Salih Bozok, “Paşam çok içiyorsunuz halkın dedikodusu bitmiyor, biraz azaltsanız mı?” deyince…
Mustafa Kemal gülümsemiş ve “başka bir şey konuşuyorlar mı peki Salih?” diye sormuş.
Mustafa Kemal Salih Bozok’tan “Hayır Paşam, varsa yoksa içkiniz.” Cevabını alınca…
Mustafa Kemal elini Bozok’un omzuna koyar ve;
“Biz yedi cephede savaştık Salih, bir Vatan var ettik. Cumhuriyet’i ilan ettik. Bak kendin söylüyorsun, çaldı, çırptı, vatanı sattı demiyorlar ya… Bırak konuştukları içkimiz olsun!” der.
Şimdi de tarihi bazı gerçeklerden söz edeyim;
*- İLAÇ ZEHİRLENMESİ
Son zamanlarda, özellikle sosyal medyada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk için inanılası güç iddialar yazılabiliyor.
Bazı tarihi konuşmalardan söz edilerek, teorinin doğru olduğunu belirtiyorlar.
Örneğin bazı gruplar tarafından ilaç zehirlenmesi yapıldığı gibi.
Biliyorsunuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk bazı okulları, misyonerliği, aleni ya da gizli bazı toplantıların yapıldığı dernekleri kapattı, kapatılması emirleri verdiğini.
Bana göre az bile yapmış, ömrü yetseydi birçok yeni ve çok önemli atılımlar yapacaktı
Bunları yazarak iddia edenler, açık ve net olarak, ‘ATATÜRK zehirlenerek şehit edildi!’ diyorlar.
Konu ben bildim bileli zaman aralıkları içinde değişik şekillerde ama aynı yönde ve fikirde ele alınıyor.
Bilinen şu;
Afet İnan’a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu;
“Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti.”
Mektubun bu satırları, ‘Atatürk zehirlendiğini anlamıştı!’ diye yorumlanıyor.
Yine bir yorum şöyle;
“Dünyayı değiştiren bir insan ölüyor, ama otopsisi yapılmıyor.
Üstelik bu otopsi çok istenmesine rağmen yapılmıyor.
Atatürk’ün ölümünden sonra düzenlenen birinci raporda ‘ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması’ olarak gösterilirken, ikinci raporda ise ‘alkolle ilgili karaciğer iltihabı’ neden olarak gösterilmektedir.
*- ARAŞTIRDI
Bir deniz tabip albayının Atatürk’ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir doktora tezi var. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır.
“Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi.
Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı ‘Kinin’ yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü…”
Burada konuya gireyim:
Bizim gençliğimizde de hatta şimdi zamanımızda bile, bazıları Gazi’nin adını telaffuz etmeden, dolaylı yoldan konuyu ‘Siroz’a, yanı Atatürk’ü içkiden kaybettiğimizi, alçakça sözcüklerle kullanmaya çalışıyorlar.
Daha önce yazmıştım:
Benim kuzenlerimden biri, Ziraat Yüksek Mühendisi Aydoğan Yağcı ‘siroz’ hastalığından vefat etti.
Ege Üniversitesi ilk açıldığında iki fakültesi vardı, biri Ziraat, diğeri tıp…
Ziraat fakültesi beş yılda ‘yüksek’ sıfatlı mühendis çıkarıyordu, ilk mezunlarından biri de en iyi derece ile diplomasını alan Kuzenim Aydoğan Yağcı idi…
Kayıtlarda bulunur.
Tıp Fakültesi ise bilindiği gibi altı yılda, hekimlerin şakalarında kullandıkları şekilde, arada doktor da çıkarıyordu!..
Benim kuzenim tüm büyüklerim ve arkadaşlarının da açıkça belirttikleri gibi ‘tam Yeşilaycı’ idi.
Ağzına ne bir sigara ne de tek damla içki almamış, girmemişti.
O yıllarda Türkiye’de tedavi imkânı yoktu, Siroz hastalığının.
Siroz o günlerde de, hatta şimdi bile bazı yörelerde ‘İçki hastalığı’ olarak iddia ediliyor.
Ziraat Yüksek Mühendisi Aydoğan Yağcı, diplomasını aldığı yıl, Londra’ya tedaviye gitti ama cenazesi geldi.
Şimdi kuzenim Aydoğan Yağcı İzmir’de adına yapılmış bir güzel okul ile yine adına yaptırılmış bir cami ile senede bir gün Kaymakam ve yetkililerin katılımıyla İzmir’in Çiğli ilçesinde düzenlenen törende rahmete kavuşmuş İzmirli büyüklerimizle birlikte anılıyor.
Yani ağzına içki koymayan ama siroz olan Aydoğan Yağcı gibi şimdi ortaya çıktığı gibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk de, kesinlikle Siroz’dan vefat etmedi.
*- HEP KARŞI OLDULAR
Avram (İbrahim, Abraham) Benaroyas, Türkiye’de destekledikleri bir cemiyetin kapandığını Moskova’da bir toplantı sırasındayken öğrendi ve şöyle dedi:
“O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!” (Laiki Foni ‘Halkın Sesi’ gazetesi, Yunanistan, )
Atatürk öldükten sonra, Kanun-u mahsusla kapatılan cemiyetler, itirazları sonucu tekrar açılarak faaliyetlerini sürdürmeye başladılar.
Şunu da ilave edeyim:
Atatürk’ün kovduğu ve ‘ben hayatta olduğum sürece Türkiye’ye gelemezler’ dediği
Rotheschild ve Rockefeller aileleri Türkiye’ye çöreklendiler ve bazı kitaplarda anlatıldığı gibi,sonra, İsrail kuruluyor.
Atatürk düşmanlarıyla İsrail, ne kadar gurur duysa az!
“Atatürk, içkiden öldü!” yalan ve iftirasını yayanlar, bunun hesabını asla veremezler. Peygamberimizin zehirlenerek şehit edildiğini dahi bilmeyenler, Atatürk’ün zehirlenerek şehit edildiğini, nereden bilsinler!
*- AKLIM ALMIYOR
Yine araştırmacıların belirttiklerine göre:
“Atatürk’ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan ‘KİNİN’ ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm.
Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğu izlenimi edindim…” yazılıyor.
Atatürk’ün tedavi amaçlı verildiği diğer ilaç ‘piremidon’dur. İnsanlar üzerinde toksin ‘zehirli’ etkisi olduğu kesinlik kazanmıştır.
‘civalı diuretik’ olan ‘salygran’ isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir.
Eppinger, Bergman, Dr.Fissinger, hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bazı doktorlarımızda hâkim olmuştur.
*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE

*- ÖĞRENELİM / YAŞAR EYİCE
