*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Bir edebiyatçımız yazısında şöyle diyor:

“Sözlü kültüre dayanmışız:

Türkü, masal, deyim, atasözü, bilmece benzerleriyle diri tutmuşuz dilimizi.

Ulusal varlığımızın omurgası Türkçe. Onunla var olmuş, tarihin karanlığına gömülmekten kurtulmuşuz.

Çağın düşüncesini dillendirmeye yeter mi sözlü kültür?

Okula başlayan çocuğa benziyoruz biraz:

Okula başlayan çocuk, sözlü dilden yazılı dile geçerken şaşkınlaşır, zorlanır.

Çünkü sözlü dilden başkadır yazılı dil: Mantıktır, dizgeli düşünüştür, kendisine özgü bir sıkıdüzen gerektirir.

El, kol, yüz devinimlerinden, ses tonundan yardım bekleyen ilkel anlaşma aracı değildir. Bütünlüklü, tutarlı örgüsünden alır gücünü.

Sözdür, toplumsallaşmanın başlangıcı elbet.

Ancak ne zaman ki söz; yazıyla düşünceyi örgütlemeye, iç titreşimlerimizi, duyarlıklarımızı birbirimize tamı tamına aktarmaya başlarsa, oradan yeşerir gerçek anlamdaki toplumsallaşma. Sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş, çağdaş uygarlığın ilk adımıdır.

Sözlü kültürle çağı yakalamaya çalışan toplum, okula yeni başlayan çocuğun bocalamasını yaşar.

 

– UYGAR İNSAN KİTAPLI İNSANDIR

Uygarlık kitaplılıktır: Söz yazıyla ete kemiğe bürünüyor, gücünü kuşanıyor.

Bir de damıtılarak kitaplaştırılırsa, erdemine kavuşuyor, kılavuzu oluyor insanlığın.

Aklın önünü kesen, buyurgan, inakçı kitaplar değildir dediğimiz, dişi kitaplar:

Kitap kitabı doğuracak, yeni düşüncelerin tohumu bulanacak topağında, yarınlara filiz verecek.

İç derinliklerinize indirecek sizi:

Oradan gerçek renginizi çıkarıp kendinizi tanıyacaksınız.

Onlarla başka insanların macerasına katılıp onların acısını, sevincini paylaşacaksınız. Daha da insanlaşacak; daha üst kimlik, kişilik katına varacaksınız.

Evrensel değerlere ulaştıracak sizi.

Kafanızı besleyecek, yüreğinizi inceltecek kitap!

Böylesi kitaplara ve okumaya ne kadar yakınız?

Kitaptan insanlık ve uygarlık payımızı alabiliyor muyuz?

Nasıl bakıyoruz kitaba?

Kaçta kaçımız, gerçek anlamda kitaplı ki, kitaplı toplumun oluşmasına omuz versin, kitapsızlığa karşı dursun?

Bir bölümü çağın gerek ve gerçeklerini işleyen kitabı; ötekisi inakçısını yeğliyorsa, orada üretken kitap sevgisi yaratılabilir mi?

Kitap okumak ciddi bir iş:

Uzun süreçte gelişebilen beyinsel bir etkinlik.

Çağından öncesinin, çağının, hatta geleceğin düşünürleriyle akrabalık kurmak, onlarla beyinsel alışverişe girmek, aldığı kazanımlarla, düşünce dünyasını varsıllaştırarak sorumluluk bilincine ulaşmaktır.

 

*- O GÜNDEN BU GÜNE…

Sözünü ettiğimiz okuma, kitaplılık, kişisel çaba ve alışkanlık ister.

Ama onun ortamının, özenisinin yaratılması, kişiyi aşar bir yerde:

Matbaa, bize kaç yıl sonra girdi?

Cumhuriyet’e kadar kaç kitap basıldı?

Onların türü ve içeriği neydi?

Cumhuriyetle başlayan dünya klasiklerinin dilimize kazandırılışının önü nasıl kesildi? Soruları üzerinde düşündüğümüz zaman, yanıtları, hiç de iç açıcı değil.

Belleğim beni yanıltmıyorsa, Ali Dündar’ın bir yazısında okumuştum: Üniversitelerimizden birindeki sormacada, öğrenciler Robenson Kruzo’yu devlet başkanı sanıyor; önemli bir çoğunluğun yanıtı öyle.

13-14 yaşlarındaki çocukların kitabı o.

 

*- KİTABA ÖZEN ORTAM VE KOŞULLARINI YARATTIK MI?

  1. Yazılı kültür dilden alır gücünü. Kitap, dille işler düşünceyi. Dilde özleşmenin bizleşmeye karşı durduk. Dilin, dolayısıyla düşüncemizin boyutlanmasını önledi birileri.
  2. Anadilini, bilgi dersi gibi okuttuk. Türkçe-edebiyat derslerini bir düşünüş eğitimi olarak işlemedik, düşüncenin matematiğini yaptıramadık okullarımızda.
  3. Yeteri kadar ve yetkin anadili öğretmeni yetiştiremedik.
  4. Önceleri anadili derslerinden başarılı olamayanlar, bir üst sınıfa atlayamazken, borçlu sınıf geçmeyi uygulamaya koyduk.
  5. Önceleri okullarımıza, dünya klasikleri, düşünsel kitaplar, bir ölçüde girerken, onları devreden çıkardık.
  6. Beynin ifadesi olan kompozisyonu, sıradan, göstermelik ödeve dönüştürdük.
  7. Bir üst okula geçişteki kompozisyon sınavlarını kaldırdık.
  8. Liselerimizde edebiyat derslerini, edebiyat tarihi metoduyla okuttuk. Gençlerin anlayamayacağı ölü metinlere bağlandık. .
  9. Yaşayan edebiyat, çağdaş yazarlar, okul kitaplarına alınmadı. Alınanları varsa, yıl sonuna bırakılıp ıskalandı.
  10. Gerçek yaşamın, içinden geçtiğimiz olguların işlendiği kitaplar, okullarımıza sokulmadı.
  11. Türkçe sözcükler, dolayısıyla anadilimiz, çağımızı ve gerçeklerini işleyen kitaplar yasaklandı. Suç öğesi sayıldı.
  12. Çağa yönelik eğitimin önü kesildi. Eğitimimiz, imam-hatipleştirildi. Yaşanan dünyadan öbür dünyaya yönlendirildi.
  13. Yazarlar tutuklandı, kitaplar yasaklandı.
  14. Kitabın ne olduğunu anlayacak bir kuşak yetiştirmekte yaya kaldık.
  15. Kitabı düşünce kaynağı olarak algılatacak kültürleşme sürecinin önü kesildi. Zaman zaman devletin politikası oldu bu tutum.
  16. Bir kesim semirtildi, ötekisi sömürtüldü: Yaşam kavgasına koşulanların kitabı yönelecek hali kalmadı.
  17. Kitaptan değer kazananlar ön almıyor; sömürü, soygun, vurgundan palazlananlar yeğleniyordu. Salt özdeksel rahatlığa yönelen gençlerimiz, ikincileri örnek ediyordu.
  18. Kitapla geçimi sağlayan kaç insanımız vardı ki, gençler bunlara özensindi?
  19. Uçuk-kaçık kitaplar, allanıp pullanıp piyasa sürülüyorsa, gerçek kitaplara, ne kadar alan kalıyordu?
  20. Belli bir çevrenin düşüncelerini işleyen kitapların içinde, ne kadar kendisini, düşlerini bulabiliyordu insanımız?
  21. Ömründe bir kez olsun, üniversite açılışına gitmemiş, fakat bir kebapçı dükkânının açılışını ihmal etmemiş bir Cumhurbaşkanı görmemiş miydik?
  22. Red-Kit okuduğunu söyleyen bir başkasını vizyon sahibi, çağ atlatıcı saymamış mıydı, aydınlarımız, medyamız?
  23. İletişim araçlarımız, gerçeğin haberlerini mi sunuyordu insanımıza, yoksa çıkarına uygununu mu? Bilgilendirme, eğitme görevini yerine getiriyor muydu? Promosyonlarının arkasında sürüklemekten başka ne veriyordu insanımıza?
  24. Yasların pençesine düşmeyen vurguncu, soyguncu, banka batırıcısından çok muydu, yayımcılıktan batan, kaleminden ötürü başına belâ gelen sayısı?
  25. Kitaplardan edindiği değerlerden ötürü, toplumun saygın yerlerine kondurulmuş kaç kişiyi örnek gösterebilirdiniz?
  26. Ekmeği olmayanın, kitabı olur muydu?

Beklentisi kesik, umarı bitik insanları, inakçı kitapların sürüsü durumuna düşürünüz ancak.

 

*- ZAMANINIZ VAR

Bir kitap sayfasında 250-260 sözcük vardır.

Spikerler dakikada 120-140 sözcük okur. Göz okumasıyla bu sayı 200’e kadar çıkartılabilir.

Süze süze üç dakikada bir; bir saatte, rahat rahat 20 sayfa okunabilir.

Günde iki saat okusanız, 40 sayfadan düşünce, izlenim devşirirsiniz.

Bu hesapla bir yılda 15.000 sayfadan kazanım alır, kafanızı beslerseniz.

Bir kitabın ortalama 150 sayfa olduğunu kabul edersek, yılda yüz kitapta düşünürlerle, yazarlarla, şairlerle kavgasız gürültüsüz söyleşir, kendinizi çoğaltırsınız.

Zor demeyin;

İçki sofralarından, kahve sohbetlerinden biraz zaman ayırmanız yeter.

Zor koşullarda, bozuk moralle nasıl okunur, diyorsanız, Maksim Gorki’den başlayın işe. Hangi koşullarda okumuş, büyük yazar olmuş göreceksiniz.

Kahve, meyhane dostlarından daha sevimsiz değildir Gorki.

Her şeye karşın insan olmanın, uluslaşmanın yolu kitaplardan geçer.

Kitaplı mutsuzluk, kitapsız mutluluktan çok çok üstündür.

Dünyayı değiştiren, ergin dostlarınızla karşılaşacaksınız kitaplarda.

Onlar sizinle kavga etmez, gammazlamaz sizi.

Hiç kıskanç değildirler, hep verirler.

Böylesi yoksulluk, kirli varsıllıklardan üstündür hem vallahi, hem billahi.

En azından, ham geldiğiniz dünyadan insan olarak göçersiniz:

Bana inanmıyorsanız, Tanrı sizi kitapsız mutluluktan korusun diyorum.

Osman Bolulu’ya bu eser niteliğindeki yazısı için teşekkür ediyorum.

 

*-  ATATÜRK’Ü HİÇ ANLAMAMIŞLAR!

Atatürk diyor ki:

“Gerçekten memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır; açık söylemelidirler. Millet ile, milleti yönetenler çok açık görüşmelidirler. Olan şeyler ve yapılacak şeyler olduğu gibi ifade olunmalıdır. Yoksa, safsatalar ile milleti aldatmak, onu birbirine düşürmek demektir. İlkemiz, daima millete karşı gerçekleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete gerçeği açıklayanlar, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır. Arkadaşlar, benim bütün yaşamımda izlediğim yol budur!”

Mustafa Kemal Atatürk, 1923»

Kaynakça:  Mahmut Soydan, “Gazi ve İnkılâp” Milliyet gazetesi, 8.12.1929, s.1

 

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

*- TÜRKÇEMİZ İLE… /  YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir