Eğer Meclis’ten emekli olsaydı maaşı 55 bin liranın üzerinde olacaktı.

Büyük hak kaybı var.

Ayrıca 3600 göstergesi mecliste herkese uygulanmadı orada da ayrımcılık var…”

Bugün artık Meclis’in kendi memur kadrosunda kala kala yaklaşık 650 kişi kalmıştır. Meclis bu insanların emekli olmasını beklerken, onlar da bunaldıkları ve yoruldukları hâlde ekmek parası için emeklilik yaşlarını ısrarla bekliyorlar. Aksi hâlde aç kalacaklar.

*-ŞANSIZLIK

Gelelim bir ve üç numaralı kadrolara…

Onların durumu daha da vahim.

Bu arkadaşların bağlı oldukları başka bir kamu kurumu yoksa kaç yıl çalışırlarsa çalışsınlar, işsiz kaldıkları anda ‘tazminatsı’z ayrılıyorlar.

Çünkü Meclis, bu arkadaşları ‘her yıl aralık ayının son günü işten çıkarıp’ sonra yeniden işe alıyor.

Alın size vahşi kapitalizm!

İşe başlamışsınız, aradan bir iki yıl geçmiş. Belki ev ya da araba almışsınız veya çocuklarınızı okula yazdırmışsınız. Bir sabah, yaşanan bir olaydan dolayı vekil işinize son veriyor ya da vekiliniz vefat ediyor.

İşte o anda borçlarınızla birlikte sokakta kalıyorsunuz.

Bir de muhalefet çalışanıysanız size kim iş verir?

Bütün bunları bilen Meclis, yıllardır belirli bir hizmet süresini dolduran insanları kadrosuna almıyor.

Ancak her dönem görevi sona eren Meclis başkanları, kendileriyle çalışan kişileri Meclis kadrosunda çeşitli makamlara getiriyor.

‘Bu kadar yüksek maaşları kimse almıyor. Çalışırken emekliliğinize yatırım yapın.’ diyebilirsiniz ama iş öyle değil.

Yeni yılda başlayan maaşlar yüksek vergi diliminden dolayı üçüncü ayda maaşın üçte biri gidiyor.

Örneğin ben danışmanlık yaparken, milletvekilinin bütçesi olmadığından dört yıl boyunca Bursa’daki konaklama ve yeme içme masraflarımı kendi cebimden ödedim. Gerisini siz hesaplayın.”

Cengiz Kütükçü’nün bu açıklaması bana da ‘ücret almadan’ yaptığım danışmanlığım aklıma geldi. Üç bakanlıkta görev yaptım, ‘Benim maaşımı çalıştığım gazete de Dinç Bilgin ile Aydın Bilgin ödüyor’ diyerek devletten bir kuruş almadım. Milletvekile ve bakan danışmanlıklarım bana maddi yük getirdi. Nasıl mı? Değişik istenilen renkte (koyu renk) takım elbiseler yaptırdım, kıyafetler aldım. Tabii ki hepsi cebimden. Ayrıca Bakanın bazı hayır kurumlarına görevi ve durumu nedeniyle bağışlar yapıldı, bunları da ben ödedim. Hatta o zamanlar bir ara İzmir Valisi Kutlu Aktaş konuşmamızda hayretini gizleyememiş. ‘Ben senin dolgun maaş aldığını sanıyor ve düşünüyordum..’ demişti, odada o sırada bulunan Urla ve Aliağa kaymakamlarının yanında…

Bitti mi? Tabii ki hayır!

 

*- BAŞKA PARTİLERDEN!

Yeni bir yasama dönemi geldiğinde, çalıştığınız milletvekili artık Meclis’te değilse yeni bir milletvekili bulmak için çalışmalarınız başlar.

Bulamazsanız ya kurumunuza dönersiniz ya da borçlarınızla birlikte işsiz kalırsınız.

Yıllardır iktidarda olunca bu sistemde açıkta kalmıyorsunuz.

Çalıştığınız vekil sizi çeşitli kurumlara atayabiliyor ya da kendi referansıyla size başka bir milletvekili buluyor.

Aynı durum bazı partiler için de geçerli.

Bazıları da kendi içinde bu sorunu bir şekilde hallediyor.

Burada en kadersiz olanlar, yıllardır CHP’de çalışanlardır. Zaten iktidar olunamadığından ve yeterli kadro yetiştirilemediğinden, milletvekillerinin yarısından fazlasının kadrosunda başka partilerden gelen çalışanlar bulunmaktadır.

Ayrıca son yıllarda partide milletvekili olanlar tabandan gelmedikleri ve liyakatli olmadıkları için kadrolarını seçerken ne partili olmaya ne de deneyime bakıyorlar.

Hatta kadrolarındaki insanları kıskandıklarından ve onların kendilerinden daha iyi olabileceklerini düşündüklerinden, yönetebilecekleri kişileri seçiyorlar.

Bunun en net örneği şudur:

Kaç vekil gelip gitse de yıllarını veren, deneyimli, liyakatli ve kıymetli bu insanlardan hiç milletvekili ya da belediye başkanı olan birini gördünüz mü, duydunuz mu?

Hayır!

Çünkü önleri açılmaz; onlar kıskanılır.

Ayrıca Meclis’te son yıllarda danışman kadroları, vekillerin akrabaları ve yakınlarından oluşmaya başladı.

Azınlıkta olsa da muhafazakâr partilerde, özellikle kadın danışmanların seçiminde milletvekilinin eşinin karar verdiği durumlar yaşanıyor.

Burada bitireyim. Çünkü bitmeyecek kadar büyük bir sistemsizlik Meclis’e çökmüş vaziyette.

Daha alt kadrolarda çalışanların durumu ise çok daha vahim.

Temizlik kadrolarının taşeron firmalar tarafından sağlandığını hatırlıyorum.

Dönem dönem muhalefet milletvekilleri bu sorunları kürsüden dile getirseler de değişen bir şey olmadı.

İnsanlık, bugünün Türkiye’sinde her yerde can çekişiyor…

Ben de sorayım, ‘Siz hiç bu durumu dillendiren bir milletvekili duydunuz?

Zaten seçtiklerinizi tanımaz, bilmezsiniz, benim gibi…

 

*- REKOR KIRDI

Milli güreşçi Zeynep Yetgil Kamal, İtalya’nın Taranto kentinde düzenlenen 2026 Akdeniz Oyunları’nda kadınlar 53 kilo kategorisinde mindere çıkarak tarihi bir zafer elde etti. Şampiyonluk mücadelesinde İspanyol rakibi Carla Jaume Soler karşısında ezici bir üstünlük kuran milli sporcu, yalnızca 39 saniye süren final karşılaşmasını 10-0’lık teknik üstünlükle tamamlayıp altın madalyanın sahibi oldu.

Türk spor tarihi açısından da büyük bir dönüm noktası niteliği taşıyan bu başarı sayesinde Türkiye, Akdeniz Oyunları tarihindeki toplam 1.000’inci madalyasına ulaştı. Zeynep Yetgil Kamal’ın minderdeki bu dominasyonu ve kazandığı altın madalya, Türk güreşinin uluslararası arenadaki gücünü bir kez daha tescilledi.

*-

Bursalı Cengiz Kütükçü anlatımının başlığını, “Mecliste vahşi kapitalizm!’ koymuş ve yazısına “Biliyorum, başlığı okuyunca ‘Ne alaka!’ diyeceksiniz?” sorusuyla başlayarak devam etmiş.

Ben de ‘Ne alaka?’ diyerek anlatayım:

“Çok iyi tanıdığım bir meslektaşım, seçim süresince bir milletvekili adayının medya danışmanlığını yaptı, sonra da milletvekili seçilen ünlünün yanında yani Ankara’da mecliste görevine bir süre devam etti.

Sonunda gelişmelere dayanamayarak istifa etti, iş aradı…

‘Ballı kaymaklı!’ diye düşünülün görevden ayrılınır mı?

Meğer işin perde arkası başkaymış;

“Hak- hukuk” diyen o milletvekili ‘Sana iş verdim!’ dediği genç meslektaşımızın aylığının yarısını kendisine alıyormuş…

Sanki komisyoncu…

Çocuğu da olan bizim danışman arkadaşımız da, geriye dönüp iş aramaya başlamıştı.

Yazdıklarım hayal mahsulü değil, gerçeğin ta kendisi…

Şimdi genelde hiçbir yerde bulamayacağınız, Bursalı Cengiz Kütükçü’nün ‘Vahşi kapitalizm!’ dediği olaya kısaca göz atalım;

Konumuz TBMM ve çalışanları…

Bir ara aynı görevi, yani ‘milletvekili danışmanlığı’ yapan Cengiz Kütükçü, detayları ve örnekleri anlatınca, “Bu kadar da olmaz, bu insan sömürüsüdür.” diyeceksiniz.

Çalışanlar açısından vahameti ortaya koymaya gayret etmiş Cengiz Kütükçü…

 

*-GÖNDERİLENLER

“TBMM’de, Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi, Muhafız Alayı vardı, kaldırıldı.

Daha önceki yıllarda Meclis lokantasının menüsünde rakı ve bira vardı. Önce rakıyı, sonra birayı kaldırdılar.

Çok deneyimli aşçılar ve servis personeli vardı.

Onları emekli edip yerlerine alınanlar olunca yemeklerin de lezzeti kalmadı. “

Bunları okuyunca herhalde birçok kişi, ‘iyi olmuş!’ diyerek bir nebze olsun fikren ve ruhan rahatlamıştır.

Şimdi konuya devam edelim:

“Eski lokantaların üzerine, çeşitli yemekler sunan peşi sıra lokantalar açıldı.

Yetmedi, içinde yüzme havuzu ve lokantası bulunan büyük bir sosyal tesis açıldı. Anlayacağınız bazıları, çaktırmadan kendi insanları, yakınları için Meclis çatısı altında yeni iş imkânları yarattı.

Dahası;

“İşte bu yeni insan kaynağı, Meclis’in o liyakatli, deneyimli ve kaliteli insan kaynağını yerle bir etti. Çalışanlar için kötü günler de işte o zaman başladı. Tabii dışarıdan bakınca çalışanlar, ekonomik ve sosyal açıdan statülü insanlar gibi görünüyor ama öyle değil…”

Cengiz Kütükçü’nün bu anlatımı benim gibi sizlere de ‘ilginç!’ gelmeli…

Unutmayalım, TBMM çalışan ve görevlileri de bizler gibi birer emekçi…

Onlara kızmayalım, öfkemizi çıkarmaya çalışmayalım…

 

*- ‘BOŞ OL!’

“TBMM’de milletvekillerine üçer kişilik kadro verilir.

Bunlardan ikinci danışman olan kişinin kamu mensubu olması zorunludur.

Birinci ve üçüncü danışmanların ‘seçiminde’ ise böyle bir zorunluluk yoktur.

Bu üç kişinin de hiçbir iş garantisi bulunmaz.

Arap ülkelerinde bir erkek karısına üç kere ‘Boş ol!’ dediğinde evlilik nasıl bitiyorsa, burada da milletvekilinin yalnızca ‘Seninle çalışmayacağım!’ demesi yeterlidir.

O anda işsizsiniz.

Sadece ‘ikinci danışmansanız, kamudaki kurumunuza geri dönme’ şansınız vardır.

Kadrosu başka bir kurumda olup 25 yılı aşkın süredir farklı milletvekilleriyle olsa da çalışan insanlar, emekli olacakları zaman, her ne kadar 25 yıldır primleri Meclis üzerinden yatırılmış olsa da kadrolarının bulunduğu kurumdan emekli olurlar. Tazminatları ve emekli maaşları da o kurumdaki kadrolarına göre hesaplanır.

Meclis’te çalıştıkları 25 yıl boyunca kesilip yatırılan primler âdeta çöpe gider.

Bunu bir örnekle anlatayım:

Şu anda Meclis’te çalışan, asıl kurumu Maliye Bakanlığı olan ve bugün ayda 100 bin lira maaş alan bir kişi, emekli olduğunda yaklaşık 40 bin lira maaş alacak.

Eğer Meclis’ten emekli olsaydı maaşı 55 bin liranın üzerinde olacaktı.

Büyük hak kaybı var.

Ayrıca 3600 göstergesi mecliste herkese uygulanmadı orada da ayrımcılık var…”

Bugün artık Meclis’in kendi memur kadrosunda kala kala yaklaşık 650 kişi kalmıştır. Meclis bu insanların emekli olmasını beklerken, onlar da bunaldıkları ve yoruldukları hâlde ekmek parası için emeklilik yaşlarını ısrarla bekliyorlar. Aksi hâlde aç kalacaklar.

*-ŞANSIZLIK

Gelelim bir ve üç numaralı kadrolara…

Onların durumu daha da vahim.

Bu arkadaşların bağlı oldukları başka bir kamu kurumu yoksa kaç yıl çalışırlarsa çalışsınlar, işsiz kaldıkları anda ‘tazminatsı’z ayrılıyorlar.

Çünkü Meclis, bu arkadaşları ‘her yıl aralık ayının son günü işten çıkarıp’ sonra yeniden işe alıyor.

Alın size vahşi kapitalizm!

İşe başlamışsınız, aradan bir iki yıl geçmiş. Belki ev ya da araba almışsınız veya çocuklarınızı okula yazdırmışsınız. Bir sabah, yaşanan bir olaydan dolayı vekil işinize son veriyor ya da vekiliniz vefat ediyor.

İşte o anda borçlarınızla birlikte sokakta kalıyorsunuz.

Bir de muhalefet çalışanıysanız size kim iş verir?

Bütün bunları bilen Meclis, yıllardır belirli bir hizmet süresini dolduran insanları kadrosuna almıyor.

Ancak her dönem görevi sona eren Meclis başkanları, kendileriyle çalışan kişileri Meclis kadrosunda çeşitli makamlara getiriyor.

‘Bu kadar yüksek maaşları kimse almıyor. Çalışırken emekliliğinize yatırım yapın.’ diyebilirsiniz ama iş öyle değil.

Yeni yılda başlayan maaşlar yüksek vergi diliminden dolayı üçüncü ayda maaşın üçte biri gidiyor.

Örneğin ben danışmanlık yaparken, milletvekilinin bütçesi olmadığından dört yıl boyunca Bursa’daki konaklama ve yeme içme masraflarımı kendi cebimden ödedim. Gerisini siz hesaplayın.”

Cengiz Kütükçü’nün bu açıklaması bana da ‘ücret almadan’ yaptığım danışmanlığım aklıma geldi. Üç bakanlıkta görev yaptım, ‘Benim maaşımı çalıştığım gazete de Dinç Bilgin ile Aydın Bilgin ödüyor’ diyerek devletten bir kuruş almadım. Milletvekile ve bakan danışmanlıklarım bana maddi yük getirdi. Nasıl mı? Değişik istenilen renkte (koyu renk) takım elbiseler yaptırdım, kıyafetler aldım. Tabii ki hepsi cebimden. Ayrıca Bakanın bazı hayır kurumlarına görevi ve durumu nedeniyle bağışlar yapıldı, bunları da ben ödedim. Hatta o zamanlar bir ara İzmir Valisi Kutlu Aktaş konuşmamızda hayretini gizleyememiş. ‘Ben senin dolgun maaş aldığını sanıyor ve düşünüyordum..’ demişti, odada o sırada bulunan Urla ve Aliağa kaymakamlarının yanında…

Bitti mi? Tabii ki hayır!

 

*- BAŞKA PARTİLERDEN!

Yeni bir yasama dönemi geldiğinde, çalıştığınız milletvekili artık Meclis’te değilse yeni bir milletvekili bulmak için çalışmalarınız başlar.

Bulamazsanız ya kurumunuza dönersiniz ya da borçlarınızla birlikte işsiz kalırsınız.

Yıllardır iktidarda olunca bu sistemde açıkta kalmıyorsunuz.

Çalıştığınız vekil sizi çeşitli kurumlara atayabiliyor ya da kendi referansıyla size başka bir milletvekili buluyor.

Aynı durum bazı partiler için de geçerli.

Bazıları da kendi içinde bu sorunu bir şekilde hallediyor.

Burada en kadersiz olanlar, yıllardır CHP’de çalışanlardır. Zaten iktidar olunamadığından ve yeterli kadro yetiştirilemediğinden, milletvekillerinin yarısından fazlasının kadrosunda başka partilerden gelen çalışanlar bulunmaktadır.

Ayrıca son yıllarda partide milletvekili olanlar tabandan gelmedikleri ve liyakatli olmadıkları için kadrolarını seçerken ne partili olmaya ne de deneyime bakıyorlar.

Hatta kadrolarındaki insanları kıskandıklarından ve onların kendilerinden daha iyi olabileceklerini düşündüklerinden, yönetebilecekleri kişileri seçiyorlar.

Bunun en net örneği şudur:

Kaç vekil gelip gitse de yıllarını veren, deneyimli, liyakatli ve kıymetli bu insanlardan hiç milletvekili ya da belediye başkanı olan birini gördünüz mü, duydunuz mu?

Hayır!

Çünkü önleri açılmaz; onlar kıskanılır.

Ayrıca Meclis’te son yıllarda danışman kadroları, vekillerin akrabaları ve yakınlarından oluşmaya başladı.

Azınlıkta olsa da muhafazakâr partilerde, özellikle kadın danışmanların seçiminde milletvekilinin eşinin karar verdiği durumlar yaşanıyor.

Burada bitireyim. Çünkü bitmeyecek kadar büyük bir sistemsizlik Meclis’e çökmüş vaziyette.

Daha alt kadrolarda çalışanların durumu ise çok daha vahim.

Temizlik kadrolarının taşeron firmalar tarafından sağlandığını hatırlıyorum.

Dönem dönem muhalefet milletvekilleri bu sorunları kürsüden dile getirseler de değişen bir şey olmadı.

İnsanlık, bugünün Türkiye’sinde her yerde can çekişiyor…

Ben de sorayım, ‘Siz hiç bu durumu dillendiren bir milletvekili duydunuz?

Zaten seçtiklerinizi tanımaz, bilmezsiniz, benim gibi…

 

*- REKOR KIRDI

Milli güreşçi Zeynep Yetgil Kamal, İtalya’nın Taranto kentinde düzenlenen 2026 Akdeniz Oyunları’nda kadınlar 53 kilo kategorisinde mindere çıkarak tarihi bir zafer elde etti. Şampiyonluk mücadelesinde İspanyol rakibi Carla Jaume Soler karşısında ezici bir üstünlük kuran milli sporcu, yalnızca 39 saniye süren final karşılaşmasını 10-0’lık teknik üstünlükle tamamlayıp altın madalyanın sahibi oldu.

Türk spor tarihi açısından da büyük bir dönüm noktası niteliği taşıyan bu başarı sayesinde Türkiye, Akdeniz Oyunları tarihindeki toplam 1.000’inci madalyasına ulaştı. Zeynep Yetgil Kamal’ın minderdeki bu dominasyonu ve kazandığı altın madalya, Türk güreşinin uluslararası arenadaki gücünü bir kez daha tescilledi.

*-

Bursalı Cengiz Kütükçü anlatımının başlığını, “Mecliste vahşi kapitalizm!’ koymuş ve yazısına “Biliyorum, başlığı okuyunca ‘Ne alaka!’ diyeceksiniz?” sorusuyla başlayarak devam etmiş.

