Tüm kurumlardaki yönetim denilen süreç, tek kişilik bir orkestra değil, aksine bir senfonidir. Bir okulda, bir kurumda ya da bir şirkette; “müdür” ve “müdür yardımcısı” ilişkisi, sadece hiyerarşik bir sıralamadan ibaret değildir. Bu ilişki, bir geminin kaptanı ile dümendeki yardımcısı arasındaki o hayati denge gibidir.
Müdür yardımcısı, amirinin yükünü hafifletendir. Adı üstünde; “yardımcı”. Kendi sorumluluk alanında inisiyatif alabilen, riskleri öngören ve amirinin zihinsel yükünü paylaşan kişi… Eğer bir müdür yardımcısı, amirinin yükünü hafifletmek yerine o yüke ağırlık katıyo
rsa, orada bir “yönetim” değil, bir “çatışma” doğar.
Peki, nasıl oluyor da bir yönetici, amirine destek olmak yerine, onun için yeni bir yük haline geliyor?
Bunun cevabı, maalesef “sorumluluktan kaçma” ve “irade zayıflığı” bataklığında gizli.
Bir müdür yardımcısı, karar alma noktasında inisiyatif kullanamıyorsa, risk almaktan imtina ediyorsa ve her adımda sadece “emir bekleyen” pasif bir konumda kalıyorsa, o koltuğun hakkını veremiyor demektir. Hatta öyle anlar olur ki; idareci, sanki o göreve gönüllü ve ehil olarak değil de tabiri yerindeyse sanki “silah zoruyla” getirilmiş bir izlenim verir. İsteksiz, atalete düşmüş ve “aman bana dokunmasınlar” anlayışıyla hareket eden bir yönetici profili, kurumu yönetmekten ziyade, kurumu yönetilemez hale getirir.
Oysa idarecilik, bir dertlenme sanatıdır. Kurumun her köşesindeki aksaklığı kendi derdi gibi göremeyen, çözüm üretmek için “daha ne yapabilirim?” sorusunu kendine sormayan bir yardımcının varlığı, sistemin çarklarına çomak sokmaktır.
Bir kurumda yönetim mekanizması, sadece amirin gayretiyle dönmez. O mekanizmanın dişlileri arasında uyum yoksa, kaçınılmaz son bellidir: Kaos.
Karar alamayan, sorumluluktan kaçan, kendi yetki alanındaki meseleleri çözmek yerine “amirim bilir” deyip tüm düğümleri en tepedeki isme havale eden bir yapı, uzun vadede çöküşe mahkûmdur. Çünkü amir, zaten en üst düzey stratejik kararlarla uğraşırken, bir de yardımcısının yapması gereken basit ve operasyonel işlerin yükü altında eziliyorsa, o kurumun vizyon geliştirmesi mümkün değildir.
Velhasıl, müdür yardımcılığı bir “konum” değil, bir “kader birliği”dir. Eğer bir kişi, bu sorumluluğu sırtlanmaya, amiriyle omuz omuza verip yükü hafifletmeye gönlü yoksa, bu makamları işgal etmenin bir anlamı yoktur. Kişi, eğer iradesini ortaya koyup sorumluluk alamıyorsa; o koltuğu boşaltıp, daha huzurlu, daha az mesuliyetli bir yaşamı tercih etmelidir.
Çünkü liderlik; yükü paylaşmakla başlar. Yükü paylaşmayan, o yükün ağırlığı altında ezilmeye mahkûmdur. Ve en önemlisi; kurumun bekası, şahsi konforundan daha değerlidir.
“Makamlar, devletin yükünü paylaşmak için bir emanettir; omuz vermeyenin o koltukta oturuşu, emanete ihanettir.”
Ömer KACAR
Denizli Eğitim Gücü Sen
İl Şube Başk. Yard
