*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Zaman öyle bir zaman işte…
Hep dert…
Hep sıkıntı…
Ne çiçeklenmiş ağaçlar umurumuzda
Ne gülümseyen güneş…
Yok düş kuracak vakit bile,
Her şeyi bir yana bırakıyoruz
Söylene söylene…”
Şair zamanımızı, bizi anlatmaya çalışmış…
Şimdi yine günümüze dönerek devam edelim:

*- İZMİR’İN GERÇEK KAHRAMANI
15 Mayıs 1919 İzmir’in işgal günü…
Bütün subaylar Zito Venizelos (Yaşa Venizelos) diye bağırmaları için emir aldı.
Can korkusu ile bağırmaya başlayan subaylar, daha çok bağırmaları için süngüler ile yaralanıyordu.
Bu sırada Askerlik Daire Başkanı Albay Süleyman Fethi Bey, gökleri delecek şekilde bağırmaya başlamıştı.
Yunanlılar hayret ile bu sese kulak verdiler.
Süleyman Fethi Bey avazı çıktığı kadar bağırıyor, “Kato Venizelos (Kahrol Venizelos)” diyordu…
22 yerinden süngüleyerek susturabilmişlerdi Albay Fethi’yi, kendi başına bırakmışlardı.
Bir gün boyunca bir başına, kanlar içinde yerde yatan Albay Fethi Bey 16 Mayıs günü şehit düştü (Ruhu şad olsun).
Ne acıdır ki İzmir işgalinde Yunan ordusu yaktı yıktı, insanları süngüledi. Türk ordusunun subaylarını aşağılamak için havyan ahırı olarak kullanılan vapurların dibine tıktı…
Bu aşağılamalar Türk milletini ve ordusunu teslim olmaya sürüklemedi. Aksine direndi ve onları geldiği gibi denize dökerek gönderdi.
Yaşasın Türk milleti, ordusu ve şanlı direnişi… (Ercan Aydın Dolaçı)

*- YETMİŞ YAŞINDAN SONRA
Yetmiş yaşıma bastığımda bir koltuğa oturdum, yaşadığım hayata baktım ve düşündüm:
“Demek buraya kadarmış… Son düzlük yaklaştı.”
Peki ne gördüm?
Bir zamanlar bütün kalbimle inandığım pek çok şeyin aslında birer yanılsama olduğunu.
Çocuklar mı?
Onların kendi hayatı var.
Sağlık mı?
Delik bir kovadan akan su gibi, sandığından hızlı tükeniyor.
Emeklilik mi?
Haberlerde geçen rakamlar ve gürültülü vaatlerden ibaret.
Yaşlılık acımaz.
En çok can yakan yerden vurur: umut.
Ve ben de kendi sonuçlarımı çıkardım acı, gerçek ama insanı ayakta tutan sonuçlar.
1. Çocuklar yalnızlıktan kurtarmaz.
Hayat boyu şöyle düşünürüz:
“Çocuklar büyüyünce yaşlılığım güzel geçecek. Yanımda olacaklar, destek olacaklar.”
Kulağa hoş geliyor.
Ama gerçek farklı.
Çocukların kendi dertleri var:
iş, borç, kendi ailesi, kendi çocukları…
Ve sen, bir telefon bekler gibi beklersin.
Sanki bayram gelecekmiş gibi…
Telefon haftalarca susar.
Sonra bir gün kısa bir mesaj gelir:
“Merhaba, her şey yolunda mı var mı bir yaramazlık?”
Ekrana bakarsın…
iyi olduklarına sevinirsin.
Ama içindeki boşluk geçmez.
Şunu anladım:
Çocuklar yalnızlığa karşı garanti değildir.

*- ZENGİN – FAKİR AYIRMAZ!
2. Sağlık sonsuz değildir.
Eskiden düşünmeden gittiğin yerlere artık gitmek istemediğinde anlarsın:
Sağlık görünmez bir rezerv değil.
O, senin asıl sermayendir.
3. Emekli maaşı ve para
Emekli maaşı hayat değildir çoğu zaman bir alay gibidir.
Sadece ona güveniyorsan, kendi kuyunu kazıyorsun demektir.
Yıllarca şöyle düşündüm:
“Bizi bırakmazlar.”
Bırakırlar. Hem de hiç düşünmeden.
Bir maaş, faturaya ve ilaca ancak yeter.
Gerisi mi? Kendin halledeceksin.
Bu yüzden kendi kurallarımı koydum.
Masal değil bunlar onurlu yaşamak için gerekenler.
Hayat için 5 dürüst kural
Kural 1: Para, çocuklardan daha güvenilirdir.
Kırılma ama gerçek bu.
Çocuklar sevgidir, mutluluktur… ama emeklilik planı değildir.
Sonuç net:
Kendin için biriktir.
Kenara koy.
Çalış.
Geleceğini düşün.
Az bile olsa özgürlüktür.
Kural 2: Sağlık senin asli işindir.
Birinci hedef:
Ağrısız kalkabilmek.
Hareket et.
Yürü.
Egzersiz yap.
Biraz daha az tuz, daha az şeker…
Basit görünür ama işe yarar.
Hastalık zengin fakir ayırmaz.
Kendine bakmayanı bulur.
Kural 3: Kendi kendinle mutlu olmayı öğren.
Beklemek en büyük düşmandır.
Telefon bekleme.
İlgi bekleme.
Hediye bekleme…
Sonu genelde hayal kırıklığıdır.

*- MUTLULUĞU KENDİN ÜRET
İyi bir yemek, güzel bir kitap, bir yürüyüş, sevdiğin bir müzik…
Sevinç, üzüntüye karşı en güçlü aşıdır.
Kural 4: Yaşlılık zayıflık sebebi değildir.
Bazıları sürekli şikayet eder:
“Her yerim ağrıyor… herkes suçlu…”
Sonuç?
En yakınları bile uzaklaşır.
Zayıflık merhamet değil, yorgunluk yaratır.
İnsanlar zor zamanda bile güçlü kalana saygı duyar.
Kural 5: Geçmişi bırak.
En tehlikeli tuzak: “Eskiden…”
Eskiden çimler daha yeşildi…
Çocuklar daha söz dinlerdi…
Hayat daha kolaydı…
Ama “eskiden” yok artık.
Sadece “şimdi” var.
Ben de bunu öğreniyorum:
Hayatı olduğu gibi kabul edip içinde yaşamayı.
Özgürlük ve güç senin elinde
Yaşlılık bir sınavdır.
Kimse senin yerine vermez bu sınavı.
Ya hayatı olduğu gibi kabul edip yeniden kurarsın…
Ya da koltukta oturup şikayet eder, birinin gelip seni kurtarmasını beklersin.
Kimse gelmeyecek.
Ama başını kaldırıp derin bir nefes alır, kendine gülümsersen…
Şunu fark edersin:
Yetmişten sonra da hayat var.
Ve o da iyi bir hayat olabilir. (Serpil Nergiz)

*- ÇİFTÇİ
Aslında dünya çiftçi günü 14 Mayıs idi.
Ben klişe kutlamaları pek sevmem. Birini yılda bir gün yere göğe koyama 364 gün umursama…
Birde bunun ‘Kadın Çiftçiler Günü!’var ekimde kutlanıyor, o daha ilgi çekiyor.
Tam zeytin toplama dönemine denk gelince görsel malzemede çok oluyor.
Zeytin toplayan kadın işçileri fotoğrafla, yaz altına afili bir yazı, bitti gitti.
Bizim ülkede tanımlar ile anlamlar pek üst üste gelmez.
Çiftçi nedir kime denir?
Önce bunda anlaşalım.
Eskiden ‘Köylü’ denirdi.
Atatürk ‘Köylü milletin efendisi’ demişti mesela.
Zamanla köylü başka çiftçi başka dendi, zaten artık köyde kalmadı.

*- ZEYTİN İŞÇİSİNE ÇİFTÇİ Mİ DENİR?
Körfezde ‘tayfa’ diyorlar, doğuda ‘ırgat’ bizim oralarda eskiden ‘amele’ denirdi.
Günlük gelenlere ‘yevmiyeci.’
Ama çok az kişi bilir ‘rençberdir’ doğrusu.
‘Çiftçi’ bence ‘çiftlik sahibine’ denmeli.
Bizde ‘çiftlik tanımı’ da, tam oturmuş değil.
‘Çiftlik’ denilince ‘hayvan çiftlikleri’ akla gelir.
Oysaki çiftlik; tarım arazisi artı ekipman ve makinalar, tarımsal yapılar ve sulama sistemleri vs bunların bir araya geldiği komplekstir.
(Bahisi geçmişken söyleyeyim.
‘Tarım arazileri bölünmesin’ söylemi eksiktir.
Asıl olan çiftliktir.
Çiftlikler bölünmemeli.
Mirasta ‘traktörler paylaşılıyor tarım makinaları’ paylaşılıyor.
Çiftlik bütünlüğü bozulduğu için üretim darbe alıyor.
Bu konuyu ayrıca konuşalım. )
Nerede kalmıştık?

*- ‘HA TAMAM!’
‘Çiftlik’ demiştik.
Çiftçide çiftliğin sahibi doğal olarak.
Ama nedense ‘Doğuda ağa’ buralarda ‘bey veya efendi’ demeyi tercih etmişler.
Çiftçi tanımı da fiilen çalışan küçük çiftçi ile tarım emekçilerine kalmış.
Bir yere gittiğimde ‘çiftçiyim’ desem tipime bakıp şaka yapıyorum sanıyorlar.
Çünkü kafasındaki çiftçi imajı, ‘eli nasırlı sırtı kambur beli bükük gözünün feri kaçmış’ bir gariban.
‘Zeytinyağcıyım’ deyince ‘ha tamam’ diyorlar.
Birde “üretici” tanımı var bak onu unutuyordum.
İngilizcesi ‘producer. Producer’in doğru Türkçe çevirisi ‘imalatçı’ olmalı.
E o da bambaşka bir şey.
‘Müstahsil’ var ‘makbuzundan’ bilinir
Demem o ki bu tanımları bi ara oturtalım böyle çok zor.
Çiftçi gününü kutlayalım.

*- MEMNUN OLAN YOK
Çiftçi mutlu mu ki kutlayalım?
Bir zamanlar ‘tahterevalli’ isimli bir yazı yazmıştım.
Hani ortada bir denge noktası vardır iki ucuna çocuklar biner biri yukarı çıkarken diğeri aşağı gider.
Eskiden ya çiftçi yukarı gider, sanayici batardı ya da tersi olurdu.
Şu an sadece ‘çiftçi’ değil sanayicide tüccarda stokçuda hatta tüketici bile memnun değil.
Sevindirici olan şu hepimiz artık aynı takımda olduğumuzu fark ettik…
…ama takım küme düşmek üzere.
Karamsar olmayı sevmem ama tabloyu net koymak gerek.
Sektörde böyle gelmiş böyle gider durumu kalmadı sanki.
Dibe vurduysak artık çıksak mı acaba?
Her çıkışın bir inişi her inişin bir çıkışı olur.
Muhakkak her sıkıntının sonu ferahtır.

*- EMEĞİNİZE SAĞLIK
Çiçeklenme vakti geldi.
Yeni tur yeni şans.
Allah sektörümüze bolluk bereketi versin.
Bu arada yaşadıklarından ders çıkarma feraseti de versin.
(Mustafa Alhat 15 Mayıs 2026)
Ali Güreli; Çiftçiler gününü kutlarım. Dediğin gibi ‘dibe vuruşun bile’ bize faydası var;
Sanayici, ihracatçı olarak ‘çiftçiler ayakta kalmadan’ sektörün ayakta kalamayacağını öğrendik!
Dediğin gibi hepimiz aynı gemideyiz
Osman Yalpı: Aynen ağzınıza yüreğinize sağlık rabbim sonumuzu hayır eylesin
Mehmet Fatih Saç: Emeğinize sağlık…

*- TİRE’DEKİ TOPLANTI
İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, “Tarım Yeniden” temasıyla düzenlenen 4. Tarım Yatırım Etki Zirvesi’nde, tarımın geleceğini farklı disiplinlerden paydaşlarla birlikte değerlendirme fırsatı bulduk.” Diyerek devam ediyor:
“İzmir ve Tire’de gerçekleştirilen zirvede; tarımsal yatırımlar, sürdürülebilir üretim, gıda güvenliği, yerel kalkınma ve iklim odaklı tarım politikaları kapsamlı şekilde ele alındı.
Tire Belediyesi Kent Müzesi’nde düzenlenen programda, İzmir Büyükşehir Belediyesinin planlı, sürdürülebilir ve yerel kalkınmayı önceleyen tarımsal desteklerini paylaşma fırsatı bulduk.
Ev sahibi Tire Belediye Başkanımız Sn. Hayati Okuroğlu ile birlikte katılım sağladığımız zirvede emeği geçen tüm kurum ve paydaşlara teşekkür ederim.
Tarımın geleceği; bilim, dayanışma, teknoloji ve yerel üretim gücüyle şekillenecek. “

*- TRAKYALILAR
Bir de Melih Dizdaroğlu ‘na kulak verelim:
“Televizyon karıncalı, insan netti
Dertlinin derdi, dertsize dertti
Evcilik oyunu, oyundan ibaretti
Eskiden hayat daha güzeldi…
Herkesin evi, herkesin eviydi
Veresiye defteri yoksulun cebiydi
Her semtte yalnız bir kişi deliydi
Eskiden hayat daha güzeldi…
Büyüklere saygı çok büyüktü
Şimdi büyükler boynunu büktü
Elmalar elma, erikler erikti
Eskiden hayat daha güzeldi…
Köyler, şehirlerden farklıydı
Gelinler utangaç, duvaklıydı
Damlar üzümlü, sokak kavaklıydı
Eskiden hayat daha güzeldi…
Her kapıda ikram edilen su vardı
Kavunun, karpuzun kokusu vardı
Çocuklarda bile Allah korkusu vardı
Eskiden hayat daha güzeldi…

*- ‘SALÇALI EKMEKLE DOYARDIK’
Doyardık, ekmeğe sürülen salçayla
Kumaşcı teyzeler gezerdi bohçayla
Yastık altını değişmemiştik bankayla
Eskiden hayat daha güzeldi…
Eksik olmazdı yatılı misafir
Hasta etmezdi ne çamur, ne kir
Zenginden daha çok gülerdi fakir
Eskiden hayat daha güzeldi….
Nineler göz nuru kazaklar örerdi
Abiler eskitir, kardeşler giyerdi
Mahalle dünya kadar bir yerdi
Eskiden hayat daha güzeldi..
Diziler bile mahalleyi anlatırdı
Dönmeyen asker mahalleyi ağlatırdı
Jeton sarı sarı,mektup satır satırdı
Eskiden hayat daha güzeldi….
Kavgalar nadir,küslükler günlüktü
Ev sobalı, merdiven altı kömürlüktü
Pantolon yamalı, nikahlar ömürlüktü
Eskiden hayat daha güzeldi…
Ahhh o güzel günler (Halis Ünlü)

*- HERKES YAZIYOR
Son olarak, bir de Ali Özpalanlar’ın 15 Mayıs ile ilgili yazdıklarını okuyalım:
“15 Mayısta Yunan Ordusunun işgalinin ilk günü sırasında ateş açılması sonucu iki askerinin öldürülmesiyle çılgına dönen provoke olmuş askerler ve töreni izleyen Rumlar birkaç yüz Müslüman sivili, direnişte bulunmayan subay, asker ve polisleri öldürmüş yüzlerce yurttaşımızı da yaralamıştı.
Tam vefat ve yaralı sayısı bilinmemekle birlikte bazı tahminlere göre 2000’den fazla Müslümanın öldüğü söylenmekteydi.
Bu ilk ateşin açılması konusunda birçok rivayet vardır.
Sayın Mehmet Bir birkaç gün önce “İlk Kurşunu” atanın Osman Nevres olmadığını onun Pasaport’un güneyine doğru öldürüldüğünü anlattığı için ondan söz etmeden diğer rivayetlere yalnızca değineceğim.
Dileyen bu konuları kaynaklardan okuyabilir:
1-) Günümüzde Milli Kütüphane Caddesinin Hükümet Konağı tarafından girişin sağında o yıllardaki Asker Otelinin altındaki kıraathaneden birkaç el silah atılmış.
2- T İSKELEYE bağlı İtalyan İstimbotundan ateş açılmış.
3-Hapisane’den salınıp ellerine silah verilen mahkumlardan biri ateş açmış. (Bulabilirsem şehitlerimizin Rıhtımdaki naaşlarını at arabasına balık istifi konularak Rumlar tarafından toplatıldığını gösteren 4 fotoğrafı da daha sonra paylaşacağım.)

Olaydan yıllar sonra Gazeteci Hasan Tahsin(Osman Nevres)’in ilk kurşunu attığı savı ağırlık kazandı.
İzmir’in işgali sırasında direniş göstererek şehit düşen polis memuru Hüseyin Avni Bey ve adları yazılı diğer polisler anısına naaşlarının bulunduğu yere 1933 yılında İzmir Belediyesi tarafından fotoğrafını paylaştığım anıt dikilmişti.
27 Mayıs 1960 İhtilalinden hemen sonra da subay, kaymakam, doktor şehitlerimizin adlarının yazılı olduğu askeri bir amblemin de yer aldığı (bu anıt) yapılmış Saat Kulesi’yle Yalı Camii arasına konulmuştu.

1974’te de Yaşar Aksoy’un büyük çabasıyla yaratılan İlk Kurşunu Atan Hasan Tahsin Miti’inin ön plana çıkarıldığı heykel yapıldı.
27 Mayıs’tan sonra yapılan kaldırılıp kaidesinde bu anıtta yer alan Hasan Tahsin’le birlikte şehitlerimizin adlarına da yer verilen bu büyük heykel konuldu.
Belediye binası yapılması beton anı panosunun kaldırılmasının kılıflarından biri oldu.
İstenilse bu anıt örneğin Orduevinin önüne veya uygun bir yere konula bilinirdi.
27 Mayısın son simgesi Kültür Parktaki anıtı da 12 Eylül’cüler kırarak yok ettikleri gibi bunun da akıbeti aynı oldu.
Her iktidar kendinden öncekinin izlerini silmesi gibi bir kötü alışkanlığımız var.
Keşke şehrin hafızası olan şeyler, böyle rövanş alırcasına yok edilmese.

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

 

 

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

*- SÖYLENE SÖYLENE / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir