Aklımızla, aklınızla alay etmek istemiyorum.
Ama sistem ya da program gereği, fren patlamadan konuyu, dersi paylaşmak istedim.
Yaşantımızda bu soruları içinde barındıran çok olayı yaşamışızdır.
Kötücül akıllar, kütücül insanlar sadece kendilerini düşünürler.
1- Üzülmek ister misin?
2- Üzmek ister misin?
3- İkisini de ister misin?
4- İkisini de istemez misin?
Doğru cevabı biliyor isen yaz.
Eğer yazabiliyor isen nedenini de yaz.
Sadece doğrusu şu deme, doğrunun açıklanması gerekir, yanlış ile işimiz yok, yanlışın açıklanması gerekmez.
Siz hep yanlışı açıkladınız, yanlışı açıklayarak doğruyu ortaya koymayı düşündünüz, yanlıştan örnek olmaz, olması gerekenin söylenilmesi yeterli idi, doğru ile yanlışı birlikte anlatmak, yanlış olanı kişiye hak olarak sunmaktır, yanlış unutulması gerekendir, yanlışı dillendirmek çaresizliğe gömülmek ve de karşıdakini çaresizliğe gömmektir, yanlış olan bu idi.
*- HIRSIZI YAKALAMIŞTIM
Alpay Okyay İzmir’in köklü lokantacısı.
Paylaşımları ile insanları hep aydınlatmaya çalışır.
Benim gibi sayılarımız az kalan İzmirsporlu…
Hem de Eşrefpaşalı…
Bizim zamanımızda, ‘Eşrefpaşalı eli maşalı!’ diye bir değim vardı.
Ben de yaz aylarında büyük ablam ile eniştemin yönetimindeki ‘Akın Pastanesinde’ çırak olarak çalışırdım.
Bir gün patronun ‘Büyüklerimin’ çok güvendiği bir varlıklı komşuyu ‘Hırsızlık yaparken’ de yakalamıştım…
Vitrinin ön camlarının nasıl gazete sayfalarıyla kapattığımızı, içine sığıp aralıktan kasayı dakikalarca, kan ter içinde izleyip paranın fare (!) adam tarafından alınmasını’ anlatırım.
Tabii o yıllarda şimdiki gibi kamera falan da yoktu…
İlgilisine belirteyim, ‘Akın Pastanesi’, Eşrefpaşa Camisinin önünde, Olimpiyat pastanesinin tam karşısında idi.
Sonra ‘Dede’ isimli lokanta oldu.
Şimdi sürüyor mu, bilmiyorum…
Şimdi Dededen toruna, ödüllü lokantacı Alpay Okyay’ın ‘Siyasi Bir Paylaşım Değildir…’ başlıklı yazısına göz atalım:
*- ESNAFIN SESİ
70 yıldır bu memlekette vergisini veren bir ailenin mensubuyum.
Askerliğimi uzun dönem kendi isteğimle güneydoğuda yaptım.
Türk Koleji ve Celal Bayar Üniversitesi mezunuyum.
İyi kötü Türkiye’de tanınan bir lokantacıyım.
Kendimi sadece ATATÜRKÇÜ diye tanımlıyorum.
YETER ARTIK!!!
Zabıta denetlemeye geliyor sanki uyuşturucu baskını gibi tripler.
Devlet kurumları geliyor sanki bomba imalathanesi bulmuş gibi üslupla.
Trafik polisi durduruyor sanki mülteci kaçakçısı yakalamış gibi konuşma şekli.
Maliye geliyor sanki tefeci yakalamış gibi hareketler.
Hastaneye gidiyorsun insanlar suratına bile bakmıyor konuşurken…
YA ARKADAŞ!!
*- İŞİNİ DOĞRU YAPSIN
“Denetleme tabiki olacak, vatandaş hatası varsa düzeltecek.
Ama düzgün yaşamaya çalışan insanlara her açıdan güzel davranın arkadaş.
İnsanlar sokakta neler yaşıyor biliyor musunuz?
İnsanlar çocuklarının güvenliğinden, geçim derdinden, çöpten, pislikten, su baskınlarından ve bunun gibi bir sürü şeyden dertli.
Herkes önce kendi işini doğru yapsın.
Herkes önce uyuşturucu satana, kadın satana, para satana, vatana millete ihanet edene, hırsızlık yapana, arsızlık yapana, çocuklara kadınlara hayvanlara kötülük yapanlara baksın.
Herkesten kastım net.
Muhtar, zabıta, belediye, vekiller, bakanlar, polis, asker, kamu görevlisi yani bu milletin vergisiyle hayatını idame ettiren herkes.
BEN EŞREFPAŞALIYIM..
Bugüne kadar hayatın bana öğrettikleri ile kendimi sonuna kadar korurum.
Ama marifet bu değil.
Marifet;
İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN…
*- MAKAMLARINA GÜÇ VERENLER
Türkiye Lokantacılar Derneği Genel Başkanlığın kıl payı ile bir başka meslektaşına kaptıran, gönüllerin başkanı, Eşrefpaşalı Alpay Okyay’ın sözleri için ‘eğitim, eğitim, eğitim’ diyorum.
Şimdi de bir eğitimcimiz Emekli Karşıyaka Milli Eğitim Müdürü Muammer Gezginci’nin ‘teşekkürüne’ göz atalım:
“Çiğli Araştırma Hastanesinde göz ameliyatımı yapan Doç. Dok. Sayime Aydın Eroğlu;
Ameliyat öncesi, anı ve sonrasındaki yaklaşımın ve ameliyatını yaptığın hastalarından duyduğum övgüler nedeniyle şahsına ve aynı duygularla görev yapan tüm Doktor ve Sağlık çalışanlarına teşekkür ederim.
Devletler, Makamlarına Güç Verenlerle Kalkınır.
Saygı ve Sevgilerimle. Emekli Karşıyaka Milli Eğt Müd.Muammer Gezginci…”
*- EZİLMEMELİLER
Ne deniyor?
‘Çocuk istismarına hayır!’, ‘Çocuk susar sen susma!’, ‘Çocukları koru!’, ‘İstismara sessiz kalma!…’
Şimdi vatandaşı dinleyelim:
“Sena çocuk ‘sahipsiz!’ diye mi susuluyor?
Hiç kimse bir çocuğun böyle bir şeye rıza gösterebileceğini söyleyemez. Çocuk istismarı bir çocuğun taşıyabileceği bir yük değildir.
Hatay Antakya’da yaşanan olayda, 17 yaşındaki Sena’nın 14 yaşından itibaren yıllarca aile içinden biri tarafından istismar edildiği ve elinde deliller olmasına rağmen sanığın kısa sürede serbest bırakıldığı haberleri gündeme geldi.
Bu konuyu paylaşmamızın sebebi Sena’ya destek olmak, çocukların korunması, ailelerin bilinçlenmesi ve bu konuların konuşulması gerektiğine inanmamız.
Çocuklar korktukları için susar,
Tehdit edildikleri için susar, Kendilerini suçlu sandıkları için susar.
Bu yüzden çocuklarımıza en çok şunu öğretmemiz gerekiyor:
‘Ne olursa olsun bana anlatabilirsin, sana inanırım ve seni korurum.’
Susmayalım ama önce çocuklarımızı dinleyelim.
Onları koruyacak en güçlü şey, güven duydukları aileleridir.”
Şimdi konular TBMM oe…
Takip ettiğim kadarıyla konular ciddiye alınıyor ve bu konuda çalışmalar yapılıyor.
Umarım sonucu gidilir, çocuklarımız yarına güvenle bakarlar.
*- ZENGİN OLMA HAYALİ
Süleyman Saylan Denizlili…
Emekli Devlet Memuru…
Son görevi TRT İzmir Bölge Müdürlüğü idi…
Son paylaşımı şöyle:
Tolstoy’un ‘İnsan Ne İle Yaşar’ adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.
Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir.
Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.
Pahom’a ‘Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der.
‘Yoksa bütün hakkını kaybedersin!’
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye.
Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer.
Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez.
Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış.
Koşar, koşar, ama kesilir takati.
*- ‘BU KADAR YETER!’
Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar.
Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir.
Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur.
Adamlarına bir mezar kazdırır.
Pahom’u bu mezara gömerler.
Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der:
‘Bir insana işte bu kadar toprak yeter!’
*- GÜÇLÜ FİKİR
Dünyanın içine ediyoruz!
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz.
Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev…
‘TOLSTOY – İnsan Ne İle Yaşar)
Tolstoy’un ‘İnsan Ne İle Yaşar’ eserini konuşma metnine dönüştürmek çok güçlü bir fikir.
Bu metin, insanın sevgiyle, merhametle ve başkalarıyla bağ kurarak yaşadığını anlatıyor
Bu anlatımı, örneğin bir okulda öğrencilere, bir edebiyat kulübünde, resmi bir etkinlikte, ya da daha samimi bir dost meclisinde anlatabiliriz.
Uzmanlara göre bir de ‘Konuşmanın tonu’ var.
Bunu reklamlarda, filmlerde, tiyatrolarda, siyasilerin konuşmalarında görüyoruz.
Ben de ilaveler yapayım:
Hayalimizi çalıştıralım:
Örneğin: ilham verici ve düşündürücü, akademik ve analitik, samimi ve içten, ya da daha dramatik ve etkileyici…
Yani doğru analiz yapmanız gerekiyor.
Önemli olan strateji…
Hayatımızda da bu hep böyle…
*- SANA NE BE KARDEŞİM
Son zamanlarda çoğunluk ‘futbol ile yatıyor, futbol ile kalkıyor!’
Hiç ilgisi olmadığını sandıklarım da bu işin içinde…
Yakın zamanda bir re’klam vardı.
Genç adam dert yanıyor, takımlarının en ünlü golcüsü bu hafta yokmuş!
Nedeni de, ismi geçen o golcünün, memleketine gidip, ‘Afrika Futbol Şampiyonasına’ katılacak olması…
Reklamdaki diğer karakter, benim de beğendiğim şu nasihati ediyordu:
‘Sana ne ondan? Anan mı, baban mı? Sen kendine bak!’
Evet nedense, elinde avucunda olmayan, bir kuruş bile tasarrufu bulunmayanların, bazı varlıklı kişileri savunmaları gibi…
Sana ne be kardeşim?
Ben de bugün sözü iki futbol adamına vermeye karar verdim.
*-BİR ZAMANLAR İZMİR’DE FUTBOL ….
“Ülkemizde ilk futbolun oynandığı ve futbol fabrikası olarak anılan İzmir’de, günümüzde Süper Lig, 1.Lig, 2.Lig ve 3.Lig profesyonel futbol liglerinde mücadele eden 11 futbol takımımız var.
Var ama maalesef Süper Ligde sadece bir takımımız Göztepe 1925 var. Hatırlanacağı üzere 2021-2022 futbol sezonunun bitmesine dört hafta kala Göztepe Spor Kulübü Süper Lig’e veda etmişti.
19 Ağustos 2022 tarihinde yabancı bir şirket olan Sport Republic tarafından kulübün hisselerinin % 70’i satın alındı.
Yapılan anlaşmaya göre de kulübün futbol branşını Sport Republic, kalan branşların hisselerinin % 30 eski başkan Mehmet Sepilde kaldı.
Bu anlaşma ile ilk defa bir spor kulübümüz yabancı bir şirketten yatırım almıştır.
*- YÜKSELİŞE GEÇTİ
Sport Republic Şirketinin CEO’su olan Rasmus Ankersen de Ülkemizdeki bir kulübün ilk yabancı Başkanı oldu.
2022-23 sezonunda play-off mücadelelerinde Bodrum Futbol Takımına elenen Göztepe, 2023-24 sezonuna kötü başladığı halde Stanimir Stoilov’un teknik direktörlüğe getirilmesiyle yükselişe geçmiş ve tekrar Süper Lig’e çıkmıştır.
Günümüzde ise Göztepe dışında bir kısmı100 yıllık tarihe sahip başarılı kulüplerimiz maalesef alt liglerde mücadele etmektedir.
Önceki yıllarda İzmir’de şimdiki Süper Lig’in karşılığı olan birinci Lig’de beş takım vardı.
Altay, Altınordu, İzmirspor, Göztepe ve Karşıyaka futbol takımlarımız başarılı futbolları ile ligdeki bütün takımların korkulu rüyası olmuşlardı. Öyle ki ; o zamanlar üç büyükler diye adlandırılan Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları İzmir deplasmanına gediklerinde hiç galibiyet alamıyorlardı.
Beş İzmir takımımız da kendi evlerinde üç büyük takımı mağlup ediyorlardı.
Peki nasıl oluyor da günümüzde sahip oldukları modern spor tesislerine ve çok parlak bir geçmişe rağmen Göztepe dışındaki dört takım aynı başarıları gösteremiyor?
*- ÜZÜCÜ DURUM
Bunun birkaç sebebi var.
Çok uzun yıllar hem devlette; İstanbul, İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, spor federasyonlarında yönetim kurulu üyeliği, TMOK –Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Konsey Üyeliği gibi üst düzey spor yöneticiliği, hem özelde futbol, basketbol, spor kulüplerinde ve spor vakıflarında Başkanlık yapmış İzmirli bir spor insanı olarak mevcut üzücü duruma birçok İzmirli sporsever gibi ben de çok üzülüyorum.
Yanlış spor politikaları futbolumuzun ilerlemesini engelledi.
Bana göre sebepleri;
– Son yıllarda özellikle futbol başta olmak üzere her spor branşında aşırı sayıda yabancı, futbolcuya, sporcuya ve teknik direktöre yer verildi.
Bu hatalı bir uygulamadır.
Kısa vadede belki bazı başarılar kazanılabilir ama uzun vadede başarı gelmez, zaten gelmedi.
– Çoğu genç 87 milyon nüfusa sahip Ülkemizde geleceğe dönük uzun vadeli projelerin uygulanması halinde her spor branşında mutlaka başarı gelecektir.
– Kendi gençlerimizde forma aşkı, yabancılarda ise sadece para aşkı vardır.
– Yönetimler uzun vadeli projeler yerine, günü kurtarma amacıyla kısa vadeli projelere öncelik veriyorlar. Bu çok hatalı bir anlayıştır.
– Yönetimler, kendi alt yapılarına öncelik vereceklerine hazır yetişmiş futbolcuları, sporcuları tercih ediyorlar. Yanlış transfer politikaları ile de kulüpler aşırı borçlanıyorlar ve yaşanan zorluklar nedeniyle de istenilen başarıya ulaşamıyorlar.
*- İTİRAZI
İtirazım çok sayıda yabancı futbolcuya ve teknik direktöredir.
Kulüplerde gençlerimize örnek olabilecek kaliteli ve başarılı en çok iki veya üç yabancı olabilir.
Ancak sahada iki yabancı ile birlikte alt yapıdan iki genç futbolcuya yer verilmelidir.
Hatırlanacağı üzere futbol takımlarımız ilk defa 1956 yılında Galatasaray’ın katıldığı ve o zamanki adıyla Avrupa Kupası’ndan itibaren 31, Intertoto toto ile birlikte toplam 34 takımımız Avrupa kupalarına katılmıştır.
1968-1969 futbol sezonunda Göztepe Futbol Takımı Avrupa Fuar Şehirleri Kupası’nda, Avrupa kupalarında yarı final oynayan ilk takım takımdır.
1988-1989 Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Galatasaray yarı final oynama başarısını göstermiştir.
Avrupa Kupalarında yarı final oynayan 2. Türk takımı, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final oynama başarısı gösteren ilk Türk takımı olmuştur. Daha sonra, 2000 yılında Galatasaray, kazandığı UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupa ile Avrupa kupası kazanan ilk Türk takımıdır.
2002 yılında ise teknik direktör Şenol Güneş ile A Milli Futbol Takımımız Dünya üçüncüsü olmuştu.
Dikkat edildiğinde geçmişte kazanılan başarılarda kulüplerde yabancı sporcu sayısı en çok üç idi. Kazanılan başarılar kendi gençlerimizin ve teknik direktörlerimizin gayreti ve forma aşkı ile kazanılmıştır.
Özetle iyi hazırlanmış uzun vadeli projeler başarılı olur.
*- İZMİR KORKUSU
Önceki yıllarda günümüzdeki gibi çok sayıda modern stadyumlar ve spor tesisleri yoktu.
Öyle ki üç büyük İstanbul takımını puansız gönderen beş İzmir takımı, İzmir Atatürk Spor Kompleksinde çim olan 1 no’lu futbol sahasında sırayla haftada ancak bir gün antrenman yapabiliyorlardı.
Günümüzde ise sayıları çok artan kendilerine ait çim sahalarda diledikleri kadar çalışma yapıyorlar.
Yapıyorlar ama Süper Ligde İzmir’i sadece Göztepe-1925 temsil etmektedir.
Ne acıdır ki; bir zamanlar futbolun merkezi olan İzmir’in 2024-2025 sezonundan itibaren TFF profesyonel 1. Lig’de takımı bulunmamaktadır; – Altay-1914 3.lig, Altınordu 1923 ve Karşıyaka-1912 3.lig, 103 yıllık İzmirspor-1923 Kulübü ise BAL-Bölgesel amatör Lig’de, Bucaspor 1928 Aliağa Spor 1993 ve Menemen Spor 1942 2.Lig’de, Tirespor 1973 Bornova 1877 – 2020, İzmir Çoruhlu Spor- 1970 3.Lig’de mücadele etmektedirler.
Görüleceği üzere bir zamanların çok başarılı beş takımından Göztepe hariç, diğer takımlar TFF 2. Lig, TFF 3. Lig ve BAL Lig’inde mücadele etmektedirler.
Bu durum İzmir futbolu için çok üzücü ve acıdır.
Futbolumuzun bu durumda olması TFF – Türkiye Futbol Federasyonu ile Kulüp yöneticilerinin yanlış spor politikalarındandır.
Bu anlayış nedeniyle Süper Ligdeki takımlarımızın Avrupa’da başarıları yoktur.
Bir İzmirli olarak dileğim, futbolumuzun en kısa zamanda eski başarılı günlerine kavuşmasıdır. (Bahri VRESKALA )
*- SPOR ve DOSTLUK
Spor adamı Bahri Vreskala dostumdan sonra, yine bir başka değerli dostum, Spor adamı Dr, Şaban Acarbay’ı size dostlarıma ağzından üniversite hayatı ve dostluk günlerini kısaca aktarmak istiyorum.
“… Üniversite tahsilim sırasında E.Ü. Spor Birliği Yönetiminde; Genel Kaptanlık ve Üniversite futbol karmasının 4 yıl süre ile Antrenörlüğünü yaptım!
İzmir Şampiyonu olarak, Türkiye Üniversiteler Arası Finallerine gittik ve İzmir’i temsil görevimizi yerine getirdik!..
Halen de devam eden ve sevgi saygı esasına dayalı dostluklar oluşturduk!..
Tüm Değerli Arkadaşlarıma sağlık dileklerimle; selam, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum!”
*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

*- YANLIŞ İLE İŞİMİZ YOK! / YAŞAR EYİCE

