Şimdi bunun en güzel örneğini anlatayım:
Hakkâri’de küçücük bir ev…
Çatıdan içeri yağmur girmesin diye branda çekilmiş, çalışma masası
yerine yerde minderler var.
Ama o evde iki büyük hayal var.
Musa doktor olmak, İsa ise yazılım mühendisi olmak istiyor.
İmkânları sınırlı ama hedefleri büyük.
Günde 6 saat, yerdeki minderlerin üzerinde çalışarak fen lisesini kazanmışlar.
Bu hikâye bize bir kez daha gösteriyor ki; başarı her zaman iyi
şartlarda, güzel masalarda, özel imkânlarla başlamıyor.
Bazen bir minderin üzerinde, bazen küçücük bir odada, bazen de
kimsenin görmediği büyük bir mücadelede filizleniyor.
Çocuklarımıza yalnızca imkân değil; umut, cesaret ve fırsat da vermeliyiz.
Çünkü Anadolu’nun dört bir yanında Musa ve İsa gibi keşfedilmeyi,
desteklenmeyi bekleyen nice evladımız var.
Yeter ki onların hayallerine inanalım, yollarını açalım.
Bir çocuğun şartları küçük olabilir; ama hayalleri asla küçük görülmemeli.
Musa ve İsa’yı yürekten tebrik ediyorum.
Allah yollarını açık, başarılarını daim etsin.
Önceki yazımda Çukurova’nın sesi Adanalı Gazeteci Remzi Yıldırım’ın
önemli projesinden söz ederken, 60 bin öğrencinin üniversite giriş
sınavlarında sıfır puan aldıklarını anlatmıştım.
Bir böyleleri var, bir de öyleleri…
Yorumunu siz yapın…
*- NORMAL Mı?
Seçil Yurtseven kendini, ‘profesyonel konuşmacı’ olarak tanıtıyor.
Bu ne demek?
Hani televizyonlardaki bazı aktörler, “hafta sonu şurada buradayım!’
derler ya, bu kendilerini pazarlama taktiklerinden biridir.
Yerler içerler, Seçil Hanım gibi bir konuda konuşma yaparlar,
birilerini yüceltirler ve içinde dolar olan zarfı ceplerine koyup
dönerler.
Bazı algı ile zirveye oturmuş olanlar ise kendileri ile davet konusunu
görüşecekleri özel sekterlerine yönlendirirler, ‘Programa baksın!’
diye…
Tabii ki ilk konuşulan konu, ‘Kaç dolar ya da avro ödeme
yapılacağıdır, davet sahibi tarafından…”
Para yoksa, davet de geçersizdir.
Neden birileri, örneğin belediye başkanını met etsin ki?
Neyse biz konumuza gelelim,; “İnsanın, alıştığı her şeyi normal
sanıyor!” ama yanılıyor…
*- KARIŞTIRIYORUZ
Ailemiz, ilişkilerimiz, iş hayatımız, arkadaşlıklarımız,
alışkanlıklarımız bazı yazarlar tarafından ele alınıyor.
Bunun en güzel örneklerinden biri de ‘Tuhaf Ev’ isimli kitapta…
Hayatımızı oluşturan her şeyin bir planı var ama biz çoğu zaman o
planı sorgulamıyoruz. Çünkü içinde doğduğumuz, büyüdüğümüz veya uzun
zamandır yaşadığımız şeyleri normal kabul ediyoruz.
Belki de insanın en büyük yanılgılarından biri bu.
Alışmakla normalleştirmeyi birbirine karıştırıyor olabiliriz.
*- SAĞLIKLI DEĞİL
Bir şeyi, ‘yıllardır böyle!’ dile, ‘doğru olduğunu’ düşünüyoruz.
‘Herkes böyle yapıyor!’ diye olması gerekenin ‘bu olduğunu!’ sanıyoruz.
Çevremizdeki insanlarla benziyoruz, çünkü aynı alanda yaşıyoruz.
Yaşadığımız mahalle, yaşadığımız site ve gittiğimiz yerler bile
sınıfsal ve yine ekonomik ya da yaşam tarzı benzeyen kişilerle bir
arada oluyoruz.
Çocukluğumuzdan beri gördüğümüz bir davranış biçimini, ailemizden
öğrendiğimiz bir iletişim şeklini, iş hayatında sürekli
karşılaştığımız bir haksızlığı veya ilişkilerde tekrar tekrar
yaşadığımız bir problemi sorgulamıyoruz.
Çünkü artık bize yabancı gelmiyor, bu normalimiz oluyor.
Oysa bir şeyin bize tanıdık gelmesi, onun sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.
*- İÇİNDEN…
Kitapları, içindekileri sorgulamaya başladığımızda, konunun bütün
anlamı değişebiliyor.
Yazıdaki bazı ayrıntılar ilk bakışta bize bir gariplik gibi
algılamamıza neden olabiliyor.
Fakat ayrıntıları yan yana koydukça insan, tek tek bakıldığında
anlamlandırılamayan şeylerin bir araya geldiğinde bambaşka bir hikaye
oluşturduğunu da görüyor.
Bir odanın neden orada olduğunu, bir boşluğun neden bırakıldığını, bir
kapının neden o şekilde konumlandırıldığını sormaya başladığınızda
evin bütün anlamı değişiyor.
Bu anlatmaya çalıştığım da konunun bir parçası…
*- ‘DOLU’ TARAFINDAN…
Aslında hayat da böyle diyebiliriz.
Bir insanın tek bir davranışına bakıp, “bu da ne şimdi?” diyebiliyoruz.
Bir ailenin tek bir alışkanlığını görüp anlam veremiyoruz.
Bir kurumun tek bir kararını saçma buluyoruz.
Bir insanın neden sürekli aynı hatayı yaptığını anlayamıyoruz.
Ama bazen tek bir parçaya bakarak bütünü anlamaya çalışıyoruz.
*- ÇOĞU ZAMAN
Bir insanla tanıştığınızda size evinin salonunu gösteriyor.
Düzenli, temiz, aydınlık. Hatta eve misafir gelmeden ev bi toplanır
hafif bir temizlik yapılır.
Bazı dağınıklıklar diğer odadaki bir yerlere tıkıştırılır.
Her şey olması gerektiği yerde görünür.
İnsanları çoğu zaman böyle tanıyoruz.
Bize gösterdikleri yerlerinden.
Onu, onun kendisine gösterdiği kadarıyla gördük, gördünüz…
Sosyal medyada gördüğümüz birkaç fotoğrafından, iş hayatındaki
duruşundan, bir restoranda nasıl davrandığından, giyiminden, bize
nasıl konuştuğundan…
Sonra bütün bir insan hakkında karar veriyoruz.
*- GÖRMEDİKLERİMİZ
Oysa herkesin planında bizim görmediğimiz bir oda var.
Bazılarında birkaç tane.
Bazen birini çok iyi tanıdığımızı düşünürüz.
Yıllardır hayatımızdadır. Çocukluğundan beri biliriz, aynı masada
yemek yemişizdir, aynı ailede büyümüşüzdür.
Ama insanın yıllarca yanında olduğu kişiyi bile gerçekten tanımadığı
anlar vardır.
Çünkü zaman geçirmek, birini tanımakla aynı şey değildir.
*- BİR ÖRNEK
Çocukluğumuzda Necla (isim yakıştırma) bizden büyük komşumuz vardı.
İlkokul mezunu idi.
Ama üniversiteler şehri Bornova’da, hep elinde kitaplarla dolaşır,
otobüse, minibüse, trene bunlarla koltuk altında tutarak binerdi.
Herhalde kendini üniversite öğrencisi göstermek istiyordu.
Belki de okumak hayali vardı, ailesi ‘kız çocuğu!’ diye ortaokula
gitmesini engellemişti.
Demek o zamanlar komsu kızının dışarıya gösterdiği bambaşka bir kimliği vardı.
Her şey farklıydı kendi dışardaki kimliğinden.
O zamanlar bu tarz şeyler çok garip ve olağandışı gelirdi bana.
Herkesi olduğu gibi, gözüktüğü gibi sanırdım aslında.
İnsan sonra sonra anlıyor böyle olmadığını.
Şaşırmayı bırakalı çok oldu böylelerine.
Bazı odalara hiç girmemişizdir.
Bazı kapılar bize hiç açılmamıştır.
Bazı pencerelerin neden olmadığını sormamışızdır.
Daha ilginci ise bazen o kapıların varlığını bile fark etmeyiz.
*- İNSAN DENİLİNCE
Bence yetişkin olmak biraz da evlerin planını anlamak, şaşırmamak,
içeride gizli odalar olabileceğine alışmak ve hatta evlerin,
insanların içinde sakladıkları dev kasalar, o kasalarda da hiç
beklemediğin gizli eşyalar olabileceğini normalleştirmek demek.
Neden artık insanları bu kadar hızlı etiketliyoruz?
Bir insanı birkaç dakikada tanıyoruz.
Hatta bazen tanımıyoruz bile; sadece hakkında bir fikir oluşturuyoruz.
Ne giydiğine bakıyoruz, nasıl konuştuğuna, hangi okuldan mezun
olduğuna, ne iş yaptığına, sosyal medyada ne paylaştığına, kimlerle
arkadaş olduğuna…
Z kuşağındakiler, insanları bizim kadar fazla etiketlemiyorlar, hatta
yargılamıyorlar.
Halbuki ‘insan dediğimiz şey!’ bir etiketin sığabileceği kadar küçük değil.
Belki de bunda yaşadığımız çağın da büyük bir payı var.
Her şeyi hızlı tüketmeye alıştık.
Bir videonun ilk üç saniyesinde karar veriyoruz, bir haberi
başlığından okuyup fikrimizi oluşturuyoruz, bir insanı da birkaç
fotoğrafına bakarak tanıdığımızı düşünüyoruz.
Hızlı anlamak istiyoruz.
Hızlı karar vermek istiyoruz.
Bir insan aynı anda hem çok güçlü hem çok kırılgan olabilir.
Çok başarılı olup kendine hiç güvenmeyebilir.
Çok sosyal görünüp eve gittiğinde kimseyle konuşmak istemeyebilir.
Çok neşeli olup içinde uzun zamandır taşıdığı bir üzüntüyü saklayabilir.
Bazen çok bencil davranıp başka bir gün hiç tanımadığı biri için
saatlerini harcayabilir.
Çünkü insan tutarlı olmak zorunda değil.
İnsan değişebilir.
Hatta insan olmanın en doğal taraflarından biri, kendi içinde bile
çelişkiler taşıyabilmek.
Çocukları düşünün, hiç birbirini tanımayan 4 çocuk beş dakika içinde
kaynaşıp arkadaş olabilirler.
Birbirinin kıyafetlerinin markasına bakmadan, saçlarının şekline ya da
oraya gelirken bindikleri arabaya bakmadan…
Siz de bunu yapabilir misiniz?
ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE

ŞARTLARI KÜÇÜK, HAYALLERİ BÜYÜK / YAŞAR EYİCE
—
Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
E-Posta: yasar.eyice@gmail.com
Twitter: @Yeyicee
Facebook: yasar.eyice.311