Ben de ‘Ne alaka?’ diyerek anlatayım:

“Çok iyi tanıdığım bir meslektaşım, seçim süresince bir milletvekili adayının medya danışmanlığını yaptı, sonra da milletvekili seçilen ünlünün yanında yani Ankara’da mecliste görevine bir süre devam etti.

Sonunda gelişmelere dayanamayarak istifa etti, iş aradı…

‘Ballı kaymaklı!’ diye düşünülün görevden ayrılınır mı?

Meğer işin perde arkası başkaymış;

“Hak- hukuk” diyen o milletvekili ‘Sana iş verdim!’ dediği genç meslektaşımızın aylığının yarısını kendisine alıyormuş…

Sanki komisyoncu…

Çocuğu da olan bizim danışman arkadaşımız da, geriye dönüp iş aramaya başlamıştı.

Yazdıklarım hayal mahsulü değil, gerçeğin ta kendisi…

Şimdi genelde hiçbir yerde bulamayacağınız, Bursalı Cengiz Kütükçü’nün ‘Vahşi kapitalizm!’ dediği olaya kısaca göz atalım;

Konumuz TBMM ve çalışanları…

Bir ara aynı görevi, yani ‘milletvekili danışmanlığı’ yapan Cengiz Kütükçü, detayları ve örnekleri anlatınca, “Bu kadar da olmaz, bu insan sömürüsüdür.” diyeceksiniz.

Çalışanlar açısından vahameti ortaya koymaya gayret etmiş Cengiz Kütükçü…

 

*-GÖNDERİLENLER

“TBMM’de, Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi, Muhafız Alayı vardı, kaldırıldı.

Daha önceki yıllarda Meclis lokantasının menüsünde rakı ve bira vardı. Önce rakıyı, sonra birayı kaldırdılar.

Çok deneyimli aşçılar ve servis personeli vardı.

Onları emekli edip yerlerine alınanlar olunca yemeklerin de lezzeti kalmadı. “

Bunları okuyunca herhalde birçok kişi, ‘iyi olmuş!’ diyerek bir nebze olsun fikren ve ruhan rahatlamıştır.

Şimdi konuya devam edelim:

“Eski lokantaların üzerine, çeşitli yemekler sunan peşi sıra lokantalar açıldı.

Yetmedi, içinde yüzme havuzu ve lokantası bulunan büyük bir sosyal tesis açıldı. Anlayacağınız bazıları, çaktırmadan kendi insanları, yakınları için Meclis çatısı altında yeni iş imkânları yarattı.

Dahası;

“İşte bu yeni insan kaynağı, Meclis’in o liyakatli, deneyimli ve kaliteli insan kaynağını yerle bir etti. Çalışanlar için kötü günler de işte o zaman başladı. Tabii dışarıdan bakınca çalışanlar, ekonomik ve sosyal açıdan statülü insanlar gibi görünüyor ama öyle değil…”

Cengiz Kütükçü’nün bu anlatımı benim gibi sizlere de ‘ilginç!’ gelmeli…

Unutmayalım, TBMM çalışan ve görevlileri de bizler gibi birer emekçi…

Onlara kızmayalım, öfkemizi çıkarmaya çalışmayalım…

 

*- ‘BOŞ OL!’

“TBMM’de milletvekillerine üçer kişilik kadro verilir.

Bunlardan ikinci danışman olan kişinin kamu mensubu olması zorunludur.

Birinci ve üçüncü danışmanların ‘seçiminde’ ise böyle bir zorunluluk yoktur.

Bu üç kişinin de hiçbir iş garantisi bulunmaz.

Arap ülkelerinde bir erkek karısına üç kere ‘Boş ol!’ dediğinde evlilik nasıl bitiyorsa, burada da milletvekilinin yalnızca ‘Seninle çalışmayacağım!’ demesi yeterlidir.

O anda işsizsiniz.

Sadece ‘ikinci danışmansanız, kamudaki kurumunuza geri dönme’ şansınız vardır.

Kadrosu başka bir kurumda olup 25 yılı aşkın süredir farklı milletvekilleriyle olsa da çalışan insanlar, emekli olacakları zaman, her ne kadar 25 yıldır primleri Meclis üzerinden yatırılmış olsa da kadrolarının bulunduğu kurumdan emekli olurlar. Tazminatları ve emekli maaşları da o kurumdaki kadrolarına göre hesaplanır.

Meclis’te çalıştıkları 25 yıl boyunca kesilip yatırılan primler âdeta çöpe gider.

Bunu bir örnekle anlatayım:

Şu anda Meclis’te çalışan, asıl kurumu Maliye Bakanlığı olan ve bugün ayda 100 bin lira maaş alan bir kişi, emekli olduğunda yaklaşık 40 bin lira maaş alacak.

Eğer Meclis’ten emekli olsaydı maaşı 55 bin liranın üzerinde olacaktı.

Büyük hak kaybı var.

Ayrıca 3600 göstergesi mecliste herkese uygulanmadı orada da ayrımcılık var…”

Bugün artık Meclis’in kendi memur kadrosunda kala kala yaklaşık 650 kişi kalmıştır. Meclis bu insanların emekli olmasını beklerken, onlar da bunaldıkları ve yoruldukları hâlde ekmek parası için emeklilik yaşlarını ısrarla bekliyorlar. Aksi hâlde aç kalacaklar.

*-ŞANSIZLIK

Gelelim bir ve üç numaralı kadrolara…

Onların durumu daha da vahim.

Bu arkadaşların bağlı oldukları başka bir kamu kurumu yoksa kaç yıl çalışırlarsa çalışsınlar, işsiz kaldıkları anda ‘tazminatsı’z ayrılıyorlar.

Çünkü Meclis, bu arkadaşları ‘her yıl aralık ayının son günü işten çıkarıp’ sonra yeniden işe alıyor.

Alın size vahşi kapitalizm!

İşe başlamışsınız, aradan bir iki yıl geçmiş. Belki ev ya da araba almışsınız veya çocuklarınızı okula yazdırmışsınız. Bir sabah, yaşanan bir olaydan dolayı vekil işinize son veriyor ya da vekiliniz vefat ediyor.

İşte o anda borçlarınızla birlikte sokakta kalıyorsunuz.

Bir de muhalefet çalışanıysanız size kim iş verir?

Bütün bunları bilen Meclis, yıllardır belirli bir hizmet süresini dolduran insanları kadrosuna almıyor.

Ancak her dönem görevi sona eren Meclis başkanları, kendileriyle çalışan kişileri Meclis kadrosunda çeşitli makamlara getiriyor.

‘Bu kadar yüksek maaşları kimse almıyor. Çalışırken emekliliğinize yatırım yapın.’ diyebilirsiniz ama iş öyle değil.

Yeni yılda başlayan maaşlar yüksek vergi diliminden dolayı üçüncü ayda maaşın üçte biri gidiyor.

Örneğin ben danışmanlık yaparken, milletvekilinin bütçesi olmadığından dört yıl boyunca Bursa’daki konaklama ve yeme içme masraflarımı kendi cebimden ödedim. Gerisini siz hesaplayın.”

Cengiz Kütükçü’nün bu açıklaması bana da ‘ücret almadan’ yaptığım danışmanlığım aklıma geldi. Üç bakanlıkta görev yaptım, ‘Benim maaşımı çalıştığım gazete de Dinç Bilgin ile Aydın Bilgin ödüyor’ diyerek devletten bir kuruş almadım. Milletvekile ve bakan danışmanlıklarım bana maddi yük getirdi. Nasıl mı? Değişik istenilen renkte (koyu renk) takım elbiseler yaptırdım, kıyafetler aldım. Tabii ki hepsi cebimden. Ayrıca Bakanın bazı hayır kurumlarına görevi ve durumu nedeniyle bağışlar yapıldı, bunları da ben ödedim. Hatta o zamanlar bir ara İzmir Valisi Kutlu Aktaş konuşmamızda hayretini gizleyememiş. ‘Ben senin dolgun maaş aldığını sanıyor ve düşünüyordum..’ demişti, odada o sırada bulunan Urla ve Aliağa kaymakamlarının yanında…

Bitti mi? Tabii ki hayır!

 

*- BAŞKA PARTİLERDEN!

Yeni bir yasama dönemi geldiğinde, çalıştığınız milletvekili artık Meclis’te değilse yeni bir milletvekili bulmak için çalışmalarınız başlar.

Bulamazsanız ya kurumunuza dönersiniz ya da borçlarınızla birlikte işsiz kalırsınız.

Yıllardır iktidarda olunca bu sistemde açıkta kalmıyorsunuz.

Çalıştığınız vekil sizi çeşitli kurumlara atayabiliyor ya da kendi referansıyla size başka bir milletvekili buluyor.

Aynı durum bazı partiler için de geçerli.

Bazıları da kendi içinde bu sorunu bir şekilde hallediyor.

Burada en kadersiz olanlar, yıllardır CHP’de çalışanlardır. Zaten iktidar olunamadığından ve yeterli kadro yetiştirilemediğinden, milletvekillerinin yarısından fazlasının kadrosunda başka partilerden gelen çalışanlar bulunmaktadır.

Ayrıca son yıllarda partide milletvekili olanlar tabandan gelmedikleri ve liyakatli olmadıkları için kadrolarını seçerken ne partili olmaya ne de deneyime bakıyorlar.

Hatta kadrolarındaki insanları kıskandıklarından ve onların kendilerinden daha iyi olabileceklerini düşündüklerinden, yönetebilecekleri kişileri seçiyorlar.

Bunun en net örneği şudur:

Kaç vekil gelip gitse de yıllarını veren, deneyimli, liyakatli ve kıymetli bu insanlardan hiç milletvekili ya da belediye başkanı olan birini gördünüz mü, duydunuz mu?

Hayır!

Çünkü önleri açılmaz; onlar kıskanılır.

Ayrıca Meclis’te son yıllarda danışman kadroları, vekillerin akrabaları ve yakınlarından oluşmaya başladı.

Azınlıkta olsa da muhafazakâr partilerde, özellikle kadın danışmanların seçiminde milletvekilinin eşinin karar verdiği durumlar yaşanıyor.

Burada bitireyim. Çünkü bitmeyecek kadar büyük bir sistemsizlik Meclis’e çökmüş vaziyette.

Daha alt kadrolarda çalışanların durumu ise çok daha vahim.

Temizlik kadrolarının taşeron firmalar tarafından sağlandığını hatırlıyorum.

Dönem dönem muhalefet milletvekilleri bu sorunları kürsüden dile getirseler de değişen bir şey olmadı.

İnsanlık, bugünün Türkiye’sinde her yerde can çekişiyor…

Ben de sorayım, ‘Siz hiç bu durumu dillendiren bir milletvekili duydunuz?

Zaten seçtiklerinizi tanımaz, bilmezsiniz, benim gibi…

 

*- REKOR KIRDI

Milli güreşçi Zeynep Yetgil Kamal, İtalya’nın Taranto kentinde düzenlenen 2026 Akdeniz Oyunları’nda kadınlar 53 kilo kategorisinde mindere çıkarak tarihi bir zafer elde etti. Şampiyonluk mücadelesinde İspanyol rakibi Carla Jaume Soler karşısında ezici bir üstünlük kuran milli sporcu, yalnızca 39 saniye süren final karşılaşmasını 10-0’lık teknik üstünlükle tamamlayıp altın madalyanın sahibi oldu.

Türk spor tarihi açısından da büyük bir dönüm noktası niteliği taşıyan bu başarı sayesinde Türkiye, Akdeniz Oyunları tarihindeki toplam 1.000’inci madalyasına ulaştı. Zeynep Yetgil Kamal’ın minderdeki bu dominasyonu ve kazandığı altın madalya, Türk güreşinin uluslararası arenadaki gücünü bir kez daha tescilledi.

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

*- BU KADARI DA OLMAZ! / YAŞAR EYİCE

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir