Herkese anlatıyorum
Önceki gün Ulus ile Etiler arasında sıkışıp kalmış Prof. Dr. Aykut Barka parkındaki kafede oturuyordum.
Beşiktaş Semt Kartı olanlara önemli bir indirim de uygulanıyor.
Tesadüfen spor, pardon futbol konuşmasına tanık oldum.
Neredeyse birbirlerine gireceklerdi, tuttukları futbol takımları için…
İstemeden söze karıştım ve bir televizyon reklamını anımsattım.
Bir gencimiz üzüntülü halde, diğeri ona akıl veriyor:
Görüntü şöyle;
Bir yetişkin, elinde akıllı telefon, surat asık, yüzünü buruşturmuş!
Büyüğü sesleniyor:
“Emrah bu ne halin!’
‘Embabbe Afrika Kupasını gidiyor!’
Ve ‘Bilge adam!’
‘Sana ne Embabbe’den? Anan değil, baban değil!’ diyor.
Evet sana ne?
Bu işten büyük paralar kazananlar düşünsün…
Zaten onlar hacı yatmaz gibidirler, hesaplarını en ince noktasına kadar yaparlar, halkı da soyarlar…
Türkiye’de milyonlarca dolar alarak sözde futbol oynayan bir siyahi oyuncu, ‘Afrika Kupası’na gidip ülkesinin takımında oynayacakmış…
Kurallara ve anlaşmalara göre, büyük paralar ödediğimiz bu yabancı transfer futbolcular, ulusal takımlarının kadrolarına girerler ve davet edilirlerse, Türkiye’de isterse şampiyonluk müsabakası olsun yerini almaz, ülkesinin imdadına (!) koşarlar,
Bizim taraftar, da üzüntülü…
Takımının as futbolcusu belirttiğim gibi ‘Afrika Kupası’ için gitmiş, ya da gidecek!
Bilge kişi de şöyle diyor:
‘Sana ne ondan! Anan mı, baban mı? Sen menfaatine bak!’…
Tabii reklam olduğu için, Nasreddin Hoca’nın dediği gibi ‘Parayı basan’ kazanacağından, malını met ediyor, ona odaklanmasını istiyor ‘ kahramanımız…
Ben de neredeyse birbirine gireceklere, ‘Sana ne bu profesyonel futbolculardan, anan mı, baban mı? Sen kendine bak!’ dedim.
*- VAHŞİ KAPİTALİZM
Anlattıklarımı, sanki sözleşmişiz gibi yazar adaşım Yaşar Aksoy, bir zamanların ünlü gazetesi, Adnan Menderes ve arkadaşları 1960 ihtilalinden sonra Yassı Ada’da yargılanırken, ‘Demokrat İzmir Gazetesi’ davası da günlerce ele alınmıştı, orada yazarken yanında da, Demokrat İzmir’in kurucusu rahmetli Adnan Düvenci’nin oğlu Gazeteci Yusuf Düvenci vardı.
Yanlarında bulunan yaşları 80’nin üzerindeki gruptakilerin ortak görüşü de, Yaşar Aksoy’un yazdığı gibi, şöyle:
“Popüler spor, ülkemizde bir avuç profesyonel yerli ve yabancı sporcunun para uğruna yaptığı itiş kakışı, milyonlarca insana izlettiği, o insanların da küfrederek bu sporu fanatik bir şekilde desteklediği bir curcunadır.
Vahşi Kapitalizmin bir büyük rant ve beyin yıkama yöntemidir.
Kitle sporu ise, bir avuç sporcunun değil, milyonlarca kişinin bizzat spor yaptığı, kavga, yarışma, itiş kakış ve küfrün olmadığı bir toplumsal spordur…’
Şimdi siyasiler de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediğini tekrarlıyorlar;
‘Yürüyelim arkadaşlar!’
Yine birçok spor adamımız şöyle diyor:
“Sevgili halkımız…
Futbol beyninizi yıkamak için uydurulmuştur…
Size hiçbir faydası yoktur…
Vazgeçin bu sevdadan.
Kendiniz için spor yapın.
Sabahları 1-2 saat jimnastik, hafif sporlar, yüzme, yürüyüş, koşu ile vücudunuzu dik tutun.
Oturmayın tribünlerde…
Kırlarda, deniz kıyılarında, ovalarda koşun ailece.
Haydi sahalara, spor yapmaya…”
Tabi burada anlatılmak istenen ‘Holigan’ olmayın…
Fanatikliği bir yana bırakın…
Gibi….
Şimdi size yine yaşını başını almış bir vatandaşımızın ‘Bayram şekeri tadındaki sözlerinden söz edeceğim…
‘Maçın!’ sonucunu nasıl özetlemiş…
‘Maç’ dediğim yaşantımızın…
Ama az önce bir İstanbul kulübümüzün yakında yapılacak kongresinde başkanlığa aday olan iki kişiden biri kameralara şunları söyledi:
‘Biz de Avrupa’daki yıldız futbolcuları kadromuza katacağız!’
Aferin!’
Ödeyin milyonlarca doları, sonra sirkteki maymun gibi seyrettirin milyonlara…
Sonra da kulübü mahkemeye verip, ‘Benim şu kadar milyon dolar alacağım var!’ deyin…
Bundan güzel anlatım olur mu?
Kararını siz verin…
*- KIYMETLİ DOSTLAR
Hayat, avuçlarımızın arasından usulca kayan ince bir kum tanesi gibi…
Ne kadar güçlü olduğumuzu sansak da, ne kadar kalıcı planlar kursak da hepimiz aynı gerçeğin içinde yaşıyoruz:
İnsan ölümlüdür ve ömrümüz, çoğu zaman fark edemeyeceğimiz kadar kısadır.
Bugün kırıldığımız birçok şeyin, zaman içinde hiçbir anlamı kalmıyor.
Bir tartışma, sert bir söz, anlık bir öfke…
İnsan bazen gururunu sevgisinin önüne koyuyor; haklı çıkmayı, huzurlu olmaktan daha önemli sayıyor.
Oysa zaman geçtikçe anlıyor ki geriye ne tartışmalar kalıyor ne de kazanılmış tartışmalar ve kavgalar. Geriye sadece insanların birbirine bıraktığı hisler ve acı tatlı izler kalıyor.
Bir kalbi kırmanın yükü ağırdır.
Hepimizin içinde görünmeyen yaralar, sessiz mücadeleler vardır.
Kimi geçim derdiyle, kimi yalnızlıkla, kimi kaybettikleriyle savaşır. Dışarıdan güçlü görünen insanların da içinde yorgun bir hisler yumağı vardır belki. Sertleşmek kolaydır ama anlayış göstermek insan olmanın ta kendisidir.
İnsan, dünyaya geliş amacı savaşmak değil, paylaşmak, anlamak ve güzellikleri sonraki nesillere miras bırakmak.
Bir tebessüm bazen uzun bir nasihatten daha değerlidir.
Yumuşak bir söz, yıllardır kapanmayan bir yarayı onarabilir.
Zira kalpler kabalıkla değil, nezaketle açılır.
Hayatın sonunda kimse ne kadar haklı olduğunu hatırlamayacak.
Ama insanlar kendilerine nasıl davranıldığını unutmayacak.
Bu yüzden kırıcı olmaktan çok yapıcı olmak, öfkeden çok merhameti seçmek gerekir.
Mutlu olmanın en kesin ve kısa yolu budur; daha anlayışlı olmak, daha az yargılamak, daha çok hoşgörü göstermek.
Çünkü tolerans ve hoşgörü yalnızca karşımızdaki insanı rahatlatmaz; en çok da kendi ruhumuzu huzura kavuşturur. (Ahmet Murat Çelik)
*- BİZ DE BİR KURTULABİLSEK
Bu adam gerçekten deli!
Yalnız Amerika’nın değil, dünyanın büyük tehlike altında olduğunu görmüyor.
Herhalde ‘Benden büyük tehlike olur mu?’ diyordur, kendi kendine konuşurken…
Başkan Donald Trump, yakın zamanda “YANLIŞ! YANLIŞ! YANLIŞ!” diye nitelendirdiği en kötü senaryo iklim modeline “KURTULDUK!” dedi.
Evet yanlış duymadınız ve okumadınız.
Bu ayın başlarında yayınlanan açıklama, bazı temel noktaları yanlış ele alıyor ancak yönetiminin iklim biliminin büyük bir kısmının alarmcı olduğu ve iklim değişikliğinin ana etkeni olan sera gazı emisyonu yaymayan rüzgar, güneş ve jeotermal gibi yeşil enerjilerin kullanımını teşvik etmek ve desteklemek için “sahte” programları finanse etmek için kullanıldığı görüşünü yansıtıyor.
*- FARKLI ISINMALAR
Öncelikle biraz tarih ve olanlardan bahsedelim.
Yetkili Birleşmiş Milletler iklim raporlarını geliştirenler de dahil olmak üzere bilim insanları, dünyanın farklı ısınma miktarları altında nasıl değişebileceğini incelemek için iklim modelleri kullanıyorlar.
Bir dizi senaryoyu değerlendirmek için çeşitli modeller kullanıyorlar.
Yeni araştırmalar en iyimser ve en kötümser senaryoları geçersiz kılıyor. Sanayi öncesi dönemlerden bu yana, sera gazı yayan fosil yakıtlar olan petrol, kömür ve doğalgazı çok fazla tükettik; bu nedenle ısınmayı gerçekçi bir şekilde 1,5 santigrat derece (2,7 Fahrenheit) ile sınırlamak mümkün değil.
Bu, giderek ulaşılamaz hale gelen 2015 Paris Anlaşması’nın hedefiydi.
*- KORKULANDAN FAZLA
Çok fazla yeni kömür tüketimi varsayan korkutucu en kötü senaryo, 2100 yılına kadar 4,5 santigrat derece (8,1 Fahrenheit) ısınma yolunu çiziyordu.
Yeni bilim, geleceğin alabileceği yolları etkili bir şekilde daraltıyor. 2011 yılında en kötü senaryo modelini geliştiren bilim insanı Keywan Riahi, korkulandan daha fazla yenilenebilir enerji ve daha az emisyonun bu sonucu son derece düşük olasılıklı hale getirdiğini söyledi.
20 Mart 2026’da Kolombiya’nın Facatativa kentinde, şiddetli yağmur nedeniyle Botello Nehri’nin taşması sonucu bir çilek tarlası sular altında kaldı.
Ama daha dün, bizde de barajların boşaltım kapaklarının aşırı yağışlar nedeniyle açılmak zorunda kaldığını ve ekili arazilerin nasıl sular altında kaldığını medyada gördük.
Birdenbire bastıran yağmurların nasıl büyük tehlikeler yarattığını da örnekleriyle gördük.
Şunu da yazayım:
Bazı muhafazakarlar, RCP8.5 olarak adlandırılan bu endişe verici senaryonun birçok çalışmada kullanıldığını ve medyada kıyamet senaryosu sunulduğunu savundu.
*- ÇOK DAHA FAZLA SICAK
Geçen yıl ana akım iklim bilimini eleştiren bir Enerji Bakanlığı raporunda, “Aşırı hassas modellerin ve gelecekteki emisyonlar için akıl almaz aşırı senaryoların birleşimi, gelecekteki ısınmaya ilişkin abartılı tahminler ortaya koyuyor” denildi.
Başlangıçta yönetimin önemli bir iklim politikasını tersine çevirme planını desteklemek için kullanılan Enerji Bakanlığı raporunun AP tarafından yapılan incelemesinde, hatalar, önyargılar ve çarpıtmalar olduğu tespit edildi.
Yine de, birçok bilim insanının çalışmalarında RCP8.5’i dahil ettiği doğrudur.
Avusturya’daki Uluslararası Uygulamalı Sistem Analizi Enstitüsü’nde Enerji, İklim ve Çevre Programı direktörü olan Riahi, bunun “olası emisyonların nasıl görünebileceğine dair makul bir üst sınır” olması amaçlandığını, ancak “asla olası bir durum olmadığını” söyledi.
Borenstein’ın haberinde görüştüğü 10 bilim insanından dokuzuna göre, model yanlış değildi, olası olmayan ancak makul bir senaryoydu. Hükümetlerin çok kötü bir gelecekte nelerin çok yanlış gidebileceğini anlamalarına yardımcı olmayı amaçlıyordu.
Küçük miktarlarda ısınma bile büyük sonuçlar doğurur.
Bir derecenin kesirleri bile daha fazla sel, yoğun sıcaklık ve diğer aşırı hava olayları anlamına gelebilir ve tehlike altındaki türleri tehdit edebilir.
*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

*- SANA NE? / YAŞAR EYİCE

