Arada başıma geliyor…
Tüm yazdıklarım uçup gitti…
Yıllar önce Naci Sadullah Danış isimle bir ünlü yazar vardı, Nazım Hikmet’in cezaevi arkadaşı…
Köşesinin adı ‘Sil Baştan!’ idi…
Bu yazarlara, Burhan Felek gibi özel isim verilirdi.
Yaşlılıktan olsa anımsayamadım, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanımız Erol Akıncılar’la buluşunca ilk sorum ve öğreneceğim bu ‘unvan’ olacak…
*- SIRA ve BEKLEME YOK
Önceki yazımda belirttiğim gibi, Urla Devlet Hastanesi’nde doktorum Havva Karaca için aldığım randevuma gittim.
Bir iki hastalığımı bulup çıkaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Havva Karaca beni “Solunum Fonksiyon Testi’ne gönderdi.
Her zaman olduğu gibi sıra yok, beklemek yok…
Anında teşhis ve tedavi Urla Devlet Hastanesi’nde…
Tam kapıdan çıkarken, Dr. Havva Karaca, ‘Seni Başhekim Yardımcımız Dr. Buğra Bey bekliyor, görmek istiyor…’ dedi.
Şaşırdım…
Acaba yine ne halt etmiştim?
Az önce hastaneye gelirken, yoğun trafik kalabalığı içinde, hastaneye giriş yapılacak ‘dönel kavşakta’ sıkışıp kalmıştık…
Nedense ‘ağır tonajlı’ hafriyat kamyonları dahil, tüm sürücüler geçişi kapatıyorlardı.
*- YAZIKLAR OLSUN
Kesinlikle hastaneye girecek ne acil, ne de poliklinik hastalarını taşıyan vasıtalara yol vermiyorlar, sağır ve kör sultan rolünü oynuyorlardı.
20 metre ileride bir kadın trafik polisimiz vardı.,
Nedense o da ‘yol açın, yol verin!’ anlamındaki korna seslerin duymuyor gibiydi.
Kan beynime sıçradı, ama nafile…
Herkeste önemli bir duyarsızlık var.
Buraya ‘sinyalizasyon’ şart gibi…
Ama bu sefer acil hastaların da birkaç dakikası alınacak, belki de yaşamını kaybedecek bu yüzden…
Neyse sorun Urla Trafik Şube Müdürü ile Emniyet Müdürünün, hatta kaymakamının…
Şimdi bu konuyu ele alacak durumum yok!
Belki Vali Bey ‘Siz ne yapıyorsunuz?’ diye hesap sorar…
Ama yazmadan etmeyeceğim:
Kışın en zorlu günlerinden birinde, Gemlik’te, İstanbul- Bursa oto yolunda, trafik Urla Devlet Hastanesi’nin önündeki gibi karmaşa içinde idi.
Bir erkek trafik memuru, o soğukta, o sağanak yağışta, canla başla inanın ter dökerek araçların yollarını açmaya çalışıyordu.
Aracın camını açtım, yanımda Karşıyakalı Sarışın var, buz gibi hava yüzüme, kar sulu yağmurla birlikte kamçı gibi çarpmıştı.
‘Helal olsun sana!’ dedim…
Duyup duymadığını fark etmedim, hemen camı kapattım.
Keşke elimden onun için olumlu bir şeyler yapmak gelebilseydi…
Arada anımsıyorum, bu fedakâr trafik polisimizi…
*- DİKKATİMİ ÇEKİYORDU
Solunum Fonksiyon Testim yapılırken, güler yüzlü bir hemşire geldi, ‘Merhaba Yaşar Bey, nasılsınız?’ diye hatırımı sordu.
Teşekkür ettim, ‘Sizi tanıyorum!’ dedim.
Gerçekten şahsen tanıyordum, koşuşturup hastalara yardımcı olmasından.
Bildiğim kadarıyla en az iki üç yıl burada, Urla Devlet Hastanesi’nde önemli bir görevin başındaydı.
Adını sordum:
Hemşire Hande Tanrıkulu…
Yalnız bana değil, engelli, yaşlı, hatta bir doktoru aradığı belli olan genç bir hastaya da yardımcı olduğunu gördüm.
‘Dr. Buğra Beyi göreceğim!’ deyince, bana eşlik edeceğini, ‘gerek yok!’ dememe rağmen yerine getirdi.
Merdiven çıkamayacağımı ve zorlanacağımı düşünerek asansörü de çağırdı.
Öğle tatili olmasına rağmen Dr. Buğra Bey makamında vatandaşların, hastaların ve personelin dilek ve şikayetlerini dinliyor, not alıyordu.
Kapıda tam ismini okudum:
“Başhekim Yardımcısı Dr. İbrahim Buğrahan Tekel”
İlk kez karşılaşıyorum…
*- TANIŞMIŞ OLDUM
Değerli Hemşiremiz Hande Tanrıkulu, izinli olduğu için yerine vekalet eden Başhekim Yardımcısı Dr. İbrahim Bugrahan Tekeli’ye bizi tanıştırdı.
Heyecanım arttı, ‘acaba ne olmuştu da, beni görmek istemişti!’ yoğun işlerinin arasında Dr. Buğra Bey… (Kısa öz ve samimi bir isim kabul edildiğinden, hastane çalışanları kısaca böyle diyorlardı)
Dr. Buğra Bey özetle şöyle dedi:
“Bu sabah bizimkiler (Hastane görevlileri) sizin yazınızı okumuşlar, bana getirdiler. Ben de çok memnun oldum, Urla Devlet Hastanemiz hakkındaki güzel sözlerinize ve yazınıza. Bu arada bugün hastaneye geleceğinizi de
Belirttiler. Ben de sizinle tanışmak ve özel olarak teşekkür etmek istedim…”
Hasta ziyareti gibi bu önemli görevde bulunan Başhekim Vekili doktorumuzun değerli fazla zamanını almak istemediğimizi, doktorlarımız ve tüm fedakâr sağlık çalışanlarımızın başımızın üzerinde yeri olduğunu belirttim.
Bu arada, hastanede ‘Engelli ve Yaşlı hastaların Sorunlarını Çözmek’ onlarla ‘iletişim ve girişimi sağlamak’ için bir oluşum sağlandığını öğrendim.
Pozitif derneğin ya da oluşumun başına da Dr. Buğra Bey getirilmiş.
Başarı dileklerimi sunuyorum.
İstanbul’da Beşiktaş’taki tek devlet Hastanesi, ‘Sait Çiftçi Devlet Hastanesi’ne ‘bağışta bulunmak’ istemiştim.
Bu isteğim üzerine, ‘Acil Servise’ dernekleri üzerinden, bir ‘tansiyon ölçüm aleti” bağışlamıştım. Bir zamanlar Vali Kutlu Aktaş’ın yanında Sağlık Bakanlığı Müsteşarına beni, ‘Bizim fahri sağlık müfettişimiz!’ olarak tanıttığını kısaca anlattım.
Biliyorsunuz bu değerli Valimiz İzmir’den sonra İstanbul Valisi, sonra da İçişleri Bakanı olmuştu.
İlaçlarımı yazdırdıktan sonra hastaneden ayrıldım.
*- KUSURUM NEYDİ?
Urla’da bir dostumu görmek istedim.
Keyfim yerinde giderken, sıradan bir motosikletli arkamdan düdük çalıp duruyor.
Belediye Pasajının orada kenarıya, trafiği engellemeyecek şekilde yanaştım, flaşörlerimi yaktım, ‘Ne oluyor?” diye bekliyorum.
Meğer, bisikletliye bile yasak zaman zaman pazaryeri olarak da kullanılan yere girecekmiş.
Bu arada birkaç kişi girdi, çıktı…
Önden, arkadan, yani her yerden girmesi olanak içinde.
Nasıl hastanede şaşırdıysam burada da şaşkınım…
‘Urla kabadayısı!’ motosikletli, biraz ileriye park etti.
Telefonunun videosunu çalıştırdı, bir yandan ‘Bana hakaret etti!’ diyerek çekim yapıyor, diğer taraftan da ‘Olmayacak yere park etti!’ falan diyor.
Allah ya rabbim!
Aklıma geldi, ben de ‘elimde koz olsun!’ diye onun görüntüsünü almaya çalıştım.
Plakası “35 Dali” diye başlıyor…
Herhalde birine sarmak istedi, İstanbul plakalı beni aracımı buldu…
Ne yapalım böyle de oluyor…
Nasıl sakin sakin benim filmime çektiğine ve nasıl hakaret ettiysem, böyle yalana sarılan biri için ‘Benden bulmasın!’ diyerek yoluma devam ettim.
Yolda aklıma geldi:
İhtiyaç sahibi hastalardan para almayan vatansever Prof. Dr. Hüseyin Kaya Çilingiroğlu ruhun şad olsun, dedim.
Kayıtlara göre, Türk Tıbbının gururlarından Beşiktaşlı Prof. Dr. H. Kaya Çilingiroğlu, 40 bini aşkın ameliyat yaptı, 35 bin ihtiyaç sahibi hastadan hiçbir ücret almadı.
Çocuklarınıza, “Bu dünyada her zaman iyiler kazanır’ demeyin.
Onlara şunu öğretin;
“Bu dünyada çoğu zaman, arsızlar çığırtkanlar, kötüler ve iki yüzlüler kazanır!
Ama unutma;
Onursuz bir zafer, onurlu bir kaybediş kadar kıymetli olamaz!
Sen ne olursa olsun, iyiliğinden vazgeçme!
Ve her zaman iyi kal”
*- VAR OLANLAR
Bu ne be kardeşim?
Kişilik var, karakter var, hırs var, çalışkanlık var, üst üste Avrupa ve dünya seviyesi başarı var, okuma, yazma, konuşma yeteneği var, zekâ var, akıl var, mütevazılık var, kültür var, iç/dış güzellik var, boy, pos yetenek var, disiplin var, hanımefendilik zaten var.
Var da var…
Özel uçak yok, villa yok, şımarıklık yok, şımartılmak yok, görgüsüzlük yok, sonradan görmelik yok, saçmalık yok, tipsizlik zaten yok, siyasi yalakalık yok, dini değerleri suistimal yok, milliyetçilik şovları yok, kavga yok, hamaset yok, palavra yok, arkalarında 1000 tane TOG yok, o yok, bu yok, şu yok.
Yok da yok…
*- HAVAYA GİRMESİNLER
Bu kızlara tarifeli uçak bile vermeyin, havaya girmesinler.
Bırakın yürüsünler.
Hatta şortları da kısa ya, bırakın sürünsünler.
Zaten 84 milyonun kalbine girdiler, milleti güldürdüler, onlar da hayatları boyunca gülsünler.
Muhtemelen birkaç bin yobazın da içine ettiler.
Bu ne be kardeşim?
*- HA VAR, HA YOKLAR!
Diğerleri mi?
Onlar!…
Oyunda yoklar.
Başarıda yoklar.
Zaten ortada yoklar.
Onlar ha var, ha yoklar…
*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

*- SİL BAŞTAN / YAŞAR EYİCE

