Manisa’nın bağları ile ünlü Sarıgöl ilçesinden, emekli öğretmen Vehbi Sarıhan kimlerden ‘korkmamız’ gerektiğini açıkladı.
Değerli öğretmenimiz Vehbi Sarıhan, “Melek yüzlü şeytanlardan, cebi dolu- gözü aç insandan, parayla itibar- şeref arayanlardan” diyerek devam ediyor:
“Yüzüne gülen, arkandan kuyu kazanlardan, sürekli kendine yontanlardan, bir yere gelmek için seni merdiven olarak kullananlardan, hava atanlardan- boş konuşanlardan ve ağzı laf yapanlardan…”
*- HAYAT KISA
Küçük bir penceredir hayat.
Ne görmek istersen karşında bak.
İster huzur ister umut.
İstersen bir demet sevinç.
İstersen bir yudum sevgi.
İstersen bir kucak huzur.
Şair ne demiş;
“Hayat kısa Yaşamak güzel Sevgi ile yürekten yaşa…”
*- SIR ALANI
Güliz Güzeldiyar paylaşmış, bana da göndermiş.
Birlikte okuyalım:
“İmkân Âlemi, Olabilirlikler alanı. Varlık ile yokluk arasında duran mertebe..
İmkân Âlemi, henüz görünmemiş ama görünme ihtimali olan her şeyin bulunduğu sır alanıdır.
İbnü’l-Arabî’nin işaret ettiği bu mertebe, tam anlamıyla ne varlıktır ne de yokluktur.
Bir tohumun içinde saklı duran koca bir ağacın hali gibidir.
Ağaç henüz ortada yoktur ama tamamen yok da değildir.
Çünkü ortaya çıkma imkânını içinde taşımaktadır.
Tasavvufta denir ki; bu âlemde gördüğün her şey, önce bir “imkân” olarak vardı.
Sen doğmadan önce de bir imkândın.
Bugün yaşadığın olaylar, kurduğun ilişkiler, hissettiğin duygular bile önce görünmeyen bir ihtimal olarak bekliyordu.
Hak dilediğinde o ihtimallerden bazıları görünür oldu ve adına “hayat” dedik.
*- İNCE ÇİZGİ
İbnü’l-Arabî’ye göre âlem, kendi başına zorunlu bir varlık değildir.
Her an Allah’ın “Ol” emriyle varlığını sürdürmektedir.
Bu yüzden yaratılmış olan her şey, varlık ile yokluk arasında ince bir çizgide durur.
Bir an önce yoktu, şimdi var görünüyor ve bir gün yine görünmez olacaktır.
İşte insanın “ben kalıcıyım” zannı burada kırılır.
İmkân Âlemi bize şunu fısıldar:
Sen sandığın kadar kesin değilsin.
Düşüncelerin, kimliğin, korkuların, hatta “ben” dediğin yapı bile sürekli değişen bir ihtimaller toplamıdır.
Bugün kendini çaresiz sanırsın, yarın bambaşka bir idrake uyanırsın.
Çünkü insanın içinde sonsuz ihtimaller gizlidir.
*- UYANIŞ veya GAFLET
Belki de bu yüzden Allah insana kendi ruhundan üflediğini bildirir.
Çünkü insan, sınırlı bedeni içinde sınırsız tecellilerin taşıyıcısıdır.
İçinde bir veli olma ihtimali de vardır, bir zalim olma ihtimali de…
Büyük bir uyanış da mümkündür, derin bir gaflet de…
İmkân Âlemi, bütün bu olasılıkların sessizce beklediği yerdir.
Tasavvuf ehli bu sırrı fark ettiğinde artık kimseyi küçümsemez.
Çünkü bugün günahkâr görünen bir insan, yarın hakikatin aynası olabilir.
Bugün kendini güçlü sanan biri ise yarın hiçliğini görebilir.
Çünkü bizler sabit varlıklar değiliz; her an yeniden yaratılan imkânlarız.
*- BÜYÜK SIR
Asıl mesele şudur:
Sen kendini olmuş biri mi sanıyorsun, yoksa hâlâ Allah’ın sonsuz ihtimalleri içinde açılmayı bekleyen bir sır mı olduğunu fark edebiliyor musun?
Belki de hakikate yaklaşmak, kendini kesin tanımlardan kurtarmaktır.
Çünkü insan “Ben buyum.” dediği yerde daralır, “Kim bilir içimde daha hangi sırlar saklı?” dediği yerde İmkân Âlemi’nin kapısı aralanmaya başlar.
Ve belki de en büyük sır şudur:
Şu anda yaşadığın hayat, Allah’ın sonsuz ihtimalleri içinden seçilmiş yalnızca bir tecellidir.
Ya sen, kendinde henüz açığa çıkmamış hangi hakikati bekliyorsun?…”
Sanıyorum sürekli okuyucumuz Güliz Güzeldiyar bu ilginç konuyu Ali Rıza Aydın’dan aldı.
Çünkü açık yazışmalarında şöyle diyordu Ali Rıza Aydın’a;
Muhteşem bir güzellik..
Kendime sorduğum sorunun.. Cevabı buydu.. Teşekkürler…”
Orçun Kayarkaya ile devam edelim:
“Ben herkesin niyetini çözdüğüm gün, kendime bir söz verdim.
Baktım ki masum değiller, dürüst de değiller, lazım da değiller!…”
Dünya kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir” anlatabildim mi?
Bir toplumu güçlü kılan, ahlak söylemleri değil, düşünme becerisidir.
*- GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRMEK
1712 yılında Thomas Newcomen, madenlerden su çekmek için ilk buhar makinesini geliştirdiğinde, bunun dünyanın dönüşümünü başlatacak bir adım olacağını kimse bilmiyordu.
Yarım yüzyıl sonra İskoç mühendis James Watt, bu makineyi incelediğinde sistemin büyük ölçüde enerji kaybettiğini fark etti.
Geliştirdiği ayrı yoğunlaştırıcı tasarımı, buhar makinesinin verimliliğini kat kat artırdı; onu yalnızca madenlerde değil, fabrikalarda, trenlerde ve gemilerde kullanılabilecek bir teknolojiye dönüştürdü.
Görünüşte küçük bir mühendislik dokunuşu, tarihin akışını değiştirdi.
Sanayi Devrimi’nin itici gücü haline gelen bu gelişme, üretimi hızlandırdı, şehirleri büyüttü ve insanlığı kas gücünden makine gücüne taşıdı.
Çünkü gerçek ilerleme, çoğu zaman yeni bir icat yapmak kadar; mevcut teknolojiyi daha verimli, daha akıllı ve daha sürdürülebilir hale getirmekle başlar.
İnovasyonun gücü de tam burada yatar: Geleceği, verimlilikle şekillendirmek…
*-
*-MELEK YÜZLÜ / YAŞAR EYİCE

*-MELEK YÜZLÜ / YAŞAR EYİCE

*-MELEK YÜZLÜ / YAŞAR EYİCE

*-MELEK YÜZLÜ / YAŞAR EYİCE

*-MELEK YÜZLÜ / YAŞAR EYİCE

