*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Her sabah, yeniden başlamayı bilmek lazım;
Umudumuzu tazeleyerek gülümseyerek ve iyi şeylerin olacağına inanarak! Sevgi dolu bu gününüz olsun, diyor Güliz Güzeldiyar ve devem ediyor:
“Kötülükleri bitiremeyiz belki ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
Böylece belki iyiliklerle ve iyilerle dolu bir günü yaşarız.
Hoşgörünün kulaklarıyla dinleyin,
Şefkatin gözleriyle bakın,
Sevginin diliyle konuşun…
Dostlar; deniz kenarındaki taşlara benzer,
Önce birer birer toplarsın,
Sonra yavaş yavaş atarsın,
Fakat bazılarına kıyamazsın.
İşte böyle önemli olan…
Kendine ağır geleni başkasına sakın yapma!
Dalgalı bir deniz gibidir hayat.
Bazen hırpalar, bazen savurur…
Kimi zaman ise boğar insanı…
Ve hayatta bir gemi gibi olacaksın;
Batmamak için her zorluğa göğüs göreceksin.

*- ÇÖZÜMSÜZ OLAN
Bir zamanların ünlü televizyon programcısı M,Feyzi Hepşenkal şöyle diyor:
“Bin liraya dışarıda vesat bir yemek yiyebiliyorsun;
Kot pantolon da aynı para!
15 yemek parasına çamaşır makinası, 4 yemek parasına marka ayakkabı alıyorsun…
250 liraya sıradan kahve içiyorsun, bira da aynı para…
Bu para işlerinde, ya bütün dengeler değişti.
Yahut şuur kalmadı,
Çözemiyorum!…”
Bu konu benim de dikkatimi çekiyordu.
Birini al yılarca kullan, diğeri ise beş dakikada Beşiktaş!…

*- BUNA TİCARİ DAVRANIŞ DENMEZ
Azimet Gürbüz eline bizim tabirimizle fileyi alıp çarşıya çıkmış.
Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmış,
Nedeni de şaşkınlığı..
Şimdi sözü kendisine vereceğim.
Hatırlarsanız birkaç gün önce Halit Bey’in Akhisar’daki bahçesinden elde ettiği sivri bibere 30 lira harcadığını, ama İzmir’deki mahalle bakkalında kilosunun neredeyse 300 lira olduğunu vurgulamıştı.
Şimdi benzer olayı Azimet Gürbüz anlatıyor;
“Paylaştığım bu iki resmi ben çektim.
Ticari adı ‘çeri domates’ olan, genelde resimde görüldüğü gibi plastik kutularda satılan bu ürün, oturduğumuz mahallede, aynı cadde üzerinde birbirlerine uzaklıkları 150 metre olan marketlerin birinde 264 lira diğerinde 119 lira.
Tesadüfen ilk girdiğim markette dikkatimi çekmişti de şaşırmıştım. Alacağım ihtiyaçlarımı belki de bu fiyatın etkisiyle almadan çıktım,
Diğer markete girdim.
Baktım bu markette aynı ürün, aynı ambalajda, kilo fiyatı 119 lira. Üşenmedim geldim ilk girdiğim marketteki kg fiyatı 264 lira yazan resmi çektim tekrar ikinci markete gidip 119 liralık etiketin resmini çektim.

*- BU NE YA!
Gerçekten hala şaşkınım.
Yaklaşık 40 yıllık çalışma hayatımın 26 yılı, ki bunun 5 yılı da yurtdışında olmak üzere, günlük tüketim ürünleri dediğimiz deterjan, peçete türü temizlik ürünlerinin imalatı ve satışında geçti.
Bu alanda rekabet eden firmaların büyük bölümü uluslararası firmalardı. Fiyatlardaki farklılıklar % 3-5, dar çatlasa % 10 olurdu.
Bu ne ya, bir kg çeri domatesin fiyatı bir yerde 119 diğerinde 264 lira. Ben buna ahlaki çöküş diyorum.

*- BİR MİLLET NASIL KÖLELEŞİR?
Bu konuyu bir yıl kadar önce paylaşmıştım.
Şimdi ‘Bilge İnsan’ dediğim Erzurumlu eğitmen Mustafa Saraç anımsattı.
‘Bir çocuk bir günde zorba olmaz! Öncesinde mutlaka sinyalleri vardır’ diyen Mustafa Hocamız, ayrıca bir de fotoğraf eklemiş, gönderiye…
​“Yıl 1936…
Denizli Acıpayam’da bir grup öğretmen piknik yaparken 12 yaşındaki öksüz ve yetim bir çobanla karşılaşırlar. Adı Hüseyin…
Öğretmenler bu çocuğun zekasındaki parıltıyı fark edip onu okumaya teşvik ederler.
​Hüseyin, Denizli’de parasız yatılı okuduğu yıllarda matematiğe olan tutkusuyla sivrildi.
Henüz genç bir öğrenciyken Görecelik Teorisi üzerine kafa yormaya başladı.
Bu merakı onu İstanbul Teknik Üniversitesi’ne, oradan da dünya biliminin kalbi sayılan MIT’ye (Massachusetts Institute of Technology) taşıdı.
​Hüseyin Yılmaz’ın başarıları masalsıydı:
​MIT’de İmkânsızı Başardı:
Normalde 5-9 yıl süren doktora tezini, İngilizcesi çok az olmasına rağmen hocasına ‘Tahtaya yaz’ diyerek takip etti ve sadece birkaç ayda tamamlayarak bilim dünyasını şaşkına çevirdi.

*- BİLİMSEL MODEL
​Einstein ile Aynı Çatıda: Princeton’da Albert Einstein’ın da bulunduğu akademik çevrelerde yer aldı.
​Kendi Teorisini Kurdu:
Einstein’ın kütleçekim teorisindeki bazı noktaları eleştirerek, bugün literatürde “Yılmaz Kütleçekim Teorisi” olarak bilinen kendi bilimsel modelini geliştirdi.
Bu teorisi, ana akım fizikte büyük tartışmalar yarattı.
​Teknolojinin Mimarı: En büyük mirası ise bugün Siri, Google Asistan ve Cortana gibi sistemlerin atası sayılan, “sesle kumanda edilen bilgisayar” teknolojisinin temelini 1960’larda atmış olmasıdır.

​*- KISSADAN HİSSE:
Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 2013 yılında aramızdan ayrıldı.
Peki, dünya bilim tarihine geçmiş bu ismi kaçımız tanıyoruz?
Aziz Sancar Nobel almasa, Gazi Yaşargil tıp tarihini değiştirmese kaçımız gurur duyacaktık?
​Fazıl Say’ı, İdil Biret’i, Suna Kan’ı, Gürer Aykal’ı sadece başarıları dünyaya taşınca değil, onları yetiştiren bu toprakların evlatları olarak baş tacı etmeliyiz.
​Kahramanlarını, bilim, kültür ve sanat insanlarını tanımayan, onları unutmaya terk eden toplumların sonu maalesef fikri bir köleliktir. Cumhuriyetin en büyük erdemi; Acıpayam’ın bir köyünden çıkan bir çobanı, dünyaya yön veren bir bilim insanına dönüştürebilmesidir.

*- İSİM DEĞİŞTİRİLMESİ
16 NİSAN 1931 – Atatürk’ün, akşam Ankara’da Kâzım (Özalp) Paşa’nın evine gelişi, oğlu İlter’in ismini Teoman olarak değiştirmesi.
Prof. Dr. Teoman Özalp Anlatıyor…
“Gazi Paşa özellikle Türk Tarihine çok ilgi duyardı.
Milletin kökenlerinin hangi tarihlere, hangi kavimlere dayandığını araştırırdı.
Eski Türk büyüklerinin isimlerinin Türk çocuklarına konulmasını isterdi. Tarih incelemeleri yaptığı bir günün akşamında, 16 Nisan 1931’de ani karar vererek yaverine, ‘Bu gece Meclis Reisi Kazım Paşa’nın evine gideceğiz ve oğlunun ismini değiştirerek ona Hun İmparatorlarından birinin adını vereceğiz, paşaya duyurun’ emrini vermiş…”

*- YATAKTAN KALDIRILDI
“Evimiz Yenişehir’de o zamanki adı Kazım Paşa Caddesi olan bugünkü Ziya Gökalp Caddesi ile Selanik Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunuyordu.
Beni yataktan kaldırdılar, giyindim, salona indiğimde Gazi Paşa 10-15 arkadaşı ile gelmişti.
O güne kadar, babamın arkadaşı olan, Milli Eğitim Eski Bakanı Necati Bey’in verdiği ‘İlter’ adını taşıyordum.
Gazi Paşa, Türk milletinin kökenlerini ve tarihini belirten bir konuşma yaptı.
Hun İmparatorlarından birinin adını, bana ad olarak vermek istiyordu. Bugün bir hazine gibi sakladığım aşağıdaki notları yazdırdı ve imzaladı.

*- ATATÜRK BİLGİ VERDİ
Asya Türk Hun İmparatorluğu:
Bu Türk İmparatorluğu’nun tesisinin tarihi, Çin’de İmparatorluk teessüsü tarihi ile başlar.
Çin’in Milattan evvel 13. asra ait vesikaları bunu müeyyittır.
Ancak bu büyük Türk İmparatorluğu’nun bizce malum olabilen imparatoru Teoman’dır.
Teoman Milattan evvel 3. asır başında yaşamış büyük bir kahramandır. Çinliler bu kahramanın, Çin’de imparatorluk tesis etmiş olan büyük kahramanlarının neslinden geldiğini iddia ederler.
Teoman’ın oğlu Türk imparatoru Mete meşhurdur.
O, şarkta Kadırgan Dağları’ndan garpta Hazer Denizi’ne kadar, şimalde Sibirya’dan cenupta Himalaya eteklerine kadar geniş imparatorluk teşkil etmiş olan yüksek bir Türk hakanıdır.
Mete Çin imparatoru ordularını büyük meydan muharebelerinde mağlup etmiş, Çin imparatoru iltica ettiği halde kalede muhasara etmiş, ancak karısının şefaatiyle ve fakat kendisine vergi vererek, tabiatını kabul eylemesi şartıyla, azat eylemiş bir Türk İmparatorudur.

*- DÜŞÜNÜN BAKALIM
Şimdi çocuğum bu satırları oku ve kendin için bir unvan ararken Teoman veya onun çocuğu Mete’yi düşün, bu ikisinden birinin adını ad edin. Bence Mete çok büyüktür.
Bütün Türk tarihinde Oğuz efsanesinin atıf ve isnat olunabileceği adam budur.
Fakat düşünülürse Teoman elbette ondan daha büyüktür, çünkü her şeyi hazırlayan odur.
Nitekim Makedonyalı, İskender büyük lakabı ile anılır, fakat hakikatte ondan daha büyük olan Filip’tir, çünkü İskender’in muvaffakiyeti için lazım olan siyasi ve askeri vasıtaları hazırlayan odur.
Eyüp oğullarından Selahaddin haçlılardan Kudüs’ü kurtarmış olmakla büyük tanınmış bir Türk’tür.
Fakat ondan daha büyük olan bizzat Selahaddin’i ve onu muvaffak eden orduları ve vasıtaları hazırladıktan sonra ölen büyük Türk Nureddin’dir ve bütün beşer tarihinde silinmez satırlarla mevcudiyetini yazdırmış olan odur.
Şimdi çocuğum sen bu babalarla oğullarını mukayese et de, kendin için, sevebileceğin bir ismi ayırt et.
Ondan sonra kendi hüviyetinin maddi ve manevi şahsiyetini ifade edecek bu unvan içerisinde yüksekliğini senden daima daha yüksek olan ve onun yüksekliği içinde kendini daima hiç sayacağın, milletine göster.(16.4. 1931 Gazi Mustafa Kemal)

*- KULAĞINA HOŞ GELİNCE
İlkokul birinci sınıf öğrencisiydim. El yazısı okuyamamakla beraber söylenenler üzerinde düşünebilecek kadar bilinçlenmiştim.
Gazi Paşa tek bir isim üzerinde beni zorlamıyordu.
İki isim ortaya koyuyor, birini seçmeyi bana bırakıyordu.
Herhalde ‘Teoman’ ismi kulağıma ‘Mete’ den daha hoş geldi ki, ben ‘Teoman ismini seçiyorum’ dedim
Gazi Paşa ‘o zaman ileride oğlun olursa ona Mete ismini koyarsın’ dedi. Biraz sonra beni yukarıdaki odama yolladılar, toplantı devam etti.
Ertesi gün kanuni işlemlere başlandı ve isim değişikliği kısa sürede sonuçlandı.
Artık ismim Teoman olmuştu.
Bu isme alışmalıydım.

*- BEŞ KURUŞ CEZA
Babam evdekilere ‘İlter’ ismini kullandıkları takdirde beş kuruş ceza ile cezalandırılacaklarını söyledi.
Ancak bu ceza hükümleri pek işlemedi.
Gazeteler Gazi Paşa’nın Kazım Paşa’nın oğluna Teoman ismini verdiğini yazdılar.
1931 yılı ortalarında ve hatta daha sonraki yıllarda doğan erkek çocuklarından bir kısmına babaları Teoman ismini koydular.
Bu arada Mete ismini kullananlarında olduğu görüldü.
Bugün ülkemizde 1931-1933 doğumlu çok sayıda Teoman isimliler vardır.
Ben o tarihte 7 yaşımın içindeydim.
Bu nedenle halen hayattaki Teoman isimliler arasında en yaşlısı olduğumu kesinlikle iddia edebilirim.

*- ÜZÜM, ALINTERİNE EŞİTTİR!
Fahrettin Er de bize Manisa hakkında bilgi vermiş…
“Antik Çağ’dan beri Manisa’nın kaderi üzümle yazıldı. Bu şehirde üzümden ekmek yememiş, hayatı ona değmemiş çok az insan vardır.
Ben de bağlarda yevmiye ile çalışmış biri olarak üzüm üretiminin ne kadar zor olduğunu bilirim. Don olur ürün gider, yağmur olur emek boşa çıkar.
Üzüm, alın teridir.” Diyerek devam ediyor:
“Bu yüzden üzümcünün kazancı çok görülmemeli.
Çözüm; tüketimi artırmak, talebi büyütmek ve üzümü sofralarda daha fazla yaşatmaktır.
Lokantalarda, yemekhanelerde, kurumlarda üzümden yapılan ürünler daha çok yer almalı.
Üzüme sahip çıkmak, emeğe sahip çıkmaktır.
Üzüme sahip çıkmak, Manisa’ya sahip çıkmaktır…

*- TURGUTLULU BAĞCI
Şu anda ismini anımsayamıyorum.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde yarım asır önce bir ‘üzümcü’ vardı.
Hayatını ve tüm yaşantısını ‘bağcılığa’ yani üzüm verimine bağlamıştı.
O zamana kadar, üzüm bakımı modern değildi.
Gitti Avrupa’daki üzüm bağlarını araştırdı ve ilk kez ‘yüksek sistemi’ Turgutlu’da kendi çiftliğinde, bağlarında uyguladı.
Bu ‘Yerden yüksek’ sistem daha sonra tüm Manisa’ya ve ülkemize yayıldı.
Yanlış yazmayayım;
Bu ziraatçımızın soyadında da ‘üzüm’ veya ‘bağ’ ile ilgili bir ek vardı.
İleri yaş almanın bu sıkıntıları var işte…
Hani ‘dilimin ucunda’ deriz ya bu şekilde…
Söyleşiler yapmıştım halbuki bu bağcımızla…
O heyecanı, anlatmaları, yüksek bağın ürün kalitesi ile verimini büyük ölçüde artacağını Avrupa örnekleriyle bağlantılı belirtmesi halâ gözümün önünde…
En iyisi o günleri anımsayacak Turgutlu’dan Tuncel Yılmaz’ı arayıp bulmam lazım.
Belki de bu yazıdan sonra o beni bulur.
Bağcılıkta bir ‘devrim’ yapan bu ismin ‘altın harflerle’ adının Manisa Ticaret Odası’na yazılması da ‘yakışır’ diye düşünüyorum.
Salkımlar yerlerde sürünüyordu, şimdi hak ettikleri yerdeler…

*- SADECE BİR ÇAY KAŞIĞI
Önceki günlerde ‘Çöpüne Sahip Çık’ Vakfından söz etmiştim.
Bilmediğimiz bir soruyu ele almışlardı.
Araştırdım, yalnız biz değil hiç kimse bilmiyordu, açtıkları soruyu.
Hâlbuki önceki günler, haftalarda çok daha açık ve anlayacağımız şeklide yayınlar yapıyorlardı.
Şimdi de Türk Böbrek Vakfı’ndan (Turkish Kidney Foundation) söz edeyim.
Bugün şu kısa ama çok önemli açıklamayı yaptılar;
“Günlük tuz tüketiminiz düşündüğünüzden fazla olabilir.
Aşırı tuz, hipertansiyona yol açarak böbrek sağlığınızı da olumsuz etkiler.
Küçük bir değişiklikle büyük bir fark yaratabilirsiniz:
Tuzu azaltın.
Günlük tuz tüketiminin ‘en fazla 6 gram’ (yaklaşık 1 çay kaşığı) olması önerilir.
Bu nedenle yemeklerde tuz miktarını azaltmak ve ürün etiketlerini kontrol ederek daha bilinçli tercihler yapmak büyük önem taşır.”

*- GARSONLAR
Fransa’da bir garson söylemişti:
‘Biz Türk müşterilerimizi hemen anlarız.’
Ben de ‘Nereden anlıyorsunuz?’ diye sorduğumda şöyle demişti.
‘Türkler mutlaka çorba isterler ve tadına bakmadan tuz atarlar, yemeklerde de…”
Bu anlatımı şuna benzetmiştim:
İstanbul’da yine bir garsonla sohbette, ‘Biz senin gibi İzmirli konuklarımızı hemen biliriz..’
Nedenini söyleyeyim:
‘İzmirliler mutlaka gerek yemeklerde, gerekse öncesinde, kahve içimlerinde de arkalarını Boğaz’a dönerek (Denize) otururlar…”
Bu iki anlatım aklımdan çıkmıyor.
Bir ara Karadeniz kentlerinden birinde, ya Trabzon ya da Giresun valisi lokantalarda ‘tuzlukları masadan kaldırın’ talimatını vermişti.
Böylece insanlara sağlık konusunda iyilik yaptığını öğrenmiştik.
Halâ bazı şehirlerimizdeki lüks lokantalarda masalarda tuzluk olmuyor, istediğinizde getiriyorlar.

*-

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

*- SAKIN YAPMA / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir