*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Altan Düzalan Ödemiş’ten aradı.
Söylediklerini aklımızın bir köşesinde saklamamızı isteyen Altan Düzalan’ın önerileri var;
‘Akıllı ile arkadaş ol!’ diyor ve devam ediyor:
İkinci önerim: ‘Mert ile dost ol!’
Ve üçüncü önerim da şu:
‘Ahlaklı ile yola çık!’
Bu üç önerinin açılımlarını da yine değerli Altan Düzalan’ın ağzından nakledelim:
Akıllı arkadaş; Az konuşur, Hak konuşur, Mert konuşur, rahatlatır…
Mert dostun: Vefa bilir, dost bilir, mertlik biliir, seni yüreklendirir.
Ahlaklı insan; İhanet etmez, yolda satmaz, arkadan vurmaz! Huzur verir…

*-
Dikkatinizi çekmiştir.
Bodrum ve Çeşme’ye yeni rakip olarak ortaya çıkan bir turistik ilçemiz var.
Foça’dan söz ediyorum.
Ulaşımı ise daha rahat.
İzmir yönünden rahat ve konforlu İZBAN ile gidiyorsunuz. Foça’ya ulaştırmak için ‘besleme’ adı verilen midi otobüsler sizi bekliyor.
Turizmcilerin ve Foça aşığı Servet Vural’ın söylediklerini nakledeyim:
“Foça’da geçirilen üç gün, kimi zaman haftalar süren bir tatilden daha kalıcı izler bırakabilir.
Çünkü burada mesele yalnızca denize girmek değil; günün her saatinde farklı bir atmosferi deneyimlemektir.
İlk gününüzü Eski Foça sokaklarında dolaşarak değerlendirebilirsiniz. Taş evlerin arasında yürüyüş yapın, limanda oturup çayınızı yudumlarken balıkçı teknelerini izleyin.
Gün batımında sahile yansıyan turuncu ışık, Foça’nın neden bu kadar etkileyici olduğunu kendiliğinden hissettirir.
Akşam saatlerinde sahil boyunca uzun bir yürüyüş yapın; hafif dalga sesleri, rakı-balık sofralarından yükselen sohbetler ve sokaklardan gelen müzikler eşliğinde Foça’nın sakin gece atmosferini deneyimleyin.
Burada zaman adeta daha yavaş akar.

*-
İkinci gününüzü denize ayırabilirsiniz.
Tekne turuna katılarak koyları keşfedin, berrak sularda uzun süre yüzmenin keyfini çıkarın.
Foça’nın denizi öylesine etkileyici tonlara sahiptir ki zaman zaman insan kendisini denizin değil, gökyüzünün içinde hisseder.
Dönüşte sahilde bir yerde oturup serin bir içecek eşliğinde üzerinizdeki tuzun kurumasını bekleyin.
Çünkü Foça’nın en özel yanlarından biri de plansız ve doğal bir şekilde yaşanabilmesidir.

*- SON GÜN
Üçüncü gün ise rotanızı Yenifoça’ya çevirebilirsiniz.
Daha sakin atmosferi, geniş manzaraları ve yavaş temposuyla farklı bir deneyim sunar.
Yol boyunca fotoğraf çekmek isteyeceğiniz pek çok noktaya rastlayacaksınız.
Günün sonunda ise Foça’nın insanda bıraktığı o özel hissi daha iyi anlayabilirsiniz: Buradan ayrılan herkes, biraz daha huzurlu ve hafiflemiş hisseder.
Bazı yerler yalnızca ziyaret edilmez; zamanla insanın içinde yaşamaya başlar.
Foça da tam olarak böyle bir yerdir.

*- BOYNUZLANMAK
A. Ercan Övgün üst yönetici…
İlginç bir konuya değindi.
Ben anlatımını şaşkınlıkla dinledim.
Bakalım Bay Övgün’ün söyledikleri sizi de benim gibi şaşırtıyor mu?
“Evet, bazı hayvanların doğuştan boynuzları vardır, bazıları ise doğduktan sonra boynuzlar çıkar.
Bunlardan bir tanesi de kişilerdir.
Kişilerin boynuzlar çıkar.
O kişiye Boynuzlu denir.
Özellikle benim gibi açık beyaz tenli kişiler boynuzlanmaya çok uygun uygundur.
Boyunuzu çıkaran ise güneş ışınlarıdır.
Eğer güneş ışınlarına karşı geniş kenarlı şapka takmazsanız, yüksek korumalı krem sürmezseniz bilin ki boynuzlanacaksınız.
Önce güneş gören özellikle baş ve yüzünüzde siyah lekeler oluşacaktır. Bunları görünce hemen cilt doktoruna gitmelisiniz.
Çünkü görmezden gelinirse ya oradan boynuz çıkar, ya orası göçer, yara oluşur kabuk ya da boynuz baş gösterir.
Başlangıçta boynuz boyu birkaç milimetre olsa da, eğer dokunmazsanız besle 10 cm’ye kadar bir boynuz çıkar.
Bu boynuzun kökü vardır.
Sakın elinizle koparmayın.
Köklü olduğu için çıkaramazsınız.
Ayrıca o boynuz yiyilceli (kanserli) de olabilir.

*- BOYNUZLU İNSAN
Genelde halk arasında ‘boynuzlanmak’ sözü iyi karşılanmaz.
Hiçbir Türk erkeği de bu ‘Boynuzlanmak’ kelimesini ‘Namus meselesi’ kabul eder.
Geçmişte bu söz yüzünden aileler yıkılmış, cezaevine girenler de olmuştur.
Ama A. Ercan Övgün’ün başına geldiği gibi ‘Boynuzlanmış’ birini duymadım, ‘kuyruklu’ bazı insanların olduğunu öğrenmiştim.
Tabii hepsinin cerrahi tedavisi mümkün.
Bu kısa paragraftan sonra yine sözü A. Ercan Övgün’e verelim:
“Benim başımda bir çok güneş lekeleri oluştu.
Ayrıca şamda 3 mm boylu bir boynuz oluştu.
Orası göçtü, Ağrı da yapmaya başladı.
Çok çekindim. İstanbul Şişli’de T. Hastanesi’nde dermatolog Metin O. beye göründüm. (Bu kısımda doktorun telefonlarını da yazmış A. Ercan Övgün)
Beni hemen boynuza almak üzere işleme aldı.
Yerel uyuşma yaptı.
Yaklaşık 15 dakikada boyunuzu çıkarıp aldı.
1 santim boyundaki yarığa dikiş attı.
Boynuz patolojiye gönderildi.
Sonra, Başımdaki ve yüzümdeki güneş lekelerini dondurarak yaktı.
100 derecede dondurulmuş ozon sıkılması neredeyse başımızı donduruyor.
Başka çare yok.
Antibiyotikler, 100 numara güneş koruyucusu ile kremler verdi.
Yaraların iyileşmesinden sonra her gün sarı kantaron yağı sürmemi istedi.
Sizin de bu tür sorunlarınız varsa hemen gecikmeden, lekeniz, boynuzunuz yiyilceye dönmeden cilt doktoruna görününüz.
(Görünme 3800 TL, boynuzun alınma işlemi 15 000 TL)

*- MERAKLI OLUNCA
Emin Demirci Akhisarlı bir üretici…
Yüksek Ziraat Mühendisi olan, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi ilk mezunlarından olan Emin Demirci büyüğümüz Zeytin Üretimi ile ilgileniyor.
Bir ara Akhisar Ticaret Borsası’nın yönetim kurulu başkanlığını da başarı ile sürdürmüş, görevine daha sonra gençlere bırakmıştı.
Okumaya ve tarihe meraklı olan Emin Demirci önemli bir konuya açıklık getiriyor.
“Resim Günah, diye Tıbbiyede anatomi atlası bastırmayan Osmanlı” yı anlatıyor Emin Demirci:
“Osmanlı’da 1826’da Tıbbıye Mektebi açılınca, Fransız hocalar nezaretinde öğretime başladı.
Okulda cesetler üzerinde otopsi yapmaya veya kadavra kullanmaya medrese uleması karşı çıkmış, Sultan Abdülmecid de yalnızca gayrı Müslimlere otopsi yapılmasını istemiştir.
Böylece ölenin kimlik tespiti, ölümün intihar mı, cinayet mi, normal mi olduğu önlenerek suç ve ceza sistemine engel çıkarılmıştır.
İslam’da ‘resim yasağı’ yüzünden Tıbbıye Mektebi için anatomi atlası basılması engellenmiştir.

*- ‘GÜNAH’ DİYE
Başka bir cehalet.
Kolera, veba ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklarda karantina uygulaması “günah” sayılmıştır.
Bunu fırsat bilen Celvetiye tarikatı şeyhi, Aziz Mahmud Hüdai, koleradan korunmak için dergahına “tazarru” ya gelinmesini istemiştir.
Muallim Mektebindeki haritaların, ‘günah’ diye ‘resim’ diye helalara atıldığını Cevdet Paşa yazmıştır.
Başka bir gericilik olayı.
Okullara ilk defa Batı usulü kara tahta ve sıra konulunca, ‘bacaklar üstünde Kur’an okunmaz!’ diye karşı çıkılmıştır.
Bunun üzerine Padişah huzurunda yapılan toplantıda, sıraların üstünde bağdaş kurularak Kur’an okunması kararlaştırılmıştır.

*- VELATHANE
Tıbbıye Mektebi açılınca (1826), erkek ebeler yetiştirilmeye başlanmış, kadın Ebe (kabile) zamana bırakılmıştır.
Tıbbiyeye ‘günah’ diye ‘kız öğrenci’ alınmamıştır.
İlk doğum kliniği Gülhane hastanesi yanında gizlice açılmış (1862), adına da VELETHANE denilmiştir.
Gizli açılma nedeni Sultan Aziz’in burasını “PİÇHANE” telakki ederek ödenek vermemesidir.
Osman Nuri Ergin’in Türk Maarif Tarihi’ne göre, Sultan Abdülaziz, Osmanlı tarihinin en gerici padişahıdır.
Şişli Etfal Hastanesi açılınca Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ebe-hemşire alınmasına izin vermedi. II. Meşrutiyette (1909) Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’de “dinsizlik” suçlamasından çekinerek fetva veremedi…
Osmanlı’da doğum işlerine mahalle karıları bakar, doğum sırasında ya çocuk ya anne ölürdü.
Müslüman ahali kızlarını bu SÜFLİ mesleğe vermediği için, Ebelik (kabile) Rum ve Ermeni kızlarına kalmıştır.
Tıbbıye Mektebinde doğurtma ameliyesi mankenler üzerinden yapılırdı.

*- DEĞİŞMESİ GEREKEN
Osmanlının ilk kadın doktoru 1915 yılında İsviçre’de okuyan Safiye Aliye Hanımdır.
Yurda döndüğünde muayene açma izni verilmediği için Cemal Paşa’nın 4. Ordusunda Kızılay görevlisi olmuştur.
Tıbbıye mektebine ilk kız öğrenci ancak 100 sene sonra 1921 yılında alınabildi…
Cumhuriyetin kıyafet devrimini küçümseyenler, önce kafanın içi değişmeli diyor, şapkanın Batı düşmanlığı simgelediği, fesin dini sembol olduğu unutuluyordu.
II. Mahmud dolama sarık ve kavuk yerine askere fesi getirince ordunun kıyafetini değiştiriyor diye ‘Gavur Padişah!’ ilan edilmiştir.

*- PÜSKÜLLÜ FES!
Yukarıda yazdıklarımı, Emin Demirci, tarihçi Osman Selim Kocahanoğlu’nun kitaplarından almış.
Son bilgilendirme ise şöyle:
“İskilipli Atıf’ denilen Arap soylusu, kıyafet devrimine itiraz ederken, “Ben sadece kalbimdeki imanla değil başımdaki fes ve yanındaki püskül ile de Müslümanım…” diyordu.
Halbuki aynı adam, iman tahtasının üstünde Frenk gömleği giyiyordu. Hilafetin kaldırılmasına ses çıkarmamış da, FES’e takılmıştı.
Demek sadece ” kıl ve tüy, çarşaf ve türban” değil FES’in yanındaki beyaz püskül bile imanın parçasıydı.
Yukardan böyle emredilmişti. ” (Osman Selim Kocahanoğlu / Tarihçi)

 

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

*- YOLA ÇIKARKEN / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir