*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Bir belediye ile ilgili güzel sözler etmekte zorlanıyorum!

“Acaba doğru mu düşünüyorum?” diyorum…

Bir yönü veya çalışması düzgün görünüyor, ya da bu konuda reklamını iyi yapıyorsa ‘tamam!’ diyerek kutluyorum.

Ama madalyonun başka yönünü, arka kısmını, bir bakıyorsunuz bir haberci arkadaşımız ele almış ve söylediklerimizin, yazdıklarımızın yanlış ve hatalı olduğunu vurguluyor.

Örneğin, adına ‘Efes’ sözcüğünü de ilave eden Selçuk’u ele alalım.

Kaç zamandır, düne kadar CHP’li olan belediyede, daha doğrusu CHP’lilerin kendi aralarında nasıl kanlı bıçaklı olduklarını biliyorum.

Şimdi de, yılların dostu, medyanın her dalında örneğin radyo ve yerel televizyonda da adını duyuran, şimdi de Pamucak’ta inzivaya çekilen Hilmi Gider anımsattı:

‘Ahh Selçuk Ahhh!

Seni kimler, kimler yönetti!

Ve kimler yönetiyor?’ sorusunu yönettikten sonra fotoğraflarıyla devam ediyor:

“Selçuk Belediyesi’nin 2011 yılında İZKA’nın 450 bin lirayla destek verdiği ‘Efes Antik Limanı Canlandırma Projesi’  kapsamında, 1700 yıl önceki gemi yapım tekniği kullanılarak inşa edilen;

1- 19 metre boyunda ve 20 kürekli yelkenli bir savaş gemisi,

2-  15 metre boyunda ve üç ambara sahip olan ticaret gemisi…

Bu gemilerden biri yandı kül oldu,

Diğeri de çürümeye terk edildi!…

Sonuç;

Tarihimize sahip çıkmıyoruz!

Ve kamu kaynaklarımıza sahip çıkmıyoruz!”

 

*- RANT ELDE EDİLSEYDİ!…

Önceki başkanlardan Kamil Subaşı, Gazeteci Hilmi Gider’e şu yanıtı veriyor, bir noktada benim dediğim gibi;

“Şayet bu teknelerden bir rant elde edilebilseydi veya bu tekneler şimdiki yönetim tarafından yapılmış olsaydı bu fotoğrafla karşılaşabilir miydik?

Şanssızlığı vefa başkan döneminde yapılmış olması bence…”

Öznur Çalıkuşu:

“Maalesef Hilmi Abi orda çürümeye terkedilen Selçuk insanının alın teri.

Bu ülkeyi ve toplumu kibir, öfke ve bencillik bitirecek…”

Zübeyde Gökuz (Edremit):  “Yazık çok yazık, bir değerimize daha sahip çıkamadık! Bu gidişatla daha çok gemi de liman da yanar kül olur…”

Salih Görür; ‘Çok yazık milli servet sahip çıkamadık, üzüldüm…’

Üzülmeyecek gibi değil, tabii…

Şimdi bir de Selçuk Efes’in komşu ilçesi Kuşadası’na gidelim

Birçok kişi yanlış bilgiye sahiptir.

Doğrusu tarihle içiçe olan Selçuk İzmir’in önemli bir ilçesidir.

Turizmin Değerli Valimiz Özer Türk sayesinde, Türkiye’de ilk ele alındığı ve o yıllarda ‘Türkiye’nin Avrupa Kenti’ olarak tanımlanan Kuşadası ise Aydın’a bağlı…

Şunu da ilave edeyim:

O tarihlerde Lütfü isminde, sanıyorum Orta Doğu Üniversitesi inşaat fakültesi mezunu idealist bir Belediye başkanı vardı.

Türkiye’de belki de ilk defa arazi mafyasına, ranta karşı geliyordu.

Dost canlısı idi…

Bir gün öldürüldüğü haberini aldım, ben de beynimden vurulmuşa döndüm,

Aynen Manisalı Eczacı dostum Neşe’nin kahpece mekanında öldürüldüğü gibi…

 

*- KUŞADASI’NDA VAR MI?

Yıllarca sayısız Kuşadası’na ama televizyonda maç nakli için ve Kuşadası tanıtımı için haberler yapmaya giden meslektaşım Doğan Karabulut, geçenlerde yolunu bu tanınmış şehrimize düşürmüş…

Eski halini bilen ve yaşayan Doğan Karabulut bu kez, “Kuşadası’nda ‘Belediye’ falan var mı?” diye soruyor.

Kuşadası ile tenkit edici yazıları TRT ile ilgili kentleri tanıtan program yapan İbrahim isimle bir arkadaşım yapıyordu.

Kaybettik ve bir iki yerde bir iki satırla geçiştirildi.

Çünkü onun diğerleri gibi sahtekarlık yönü yoktu.

Adını yazmasını bile bilmeyen, hayatında bir kişiye bile yardımı olmayan ama kendini duayen olarak gösterenlere nedense toplumumuz büyük destek çıkıyor.

Bulunmaz Hint kumaşı gibi topluma tanıtılıyor, arkasından ahıtlar yakalıyor.

 

*- ÖMRÜNÜN BİR BÖLÜMÜ

Sözü ‘Gerçek haberci’ Doğan Karabulut’a veriyorum:

“Evet kapı-karşı komşu sayılırız ama çok uzun zamandır Kuşadası’na gitmemiştim…

90’lı yıllarda ömrümün bir bölümünü geçirdiğim, ilerleyen yıllarda maç naklen yayınları, haber ve belgeseller için de defalarca gittiğim Ada’ya bir süredir iyice hasret kalmıştım…

Geçtiğimiz hafta sonu oradaydım…

Yine sarıldım Kuşadası’na, yine kucakladım ama büyük bir hayal kırıklığı ile.

Bu Ada, benim o güzel “Ada”m değildi artık.

 Neeerde Kuşadalıların “efsane başkan” dediği rahmetli Engin Berberoğlu zamanındaki sade ama “capcanlı” Kuşadası, neeerde şimdinin bir metropol gibi kalabalıklaşmış ama “geberik” Kuşadası!

Türkiye turizminin kalbi niteliğinde olabilecek kent, çarpık kentleşmenin üzerinde duman gibi tüten toz bulutunun altında “kıpırdanan” beton bir canavar misali!

Kent o kadar “niteliksizleşmiş” ki, o devasa oteller artık sadece cehennemi sıcaktan kaçarak klimalara sığınmak zorunda kalan insanların tercihleri gibi olmuşlar adeta.

 

*- İDDİALAR AĞIR

Tam bir “keşmekeş tablosu” ve bu manzara içinde -tabii olarak- görülemeyen tek şey “Belediye” denen şey çünkü tabloya bakılırsa orada Belediye yok gibi! 

Belediye adeta “yok” olduğu için, imar planlarında “turizm” alanında tesisleşme için ayrılan bölgelerin mesken olarak pazarlanması gibi “makro” sorunlar da, rögar taşmaları, bitmeyen yol çalışmaları, toplanmayan çöp dağları gibi “mikro”(!) sorunlar da Kuşadası’nın üzerine “öldürürcesine” abanmış!

Yıllardır sakinleri tarafından üvey evlat muamelesi gördüğü söylenen Davutlar ve Güzelçamlı havalisinin son halini görme fırsatı da buldum…

Yazlık sitelerin büyük yoğunlukta olduğu bu bölgeler, merkeze uzak oldukları için aynen “gözden ırak olan gönülden de ırak olur” durumuna düşmüşler

Gittikçe daha da betonlaşan bu bölgelerde Belediye’nin zafiyeti açıkça görülüyor; yetersiz ve işe yaramayan altyapı yüzünden “iyileşmez yara” halini alan ve vatandaşın tek başına halletmek zorunda kaldığı foseptik çilesi, etraf sıcaklıktan kaynarken yapılan planlı-plansız su kesintileri, onca kış ayı dururken tam da yazın ortasında (turizm sezonunda yani!) başlatılan yol çalışmaları, sinek ordularını engelleyemeyen göstermelik ilaçlamalar, sıradağlar halinde çöpler, leş gibi kokan çöp konteynerleri falan filan!

 

*- ÖYLE BİR MANZARA Kİ!…

Davutlar demişken…

Hani şeytan sıkıldıkça dönüp dönüp kuyruğunu tartarmış ya; Belediye’nin bunca acizliği bir yana bırakarak bir lunaparka kafayı takması çok “tuhafıma gitti!”

Ahmet Aksakbağı’nın eski Atakent Gece Pazarı yeri denen mevkide özel şahsa ait bir arazide kurmak istediği bir lunapark mühürlenmiş…

Gerekçe “ruhsat”…

Ama mühürleme lunaparkı kuranların ruhsat başvurusu sürecinde evrakları tamamlamaya çalıştıkları sırada yapılmış…

Şimdi şu çıkmaza bakın; evrakların tamamlanması aylar sürüyor ve orada sadece sezonun son 1 ayı kalmış!

Diyeceksiniz ki, “kara kaplı kitapta ne yazıyorsa o!” ama işte öyle değil; görüşlerini aldığım yılların tecrübeli lunapark işletmecisi Hakkı Yakut bambaşka şeyler söylüyor…

 

*- KARA KAPLI KİTABA GÖRE…

Lunaparkçılık camiasının en önde gelen isimlerinden biri olan Hakkı Yakut, kendisinin aynı yerde sadece bir rüsum bedeli ödeyerek “olur” aldığını, bizzat 15 yıl kadar lunapark kurduğunu ve hiçbir sorun yaşamadığını söylüyor…

E eskiden serbestti de şimdi mi yasak oldu!

Ya da neyin serbest neyin yasak olduğu kişilere göre mi değişiyor?!

İnşallah nereye, kime ve ne kadar ödeme yapıldığına göre değişmiyordur!

Bu arada, “Kara kaplı kitapta ne yazıyorsa o!” diyenlere de Belediye’nin kitaba uygun davranmadığına bir başka kanıt daha göstereyim:

O lunaparkı kuranlar o alana tuvalet yapmak istiyorlar (Ne yapsınlar yani oraya çukur kazıp sazlık dallarıyla hela mı yapsınlar!), gidiyorlar Belediye’ye bunun için 600 küsur bin lira yatırıyorlar, Belediye izin için ayrıca gecikmiş birtakım vergilerin de ödenmesini istiyor, arazi sahibi onu da yapıyor.

Yaklaşık 1 milyonluk ödemeden sonra, sonuçta ne oluyor biliyor musunuz?

Paraları peşin alan Belediye kanalizasyon bağlantısını aylardır yapmıyor!

Elbette -olacak şey değil ama!- şimdi tuvalet falan yok!

Mesela bu konuda Belediye’yi kim mühürlesin acaba!

Ah bu belediyeciler ah…

Hep aynı!

Etrafta Belediyenin çözmesi gereken ama çözemediği için gittikçe kanserleşen onca rezillik var “ilgilenen, bakan, gören, çözen yok!”

 

*- HAYDİ BAKALIM

Mesela “Allah’ın sahilleri” beachclub denen yerlerle parsel parsel işgal edilmiş, insanlar denize giremiyor; “gören de, görmek isteyen de, kulak veren de, duyan da yok”!

Oraları da mühürleyebiliyor musunuz?

Seçkin çevre aktivistlerimizin bir arada olduğu AYÇEP’in (Aydın Kuşadası Çevre Platformu) Güzelçamlı’nın bakir koylarına yapılmak istenen beachcluba karşı eylemlerinde insanlar sizi bizzat işgale önayak olmakla suçlamamış mıydı!

Ben daha sana (yani seni yönetenlere!) ne diyeyim Kuşadası Belediyesi!

İlginç bir şey yani; insanları üzen, mahrum bırakan ve rencide eden beachlere “sonsuz hoşgörü”, insanları gülüp eğlendiren küçücük lunaparka zabıtanın kılıç-kalkan-mühür ekibiyle “saldırı!”

Allah iyiliğinizi versin; bana orijinali “Her baklavayı yediniz, bir tek fıstıklısı mı kaldı” sözünü hatırlattınız:

“Her meseleyi hallettiniz, bir tek lunapark mı kaldı!?”

Aslında bugün “FRANSIZ PAPAZ OKULU KRİZİ!” ni ele alacaktım.

İzmit, günümüzün Kocaeli iline bağlı merkez ilçesi.

Cumhuriyetin ilanından kısa süre sonra, 20 Haziran 1924 tarihinde adını taşıdığı İzmit Körfezi çevresindeki bölge, “Kocaeli” adıyla il yapılmış olan ve bu ilin merkezi seçilen tarihi güzel şehir.

Tarihsel kaynaklar, bir zamanlar ağaç denizi olarak adlandırılan bölgenin ormanlarının büyüklüğü nedeniyle, geçmişten itibaren İzmit ve çevresinin bir donanma üssü ve gemi yapım merkezi olduğunu göstermektedir.

İlk çağlardan itibaren gemilerin asıl hammaddesinin ağaçlar olduğunu hatırlayacak olursak, ormanlarla tersanelerin ne ilgisi olduğunu açıklamamıza sanırım gerek yoktur. Osmanlıların ilk zamanlarında Karamürsel’de ve Bizans’tan alınan İzmit’te küçük de olsa tersanelerin olduğu bilinmektedir.

Kesin bir tarih verilemese de 1330-1339 tarihleri arasında Osmanlılar tarafından fethedildiği bilinen İzmit, Marmara Denizi’nde işleyen gemilerin birçoğunun inşa edildiği yerdi.

Latinler döneminde önemini yitirmiş olsa da İzmit tersanesi Sultan Orhan zamanında, küçük tonajlı gemilerin yapımına elverişli duruma getirilerek, II. Abdülhamit dönemine kadar olan padişahlar tarafından kalyon ve korvet inşa edilecek kabiliyetlere kavuşturulmuştur.

Her ne kadar 1908 yılına kadar bahriye nezareti kıyı teşkilatı içinde yer alsa da buharlı gemilerin öne çıkmaya başlamasıyla birlikte 1905 yılında faaliyetleri durdurulmuştur.” Diyerek konuya girecek ve üstatların araştırma ve ağızlarından tarihi bir gerçeği dile getirecektim. Neyse başka bahara kalanların arasına katıldı…

 

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

*- SAHİP ÇIKMIYORUZ! / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir