“Bazen bir toplum yalnızca sofralara konan kurbanları değil; adaleti, güveni, umudu ve birbirine olan inancını da kaybeder…”
Yarın Kurban Bayramı…
Arife günüyle birlikte şehirlerin ritmi değişti yine. Kurban pazarlarında telaş, evlerde hazırlık, yollarda memleket özlemi… Herkes bir yerlere yetişme çabasında. Fakat bütün bu hareketliliğin ortasında insan ister istemez kendi içine dönüyor ve şu soruyu soruyor:
Biz son yıllarda aslında neleri kurban ettik?
Sadece bayram sofralarına konacak kurbanlıkları değil, hayatımızın içindeki birçok değeri de birer birer kaybettik sanki.
Bazen koltuk uğruna vicdanı, bazen güç uğruna adaleti, bazen de çıkar uğruna kardeşlik duygusunu…
Demokrasiye olan inancımız yara aldı. Hukukun herkese eşit olması gerektiğine dair güvenimiz sarsıldı. İnsanlar artık yalnızca geçim derdiyle değil, yarın ne olacağını bilememenin huzursuzluğuyla yaşıyor. Gençler hayal kurmakta zorlanıyor, emekliler yıllarca verdikleri emeğin karşılığını alamamanın kırgınlığını taşıyor. Kadınlar kendilerini güvende hissetmek istiyor, çocuklar ise büyürken kaygının bu kadar sıradan olmadığı bir ülke hayal ediyor.
Bir toplum için en ağır kayıp nedir biliyor musunuz?
Güven duygusunun eksilmesi…
Çünkü güven kaybolduğunda insanlar birbirine selam verirken bile temkinli oluyor. Adaletin herkese eşit işleyeceğine dair umut azaldığında öfke büyüyor. Ve öfke büyüdükçe toplum aynı masada otursa bile aynı duyguda buluşamıyor.
Oysa bayramlar tam da bunun için vardı eskiden.
Birbirimizi yeniden hatırlamak için…
Kırgınlıkları azaltmak, sofraları çoğaltmak, kalpleri yakınlaştırmak için…
Bugün hepimizin farklı düşünceleri olabilir. Siyasi görüşlerimiz, hayatı yorumlayış biçimimiz, beklentilerimiz başka başka olabilir. Ama aynı gökyüzünün altında yaşayan insanlar olarak birbirimizin acısına duyarsızlaşmamak zorundayız. Çünkü bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan şey yalnızca ekonomi değildir; vicdanıdır, adalet duygusudur, ortak geleceğe olan inancıdır.
Belki de bu bayram en çok ihtiyacımız olan şey biraz susmak…
Televizyon ekranlarından yükselen kavgaları, sosyal medyanın bitmeyen öfkesini, kutuplaştıran dili bir süreliğine geride bırakmak…
Ben kendi adıma bu bayram böyle yapacağım.
Haberleri kapatıp doğanın sesini dinlemek istiyorum biraz. Toprağa basmak, rüzgârı hissetmek, çocuk kahkahalarının siyasetten daha gerçek olduğunu hatırlamak istiyorum. Çünkü insan bazen umut edebilmek için önce ruhunu dinlendirmeli.
Her şeye rağmen hâlâ inanıyorum;
Bu ülkenin insanı birbirine yeniden güvenmeyi başarabilir.
Hukukun gerçekten adalet dağıttığı günleri de görebiliriz, gençlerin yeniden hayal kurduğu günleri de… Yeter ki birbirimizi düşman gibi görmekten vazgeçelim.
Bayramlar belki bütün sorunları çözmez.
Ama insana yeniden insan olduğunu hatırlatabilir.
Dilerim bu bayram; öfkenin değil anlayışın, ayrışmanın değil kardeşliğin, umutsuzluğun değil vicdanın büyüdüğü bir bayram olur.
İyi bayramlar.
