Tahsin TUNA – Gazeteci
Bergama’nın yalnızca antik taşları değil, insanlarının hafızası da korunmalı
İZMİR – BERGAMA
Bergama…
Bir yanında binlerce yıllık Pergamon’un görkemli kalıntıları, diğer yanında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çarşıları, arastaları, hanları, camileri, köprüleri, gelenekleri ve yaşayan insanları…
Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde “Pergamon ve Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı” adıyla yer alan Bergama, yalnızca antik dünyanın başkentlerinden biri değildir. UNESCO’nun da vurguladığı gibi Bergama; Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin izlerini aynı kent dokusu içinde taşıyan, tarih boyunca kesintisiz biçimde yaşamın sürdüğü çok katmanlı bir yerleşimdir.
Ancak bu büyük tarihsel mirasın önemli bir bölümü hâlâ yeterince kayıt altında değildir.
İşte tam da bu nedenle Bergama’nın önünde önemli bir kültür projesi duruyor:
Bergamalılar Kent Müzesi ve Bergama Arşiv Müzesi.
Bu iki yapı, yalnızca turistlere gösterilecek yeni müzeler olarak değil; Bergama’nın yakın tarihini, insanını, sosyal yaşamını ve kent belleğini gelecek kuşaklara taşıyacak hafıza merkezleri olarak düşünülmelidir.
BERGAMA MÜZESİ ZATEN VAR; AMA KENTİN BÜTÜN HİKÂYESİ HENÜZ ANLATILMIYOR
Öncelikle önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bergama’nın bugün çok değerli bir Arkeoloji ve Etnografya Müzesi bulunuyor. Müzenin geçmişi 1924 yılına kadar uzanıyor. Osman Bayatlı döneminde arkeolojik eserlerin yanında yakın dönem yaşam kültürünü yansıtan etnografik eserler de koleksiyona kazandırıldı.
Bugünkü müze binası ise 30 Ekim 1936’da ziyarete açıldı. Müzenin etnografya bölümünde Bergama ve yöresinin sosyal yaşamına ilişkin çok sayıda eser; Yörük, Türkmen ve Çepni kültürüne ait kıyafetler, gelinlikler, gündelik giysiler, halı, kilim, heybe, el işi örnekleri ve Tuzcu Efe’ye ait bazı kişisel eşyalar sergileniyor. Müze bünyesinde ayrıca arşiv birimi de bulunuyor.
Dolayısıyla mesele mevcut müzeyi küçümsemek ya da yok saymak değildir.
Tam tersine…
Bergama’nın mevcut müzecilik birikiminin üzerine yeni bir kent belleği yapılanması eklemek gerekir.
Çünkü Bergama’nın son 150-200 yıllık sosyal, ekonomik, siyasi ve kültürel yaşamı; yalnızca vitrindeki birkaç eşya ile anlatılamayacak kadar büyüktür.
BİR KENTİN HAFIZASI SADECE TAŞTAN OLUŞMAZ
Bir kentin tarihi yalnızca saraylardan, tapınaklardan, heykellerden ve kazılardan ibaret değildir.
Bir kentin tarihi;
insanlarının fotoğraflarıdır.
Eski dükkânlardır.
Esnaf defterleridir.
Mektuplardır.
Eski nüfus kayıtlarıdır.
Düğün fotoğraflarıdır.
Kermes afişleridir.
Yerel gazetelerdir.
Eski sinema biletleridir.
Belediye kararlarıdır.
Okul yıllıklarıdır.
Eski haritalardır.
Ticaret belgeleridir.
Kooperatif kayıtlarıdır.
Tarım ve hayvancılık kültürüdür.
Köylerden kente gelen insanların hikâyeleridir.
Ve en önemlisi, artık hayatta olmayan insanların çocuklarına ve torunlarına bıraktıkları hatıralardır.
Bugün Bergama’da birçok evde, sandıkta, depoda veya aile arşivinde bulunan bu belgelerin önemli bölümü zaman içerisinde kaybolabilir.
Bir aile büyür, ev değiştirir.
Bir dükkân kapanır.
Bir eski ev yıkılır.
Bir sandık çöpe gider.
Ve o sandıkla birlikte kentin yüz yıllık hikâyesi de yok olabilir.
İşte Bergama Arşiv Müzesi tam da bu noktada devreye girmelidir.
BERGAMA ARŞİV MÜZESİ NASIL OLMALI?
Böyle bir merkez yalnızca eski belgelerin konulduğu bir depo olmamalıdır.
Modern arşivcilik teknikleriyle çalışan, belgeleri koruyan, dijitalleştiren ve araştırmacıların kullanımına açan yaşayan bir kent hafıza merkezi olmalıdır.
Bergamalılara çağrı yapılmalı:
“Evlerinizde bulunan eski fotoğrafları, mektupları, belgeleri, gazeteleri, kartpostalları ve kent tarihine ilişkin materyalleri getirin; birlikte koruyalım.”
Arşive bağışlanan her belge kayıt altına alınabilir, dijital kopyası sahibine verilebilir ve mümkün olduğunda aslı koruma koşullarında muhafaza edilebilir.
Böylece bugün dağınık halde bulunan binlerce belge tek bir merkezde toplanabilir.
Araştırmacılar, üniversite öğrencileri, gazeteciler, tarihçiler ve Bergama üzerine çalışma yapan herkes için önemli bir birinci el kaynak merkezi oluşturulabilir.
YEREL BASININ HAFIZASI DA KORUNMALI
Bergama’nın kent belleği denildiğinde özellikle yerel basın arşivi ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır.
Çünkü gazeteler yalnızca haber yayımlamaz.
Bir dönemin sosyal hayatını, siyasetini, ekonomisini, esnafını, sporunu, kültürünü, düğünlerini, cenazelerini, festivallerini ve günlük yaşamını kayda geçirir.
Bergama’da yayımlanmış eski gazetelerin nüshaları, gazetecilerin kişisel arşivleri, fotoğraf makineleri, basın kartları, haber kupürleri, matbaa malzemeleri ve gazetecilik hikâyeleri toplanarak özel bir Bergama Basın Arşivi oluşturulabilir.
Bu arşiv, Bergama’nın yakın tarihini araştıracak gelecek kuşaklar için paha biçilemez bir kaynak olacaktır.
BERGAMALILAR KENT MÜZESİ: “BU ŞEHİRDE NASIL YAŞADIK?”
Arşiv Müzesi belgeleri koruyacaksa, Bergamalılar Kent Müzesi de insanların yaşam hikâyelerini anlatmalıdır.
Burada ziyaretçiye yalnızca “şu eşya şu tarihte kullanıldı” denilmemeli.
Asıl soru şu olmalı:
“Bergamalılar nasıl yaşadı?”
Bir zamanlar çarşıda hangi esnaf vardı?
Bergama’nın eski mahalleleri nasıldı?
Hangi meslekler vardı?
Karatabakçılık nasıl yapılırdı?
Sepetçilik nasıl yaşatılırdı?
Telkırma geleneği nasıl sürdürülürdü?
Kozak’ın geçim kaynakları nelerdi?
Tütün, pamuk ve tarım Bergama ekonomisini nasıl şekillendirdi?
Eski Bergama düğünleri nasıl yapılırdı?
Kermes kent hayatında ne ifade ediyordu?
Bergama’nın eski sinemaları, kahvehaneleri, futbol takımları, okulları ve çarşıları nasıldı?
Bütün bu soruların cevapları, Bergama’nın yakın tarihinin gerçek hikâyesidir.
SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS DA MÜZEYE GİRMELİ
Bergama’nın kültürel mirası yalnızca fiziksel objelerden oluşmuyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarında Bergama; Uluslararası Bergama Kermesi, çeyiz ve çeyiz serme, sünnet yatağı, karatabakçılık, sepet yapımı, telkırma ve klarnet çalma gibi unsurlarla Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanteri’nde yer alıyor.
Bunların her biri Kent Müzesi’nde yaşayan anlatılara dönüştürülebilir.
Örneğin eski bir karatabak ustasının çalışma yöntemi yalnızca bir eşya ile değil, video röportajı, fotoğraf, ses kaydı ve ustanın kendi anlatımıyla geleceğe aktarılabilir.
Aynı şekilde Bergama’nın geleneksel yemekleri, düğünleri, müzik kültürü, el sanatları, mahalle yaşamı ve meslekleri de sözlü tarih çalışmalarıyla kayıt altına alınabilir.
PARŞÖMEN GELENEĞİ DE BU HİKÂYENİN ÖNEMLİ BİR PARÇASI
Bergama’nın kültürel mirası içerisinde parşömen geleneğinin özel bir yeri bulunuyor.
Burada da doğru ifadeyi kullanmak gerekiyor.
Parşömenin dünyada ilk kez Bergama’da icat edildiğini kesin bir tarihsel gerçek gibi anlatmak yerine, Bergama’nın parşömen üretimiyle özdeşleşmiş kadim bir geleneğe sahip olduğu vurgulanmalı.
Nitekim UNESCO, Pergamon’un kültürel mirası arasında Bergama’ya özgü parşömen üretim geleneğini de açıkça sayıyor.
Bu nedenle gelecekte kurulacak Kent Müzesi’nde parşömen;
“Bergama’nın bilgi, yazı ve kültür mirası”
başlığı altında ele alınabilir.
MÜZE SADECE GEÇMİŞE DEĞİL, GELECEĞE DE HİZMET ETMELİ
Bergamalılar Kent Müzesi ve Arşiv Müzesi kurulacaksa bunun çağdaş müzecilik anlayışıyla yapılması gerekir.
Dijital arşiv sistemi kurulmalı.
QR kodlarla eski fotoğrafların hikâyelerine ulaşılmalı.
Yaşayan tanıkların görüntülü röportajları kaydedilmeli.
Eski Bergama fotoğraflarıyla bugünkü görüntüler karşılaştırılmalı.
Öğrenciler için eğitim programları hazırlanmalı.
Üniversitelerle iş birliği yapılmalı.
Araştırmacılara dijital veri tabanı sunulmalı.
Ve mümkünse müzenin önemli bir bölümü açık arşiv mantığıyla internet üzerinden erişilebilir hale getirilmelidir.
UNESCO KİMLİĞİYLE BİRLİKTE DÜŞÜNÜLMELİ
Bergama’nın böyle bir müzeye sahip olması yalnızca yerel bir kültür projesi değildir.
UNESCO’nun Bergama’yı tanımladığı çok katmanlı kültürel peyzaj kavramı, antik Pergamon’dan modern Bergama’ya uzanan tarihsel sürekliliği özellikle vurguluyor. UNESCO’ya göre kentin Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait izleri çağdaş Bergama’nın içinde birlikte yaşamaktadır.
O halde bu zincirin son halkası olan modern Bergamalının hikâyesi de görünür hale getirilmelidir.
Çünkü tarih yalnızca geçmişte yaşamış kralların, imparatorların ve uygarlıkların tarihi değildir.
Tarih, o kentte yaşayan insanların da hikâyesidir.
BERGAMA BELEDİYESİ’NE VE KENTİN TÜM KURUMLARINA ÇAĞRI
Bergama Belediyesi öncülüğünde; Kaymakamlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bergama Müzesi, Bergama Alan Başkanlığı, üniversiteler, Bergama Ticaret Odası, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri, yerel basın ve Bergamalıların katılımıyla geniş kapsamlı bir “Bergama Kent Belleği Projesi” başlatılabilir.
İlk adım bir bina yapmak değil, envanter çıkarmak olmalıdır.
Bergama’nın elinde ne var?
Hangi ailelerde hangi belgeler bulunuyor?
Hangi eski gazeteler mevcut?
Hangi fotoğraf koleksiyonları korunuyor?
Hangi ustaların sözlü tarihleri henüz kayda geçirilmedi?
Hangi meslekler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya?
Hangi eski yapıların hikâyeleri belgelenmedi?
Bütün bunlar belirlenmeli.
Sonra uygun bir tarihi yapı veya yeni bir kültür yapısı, Bergamalılar Kent ve Arşiv Müzesi olarak kente kazandırılmalıdır.
ARTIK SORULMASI GEREKEN SORU ŞU:
Bergama’nın antik geçmişine sahip çıkıyoruz; peki Bergamalının kendi geçmişine kim sahip çıkacak?
Pergamon’un taşları korunuyor.
Heykelleri, tapınakları, tiyatroları, antik yolları ve arkeolojik eserleri dünya tarafından biliniyor.
Şimdi sıra Bergamalının kendi hikâyesini korumakta.
Bir çocuğun dedesinin eski fotoğrafını görüp:
“Bu kim?”
diye sorduğunda cevabını bulabileceği…
Bir öğrencinin Bergama’nın yüz yıl önceki halini araştırabileceği…
Bir araştırmacının eski bir gazeteye ulaşabileceği…
Bir ailenin yıllardır sandığında sakladığı mektubun kent tarihinin bir parçası olduğunu anlayabileceği…
Bir ziyaretçinin yalnızca Pergamon’u değil, bugünkü Bergamalının nasıl bir hayat kurduğunu da öğrenebileceği bir müze…
Bergama için artık bir lüks değil, kültürel bir sorumluluktur.
Çünkü bir kentin geleceğini korumanın yolu, geçmişinin hafızasını kaybetmemekten geçer.
Ve Bergama’nın, kendi insanlarının hikâyesini gelecek kuşaklara bırakacak böyle bir hafıza merkezine ihtiyacı vardır.
Pergamon’un köklerine vefa borcu, yalnızca antik taşları korumakla değil; o taşların gölgesinde yüzyıllardır yaşayan insanların hikâyesini de geleceğe taşımakla ödenebilir.
