Sütünü marketten alıyorsun.
Yoğurdunu marketten alıyorsun.
Yumurtanı, peynirini marketten alıyorsun.
Sonra diyorsun ki;
‘Biz köylüyüz!’
Köylü olmak sadece köyde yaşamak değildir.
Köylü olmak üretmektir.
Toprağa tohum atmaktır, hayvana bakmaktır, emeğinle sofranı kurmaktır.
Eskiden köylerde her evde bir inek olurdu, tavuk olurdu.
Bahçede domates, biber, soğan yetişirdi.
Süt sağılır, yoğurt mayalanır, peynir yapılırdı.
Çocuklar doğal gıdayla büyürdü.
Şimdi ise ahırlar boş, kümesler boş…
Ama market arabaları dolu.
*- KÖYLÜ DEĞİLDİR
Üretmeyen köylü, köylü değil tüketicidir.
Toprağı olan ama ekmeyen, hayvanı olan ama bakmayan bir millet zamanla üretmeyi unutur.
Unutmayalım:
Bir millet üretirse güçlü olur.
Köylü üretirse şehir doyar.
Toprak ekilirse bereket artar.
Atatürk’ün dediği gibi:
‘Köylü milletin efendisidir.’
*- ÜRETİYOR MUSUN?
Ama efendi olmak için önce üretmek gerekir.
Gel köylüm…
Ahırını yeniden doldur.
Kümesine yeniden tavuk koy.
Toprağını yeniden ek.
Çünkü üretmeyen toplum, yarınını başkasının eline bırakır. (S.ERÇOLAK)
*- BÖYLE BAŞKANLAR
Belediye Başkanları kendilerine yakın gazetecileri toplayarak, onlara hediyelerini de verdikten, karınlarını doyurduktan sonra iki yılda yaptıklarını anlatıyorlar.
Hep aynı hikayeler!
Elle tutulur bir şey yok!
Olsa zaten vatandaş bilir ve konuşur.
Vatandaş konuşuyor ama lehte değil, aleyhte…
Bunu bilmiyor, duymuyorlar.
Zaten duysalar da ne olacak?
Bizim- sizin paranızla tutulan birçok danışman var, onlara ‘danışman’ diyemeyiz.
Eski zamanlarda padişahları- kralları güldürmek için beslenenler vardı, bunların zamane görevleri de bu…
Emin olun yüzde doksanına numara verirseniz, sıfırdan yukarıya çıkmazlar.
Her yerde durum bu!…
Ama size bir muhtarın iki yılda yaptıklarını, köy halkına verdiği rapordan nakledeyim:
*- BÖYLESİNE ‘BRAVO’ DİYORUM
Yaşamı sporla geçen, spora ve sporculara emeği çok olan emekli muhtar Süleyman Erçolak Bayındırlı.
Şehirli yaşamı değil, çocukluğunun geçtiği köy hayatını seven ve hizmeti görev kabul eden, ‘örnek muhtar’ Süleyman Erçolak, iki yıllık muhtarlık döneminde yaptıklarını anlatıyor:
1.Mahalle Kameralarımız,
2. Mezarlık tadilatı badana ve yeni kapı montajları,
3. Dere Temizliği,
4. Yoksullara yardım,
5. Öğrencilere kılık kıyafet ayakkabı yardımı,
6. Akülü sandalye ve bez yardım
7. İftar ve hayır yemekleri
8. Mahmut Akyavaş parkının faaliyete geçirilmesi
9.Turistlik geziler
10.Anayol üzeri ve sokak temizlikleri.
11.Halk konserleri
12. Çırpının Kurtuluş günlerinde anma proğramları kortej yürüyüşü
13. Bayramlarda şahsi erzak yardımları
14.Yaşlılara evde nüfus hizmetleri
15.Traktör ve motorsiklet vizesi getirme.
16. Sokak kaldırım boyaları
17. ATM lerin değiştirilmesi ve tamiratı.
18. Hasköy Çırpı arasında bulunan Nevzat onay,ın çiftliğin yanındaki derenin temizliği ve köprünün tadilatı.
19. Bölgemizde 80 yıl sonra deve güreşi düzenlenmesi
20 A.101market açılışı
5 yıllık muhtarlık döneminde söz verdik mahallemize ve köyümüze hizmete devam edeceğiz.
İmza muhtarı değil icraat muhtarı olacağız.
Bunları burada yazmamızın sebebi milletimizin neler yaptığımızı görmesidir.
Yapılacaklar listesi
Not.Köy çıkışı köprü genişletilmesi ve eski köprünün restorasyonu
Necati uza Mahallesi’ndeki al açık diye tabir ettiğimiz kapalı sistemin Pazar yerine monte edilmesi.
Parkımız açıldıktan sonra halk ekmek getireceğiz
Bu iki projenin tarafımdan yazılmış yazısı ve cevabı muhtarlığımızda bulunmaktadır.
Kimse projemizi ben yaptım diye üstlenemez.
Emeği geçen tüm resmi kurumlara teşekkürü borç bilirim…”
Değerli insan, Muhtar Süleyman Erçolak’ın iki yılda yaptıklarını ve yapacaklarını başta Karşıyakalı Sarışın olmak üzere bazı dostlarla paylaştım.
Yanı okudum…
Hayret ettiler ve ‘Bravo’ dediler.
Bir de kendi muhtarınıza bakın bakalım, mahallenize ne getirmiş, ne yapmış?
O da ay başını bekliyormuş…
*- SIKINTI BAŞLAYINCA
Aynur Can genelde bu tür hikayeleri paylaşıyor.
Bunların benzerleri ama gerçek ama hayal mahsulü sosyal medyada çok.
Neyse ki, bu biraz da bilgi veriyor ve düşündürüyor.
Anlatalım:
‘İki sene önce eşim bir iftiraya uğradı.
İşinden atıldı ve hapse girdi.
Eşyamıza haciz geldi.
‘Ev alıyorduk!’ ödeyemeyince banka el koydu.
Hayatımın en zor zamanlarıydı.
O günler gitsin İnşallah bir daha geri gelmesin.
Üç yaşından küçük iki çocukla biraz annemlerde biraz kaynanamlarda o kadar çok zor günler geçirdim ki ancak yaşayan bilir.
*- İŞ VERİLMİYOR
Altı ay sonra eşim hapisten çıktı.
Ben sonuna kadar inanıyorum eşim suçsuz ama kimse inanmadı. Günlerce iş aradı ama maalesef bulamadı.
Ev ev üstüne yaşamak sanki bir azap.
Her şeyimiz göze battı.
Kaynanamlarda bir süre kaldık ama bize etmediğini bırakmadı.
Oysa ben evin bütün işini yapıyor ve harçlığımı çıkarmak için patik örüp internetten satıyordum.
İçtiğimiz çay kahve hatta çocukların sütü bile sorun oldu.
Büyük bir kavga sonunda annemlere gittik.
Bir süre kalınca bu sefer babam başladı eşime :
‘Kızıma torunlarıma bakıyorum, bir de sana mı bakacağım?’ diye.
*- AĞLAYARAK…
Eşim çıktı bende çocukları aldım peşinden gittim.
Ucuz bir pansiyon bulduk orada kalıyoruz.
Eşim ağlayarak :
‘Ayrılalım!’ dedi, ‘sen ailenin yanına git, ben ailemin yanına. Ben çocukların birini alayım sen birini al…’
‘Hayır’ dedim, ‘gerekirse dileneceğiz ama ailemizi dağıtmayacağız…’ Eşimle birbirimize sarılıp ağladık, çocuklar da ağlamaya başladı bizi görünce koro halinde ne kadar ağladık bilmiyorum.
Bütün gece dua ettik eşimle, gözyaşı döktük. Rabbimden bize bir rızık kapısı açması için.
*- TOPRAK EV
Ertesi gün televizyon açıktı, belgeselde bir program çok ilgimizi çekti. Şehirde yaşamaktan usanan bir aile köye yerleşmiş.
Sebze ekiyor, hayvan yetiştiriyor.
Çok ilgimizi çekti.
Pür dikkat izledik.
Belgesel bitince eşimle göz göze geldik gülümseyerek
– Senin de aklından aynı şey mi geçiyor? Dedi.
– Evet, dedim.
Eşimin dedesinin köyde terkedilmiş evi vardı.
Bakımsızlıktan nerdeyse dağ olmuş bağ ve bahçenim içinde, köye uzak bakımsız, terkedilmiş toprak bir ev.
Hoş köyde de kimse kalmamış zaten bir kaç yaşlıdan başka.
Senede bir iki kere pikniğe giderdik o kadar.
*- İLK ZAMANLAR
Evi bahçeyi temizledik.
Dedenin sepetli motoru biraz tamirden sonra çalıştı.
Bahçeyi temizleyip milletin yol kenarlarına çuvalla attığı soğanları, çillenmiş patatesleri ucuza alıp bahçeye diktik.
İlk zamanlar evde elektrik bile yoktu.
Mum yakıyor ocak yakıp bir şeyler pişiriyorduk.
Eşim eski asker olduğu için beki aylarca dağlarda kaldığı için yiyecek bir şeyler buluyordu.
Avlanıyor, balık tutuyor, mantar topluyor.
Elektrik, su, kira derdi yok.
Köy hayatı şehir gibi değil gidip biraz ot topluyorsun sana yemek oluyor, şehirde her şey para.
*- BEDAVA OLANLAR
Daha önce çiftçilik yapmadığımız için bilmediklerimizi köyün yaşlılarına sorduk.
İnterneten araştırdık.
Epey tecrübe edindik.
Tavuk alacak paramız olmadığı için civciv alıp büyüttük.
İneğe koyuna gücümüz yetmediği için iki oğlak alıp büyüttük. Üşümesinler diye bebek gibi yanımızda yatırdık bahara kadar.
İlk kışımız çok zor geçti.
Şimdi çoğaldılar.
Tavuklarımız ve keçilerimiz var.
Dolayısıyla yumurtamız sütümüz artık bedava.
İnek paramız nerdeyse birikti.
En önemlisi kimsenin minneti altında yaşamıyoruz.
Ailemiz dağılmadı.
Ailelerimizle de barıştık.
Evi, bahçeyi hayvanları görünce çok şaşırdılar.
Bizi çok takdir ettiler.
*- SALAMURA
Her geçen gün yeni bir kazanç kapısı buluyoruz.
Mesela evin önündeki ağaçlara bakıp dibini yapınca, sulayınca meyve vermeye başladı.
Koca ağaç karadut vardı.
Ben bunu meyve olarak satmak yerine reçel yapıp satmayı düşündüm. Küçük kavanozlara reçel yaptım.
Sebzeleri turşu yaptım, domatesleri salça.
Fikrim işe yaradı iyi para kazandık.
Asma yaprağını salamur yaptım. Hem bozulmuyor hem yıl boyunca satma imkânı var.
O kadar mutluyuz ki.
‘Hayatımız alt üst oldu’ derken, nerden bilirdik altının üstünden güzel olabileceğini.
Çözüm aramayıp ayrılsaydık ailemiz parçalanıp gidecekti.
Belki birilerine örnek olur diye yazmak istedim.
Rızık Allah’tandır ve aramak lazım.
Nerede bulunacağını bilemeyiz…”
*- EŞEĞİN GÖLGESİ
Atina’da önemli bir soruna çözüm aranırken kürsüye fikrini söylemek için
filozof Demostenes çıkar.
Ancak, kekeme olduğundan sözünü dinletemez.
İnsanlar sürekli kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir.
Bunun üzerine Demostenes, ‘Size bir hikaye anlatıp ineceğim!’ diye bağırır ve sessizlik olunca anlatmaya başlar.
‘Bir yolcu Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamış.
O eşeğin üzerinde, kiralayan eşeğin sahibi de yayan olarak yanlarında beraber yola çıkmışlar.
Derken öğle sıcağı bastırmış, biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için durmuşlar ama hiç gölgelik yokmuş.
Eşeğin sahibi hemen eşeğinin gölgesine sığınmış.
Eşeği kiralayan, ‘Sen çekil gölgede benim oturmam gerek’ demiş.
Eşeğin sahibi itiraz etmiş:
‘Tabi ki ben oturacağım, çünkü eşek benim.
Yolcu; ‘ama eşeği kiraladım’ deyince de, ‘ben sana eşeği kiraladım gölgesini değil’ cevabını almış ve tabi sonunda aralarında kavga çıkmış.”
*- ÇOK BEKLERLER
Hikâyeyi dinleyen herkes dikkat kesilmiş ve hikayenin sonunu bekliyormuş ama Demostenes bu noktada kürsüden inmiş ve uzaklaşmaya başlamış.
Dinleyiciler,
‘Hey ne oldu sonunda?
Hikâyenin sonunu anlat!’ diye bağrışmaya başlayınca Demostenes kürsüye dönmüş ve demiş ki;
-Ben sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama siz eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz.
Artık ne fikrimi söyleyeceğim, ne de öykünün sonunu…’ ve yürüyüp gitmiş…
*- BÜYÜK GRUP…
Bu EŞEK Anısını yazan, size bize hepimize diyor ki;
“Sosyal medyada milyonlarca ‘Lay lay lom.!’ Yazı, fotoğraf ve karikatürler
Çok beğeni alıyor.
Çok paylaşım yapılıyor.
Sayfalarda hepimizin yapmış olduğumuz paylaşımlarda da emek harcanmış, nitelikli ve bilimsel içerikli paylaşımlarımız da maalesef ‘eşeğin gölgesi kadar’ hiç ilgi görmüyor.
Popüler paylaşımlar, okumak ve anlamak için emek ve çaba gerektirmeyen içerikler daima paylaşım rekorları kırıyor.
Bunun en önemli nedeni de popüler olanın hitap ettiği kitlenin büyüklüğü olsa gerek…
*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE

*- SÖZDE KÖYLÜ / YAŞAR EYİCE
