Pusula Nutuk …Buket Işıkdoğan Köse

Sosyal Medyada Paylaş

Bazı günler vardır; dünya gözünü bir şehre, bir toplantıya, bir zirveye çevirir. Diplomasi trafiği hızlanır, açıklamalar peş peşe gelir, kameralar aynı masaya çevrilir. O günlerde herkes bugünü konuşur.

Ben ise böyle zamanlarda dünün sayfalarını açmayı tercih ederim.

Elime Nutuk‘u alırım.

Çünkü bilirim ki, milletlerin geleceğini yalnızca o gün kurulan masalar değil, o masalara hangi ilkelerle oturdukları belirler.

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk‘un ilk sayfalarında, 19 Mayıs 1919’da Anadolu’nun içinde bulunduğu tabloyu anlatırken aslında yalnızca bir tarih dersi vermez. Bir milletin yeniden ayağa kalkmasının hangi düşünce üzerine inşa edildiğini de ortaya koyar.

İşgal altındaki bir vatan…

Dağıtılmış bir ordu…

Tükenmiş görünen bir millet…

Ve bütün bunların karşısında, sarsılmaz bir inanç…

“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu cümle, yalnızca Kurtuluş Savaşı’nın parolası değildir; Türkiye Cumhuriyeti’nin karakterini anlatan en güçlü ifadedir.

Nutuk‘ta dikkati çeken bir başka nokta da şudur: Atatürk, dış dünyayla ilişki kurmaya hiçbir zaman karşı değildir. Aksine, diplomasiyi büyük bir ustalıkla kullanır. Ancak diplomasi hiçbir zaman bağımsızlığın yerine geçmez. İttifaklar kurulabilir, görüşmeler yapılabilir, ortak çalışmalar yürütülebilir. Fakat bir milletin iradesi, başka bir iradenin gölgesinde şekillenmeye başladığı anda bağımsızlığın özü zedelenir.

Bugün de dünya yeni dengeler kuruyor. Güvenlik, ekonomi, enerji ve teknoloji alanlarında devletler birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye de bu sürecin önemli aktörlerinden biri olarak uluslararası platformlarda yerini alıyor.

Bütün bunlar elbette devlet yönetiminin ve diplomasinin doğal parçasıdır.

Fakat hangi dönem yaşanırsa yaşansın, hangi zirve düzenlenirse düzenlensin, hangi liderler aynı fotoğraf karesinde yer alırsa alsın; değişmemesi gereken tek şey, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesidir.

Atatürk’ün ifade ettiği tam bağımsızlık anlayışı yalnızca askeri bir kavram değildir. Siyasi, ekonomik, hukuki, kültürel ve bilimsel anlamda kendi kararlarını verebilen bir ülke olabilmektir.

Belki de bugün Nutuk‘u yeniden okumamızın sebebi tam da budur.

Çünkü masadakiler değişir.

Dünya değişir.

Şartlar değişir.

Ama bir milletin onurunu ayakta tutan ilkeler değişmez.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında bize düşen görev de bu ilkeleri yalnızca anmak değil; anlamak ve yaşatmaktır.

Nutuk, geçmişin muhasebesini yapmak için yazılmadı; geleceğin yolunu kaybetmemesi için yazıldı. Aradan neredeyse bir asır geçti. Dünya değişti, sınırlar değişti, ittifaklar değişti. Ama bir milletin bağımsızlığını korumanın temel ilkesi hâlâ aynı: Kendi iradesine güvenmek. Belki de bu yüzden, bazı kitaplar hiç eskimez.

Zira Nutuk, yalnızca geçmişi anlatan bir eser değil, geleceğe bırakılmış bir pusuladır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü, dün olduğu gibi bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor:

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askerî, kültürel ve her hususta tam bağımsızlık anlaşılır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir