Buradasınız
Anasayfa > Genel > MELİH CEVDET ANDAY / BAHA AKINER

MELİH CEVDET ANDAY / BAHA AKINER

Sosyal Medyada Paylaş

MELİH CEVDET ANDAY (13 Mart 1915 – 28 Kasım 2002)

“Sevmek, kuşların bir an boş bıraktıkları ağaçtır.” diyor Melih Cevdet Anday. “Kimileyin seviyorum! Ve yalnızlığın; kırmızı yapraklara çalan, büyüsünü duyuyorum. Ey cesaret! Hep dolu tut bardağımı. Sevgi ve umut; birdir. Yalnızlık ve cesaret; bir…”

*****

13 Mart 1915’te, babasının yedek subaylık yaptığı Çanakkale’nin bir köyünde doğar Melih Cevdet Anday. Melih adını koyar aile. Cevdet’i de, babası Cevdet Bey’in isminden alır.

Çocukluğu, ailesinin Kadıköy Bahariye’deki 3 katlı ahşap evinde geçer. İlkokulu eski Fenerbahçe Stadyumu’nun yanındaki Taş Mektepte, Ortaokulu da onun yanındaki Kadıköy Sultanisinde okur. Lise tahsilini de Melih Cevdet’in kendi anlatımıyla dinleyelim: Bir de tiyatro kulübü vardı lisede. Orhan da benim gibi tiyatroya tutkun. Oktay da gelirdi temsillere. Üç arkadaş, şiirlerimizi birbirimize okurduk. Şimdi sanıyorlar ki, 3 kişi bir araya gelirse ekol kurulur. Hayır, kurulmaz. Garip hareketi bir tesadüftür. Ben İngiliz şairleri seviyordum. Onlar daha çok Fransız şairleri seviyorlardı.

*****

“O gün gelsin, neşemiz tazelensin de gör!
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör…” der ya hani barış için, “Barış” ismini verdiği şiirinde:

“Uyuyamayacaksın!
Memleketinin hâli;
Seni seslerle uyandıracak,
Oturup yazacaksın…

Çünkü sen artık o eski sen değilsin!
Sen simdi ıssız bir telgrafhane gibisin…

Durmadan sesler alacak,
Sesler vereceksin.
Uyuyamayacaksın…

Düzelmeden memleketinin hâli,
Düzelmeden dünyanın hâli,
Gözüne uyku girmez ki!

Uyumayacaksın!
Bir sis cani gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar,
Vakur, metin, sade;
Çalacaksın…”

*****

Edebiyata hevesi nedeniyle, önce Edebiyat Fakültesi’ne gider. Daha sonra oradan ayrılarak, Hukuk Fakültesi’ni bitirir Melih Cevdet. İlk şiiri “Ukde”, 15 Kasım 1936 tarihli Varlık Dergisi’nde yayınlanır.

“Bir gün ışığa döner yaprak,
Üzümler kızarır kütükte.
Elbette diner bu sağanak,
Kaybolur içimdeki ukde…”

Bu tarihten sonra, Varlık Dergisi’nin orta sayfasında; Orhan Veli ve Oktay Rifat ile birlikte, 1941’de Garip’i oluşturacak şiirleri yayımlanır.

*****

15’inde tanıştığı Orhan Veli’ydi en yakın ve yol arkadaşı. Yine Melih Cevdet’in ağzından, o yılları ve Orhan Veli’yi dinleyelim: Orhan; sabahları beni evimden almaya gelir, ben de yola çıkarım. Daha karşılaşmadan; uzaktan işaret eder eliyle, üç ya da dört diye gösterir. Bu; bugün bizimle ilgili, üç yazı ya da dört yazı çıktı demektir. Orhan yolda yürürken; o yüz yıl sonrasını düşünür, hayâl ederdi. “Bak şimdi! Pencereden bakanlar, Orhan Veli’yle Melih Cevdet yan yana yürüyor diyorlardır.” derdi. Oysa o sıralar kimse bizi tanımıyor. Ben ‘Tohum’ şiiriyle Garip’ten ayrıldım. İki arkadaşımda da bir isyan oldu. Oktay Rifat kapıyı kırar gibi açarak; “Yapma Melih, böyle şiir yazma!” dedi. “Beraber başladık, beraber devam edelim.” dedi. Meğer önce o değiştirmek istermiş şiirini. Orhan Veli de “Yapma Melih!” diye tutturdu.

“Tanıdığım bir ağaç var.
Etlik bağlarına yakın,
Saadetin adını bile duymamış,
Tanrının işine bakın…

Geceyi gündüzü biliyor.
Dört mevsimi, rüzgârı, karı.
Ay ışığına bayılıyor,
Ama kötülemiyor karanlığı…

Ona bir kitap vereceğim,
Rahatını kaçırmak için.
Bir öğrenegörsün aşkı,
Ağacı o vakit seyredin…”

1946 yılında yayımladığı Rahatı Kaçan Ağaç’a kadar, 5 yıl kitap yayımlamadı Melih Cevdet. Dergilere şiir vermedi. İkinci Yeni akımının, en coşkulu günlerini uzaktan izledi. Gündelik olaylara sıkı sıkıya bağlı, alaycı, yergici, kavgacı bir şiirin yürütücüsü olarak tanınan Melih Cevdet, şiir anlayışını temelinden değiştirmişti.

*****

Şiirlerinde ilk akla gelen, düşüncedir. Melih Cevdet şiiri, imgesel bir şiirdir. İmge yapısı sakin, gerilimsizdir. Duygusal atmosfer, düşünceyle derine çekilmiş; yüzeyde görünür olan ‘düşünce’ olmuştur. Bu konuda; Cumhuriyet gazetesinde, 3 Mart 1995 tarihinde yayınlanan yazısında şöyle der Melih Cevdet: Her şiirimde; yukarılarda, beni yöneten, gittiğim yönü işaret eden bir düşünce vardır, o kadar. Ama şiire karışmaz. Şiir çalışması biraz özgürlük ister. Mantıktan, dilden bağımsızlık ister. Ben de; o en yükseklerdeki düşüncenin işaret ettiği yolda giderken, bazen kendimi kapıp koyuveririm. Rastlantılara, isterseniz imgeler diyelim; kapı açıcı, yol açıcı ilişkilere zihnimi açık bırakırım. Şiirin içine girince, zihin de kendini ona göre ayarlar. Zaten şairin görevi de budur. Kendi makinesini, yani kafasını; şiirin gidişine uydurmak.

*****

“Dört kişi parkta çektirmişiz! Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi. Anlaşılan sonbahar. Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli. Yapraksız arkamızdaki ağaçlar. Babası daha ölmemiş Oktay’ın. Ben bıyıksızım. Orhan, Süleyman Efendi’yi tanımamış. Ama ben hiç böyle mahzun olmadım! Ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Oysa hayattayız hepimiz.” dediğinde 1940’lı yıllardı. Evet, ustaların hepsi hayattaydı, o meşhuur fotoğrafta. Melih Cevdet, Orhan Veli, Oktay Rifat, Şinasi.

4 büyük usta. 4 yakın arkadaş. Şimdi hiçbirisi yok, bu hayat fanusunda.

28 Kasım 2002’de, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, “Böbrek yetmezliğinden!” dedi doktorlar. “Hastanemizde tedavi gören Melih Cevdet Anday’ı böbrek yetmezliğinden kaybettik!”

Hiç öyle şey olur mu doktor beyler? Hiç ölür mü koca şairler? Andıkça, hatırladıkça, okudukça ve anlamaya çalıştıkça yaşarlar dizelerinde.

*****

“Yaşamak güzel şey doğrusu!
Üstelik hava da güzelse!
Hele gücün kuvvetin yerindeyse!
Elin ekmek tutmuşsa bir de…

Hele tertemizse gönlün!
Hele kar gibiyse alnın…
Yani, kendinden korkmuyorsan!
Kimseden korkmuyorsan dünyada!
Dostuna güveniyorsan…

İyi günler bekliyorsan hele!
İyi günlere inanıyorsan…
Üstelik hava da güzelse…

Yaşamak güzel şey,
Çok güzel şey doğrusu…” diyen bir Melih Cevdet Anday geçti bu dünyadan. 87 yıllık ömrüne; sayısız şiir – roman kitapları ve çevirileri, sayısız tiyatro oyunları; evet, sayısız ödülleri ekleyerek. Hep ve daima mücadele ederek.

“Ben güzel günlerin şairiyim!
Saadetten alıyorum ilhamımı.
Kızlara çeyizlerinden bahsediyorum.
Mahpuslara affı umumiden…

Çocuklara müjdeler veriyorum.
Babası cephede kalan çocuklara…
Fakat güç oluyor bu işler.
Güç oluyor yalan söylemek…” diyerek; her şair gibi, yaşayarak, ruha dokunarak, hep yazarak ve severek.

İyi ki yaşadı usta. İyi ki yazdı. İyi ki, bu coğrafyada! Orhan Veli’yle, Oktay Rifat’la, nice yazın dostlarıyla. Bize bıraktıkları dizelerle, şiirlerle, mısralarla…

Ruhun şâd olsun Melih Cevdet Anday. Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…

 

 

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

Top