‘Kimseye güvenmeyin, kimseyi met etmeyin!’ diyorum zaman zaman ve şu kelimeyi de ilave ediyorum; Kesinlikle..
Biri ölmüş, yani vefat etmiş…
Ender Coşkun aradı, söyledi…
“Büyük ahdım vardı, cenazesine gidecek ve hoca ‘Hakkınızı helal ediyor musun?’ diye sorduğunda, ‘Etmiyorum!’ diye bağıracaktım, ama kendime yediremedim…” dedi.
Baktım;
Tanıdık, tanımadık birçok kişi, bu büyük sahtekar ve dolandırıcıyı, öyle met ediyorlar ki, yakından tanımasam ben de inanacağım, ‘Melek gibi bir insan!’ olduğuna…
Aydın Bilgin, Dinç Bilgin’in talimatı ile ‘hırsızlıktan yakalandığı’ için işine son vermişti.
Son yıllarda yanında çalışanların hepsini borca sokmuştu.
Bankalardan bir şekilde çalışanların adına para çekiyor, ‘ödeyeceğim’ diyordu.
Ne mi oldu?
Belki ‘dişli çıkan’ bir iki kişinin parasını taksitle, yani değerini eriterek vermiş olabilir.
Ama eşinden habersiz, bankalardan para çeken, eline bile almadan bu adama verenlerin yuvalarının dağıldığını bilenlerin bile, ‘ahh… vahh…’ diyerek neredeyse methiye dizdiklerini görünce, ben de ‘Vahh.. vahh insanlık da ölmüş…” demekten kendimi alamadım ve bu satırları yazma ihtiyacını duydum.
Çok eski gazetecilerden, Kıbrıs olaylarını yıllarca orada kalan ve hatta ‘mücahit’ bile olan Ödemişli İrfan Türksever anlatmıştı:
“Benden bazı ünlüler vefat edince bir iki satır yazmamı hep istediler. Ben de hep Babiali’nin bu isteklerine ‘hayır!’ dedim. Nasıl iyi bir şeyler yazayım mefta için. Adamın ne haltlar yediğini biliyorum. Bile bile lades, diyemem… “
Belli bir yeri olan, ne bileyim varlıklı ve şöhretli kişilerin cenazelerinde kalabalıktan geçilmez.
Zaten medya methiyeler düzer, mutlaka bir köşesinde yer verir.
Ya ilan yani para hesabı vardır, ya da ‘yarın de beni ansınlar!’ gibi düşünce önceliklidir.
Biraz da ‘etik, metik!’ hakimdir.
Halbuki çalışanların hakları yenmiştir…
Ama cenazeye gelenler, kendilerini akılları sıra, yarınlara hazırlarlar…
Herkes sohbet etmektedir, nusalla taşında yatmakta olan umurlarında değildir.
Çoğunluk laf olsun, adı geçsin diye bir şeyler karalamaya çalışırken, kullandıkları sözcüklerin nereye ve kimlere ulaştığını, ne anlama geldiğini de bilmiyor.
Örneğin, Müslüman olmayanlar için kullanılan bir sözcüğü ele alıyor.
Ya da ‘işlediği günahlarının, yaptığı büyük hataların’ Allah katında af edilmesi için kullanılan bir sözcüğü , cümlenin içine koyuyor.
Bilmiyor o kelimenin hangi anlama geldiğini ve kimler için kullanıldığını…
Michail Böhme isminde bir Alman arkadaşımla bu konuyu konuşmuştuk.
Bir de ‘gavur’ sözcüğünün genelde hepimiz tarafından yanlış kullanıldığını…
‘Ben gavur değilim!’ diye söze başlamış ve anlatmaya başlamıştı…
Bu konuları önceleri geniş şekilde ele aldığım için burada kısa cümlelerle geçiştiriyorum.
Anlayana saz, anlamayana davul zurna az, ata sözünde olduğu gibi.
Bir de bizde ‘Ölünün arkasından konuşulmaz!’ diye bir değim var.
“tabu” olarak önümüzde duruyor.
Halbuki adam veya kadın, kaç kişinin hakkını yemiştir, devleti de insanları da dolandırmıştır.
Yemediği halt kalmamıştır.
Bunun gidişini nasıl doğru insanlar gibi ele alabiliriz.
Ağız alışkanlığımız olnuş, yetişme tarzımın da buna etkilenince, selam bile verilmeyecek insanları bile iyilikle yaderek diğer tarafa yolcu ediyoruz.
Yahu adam yaptıkları, hareketleri ile iyilikle yat edilemez ki?
Zaten inançlı da değil, çünkü hırsızlıkları, adaletsizlikleri, hak yemeleri, başkasının malında gözü olanların, dinle- imanla- inançla işleri yoktur.
Zaten kutsal kitabımızda bunlarla ilgili çok ayet vardır.
Bunlara karşı gerçek inananların dikkati çekiliyor.
‘Söyleyeyim, benden gitsin!’ ya da ‘Son görevimi yapayım!’ düşünceleri de yanlştır.
Başına gelmeyen bilmez…
Damdan düşün bilir damdan düşenin halini…
Bilip de bilmemek de nedense insanlarımızın beyinlerine yerlenmiş gibi…
Karadüzenle mücadele her yerde olmalıdır…
Toplanma yerleri de sohbet etme yeri değildir.
Bu anlattıklarım her zaman her yerde karşılaştığımız, ama nedense seslendiremediğimiz bir olaydır.
Ender Çoşkun’un sözleri bana neleri anımsattı.
Ama eminin ‘Yatacak yeri yok!’ diye tanımladıklarımız, veya benzer cümleler kurduğumuz birileri mutlaka vardır.
Şunu da ilave edeyim:
Bir zamanlar İzmir valimize, ‘Siz bir ilk olun, İzmir’de can yakan sahtekarları, namussuzları, hırsızları biliyorsunuz, bunları yanınıza yaklaştırmayın ve yüzlerine bizim adımıza ne olduklarını söyleyin…” demiştim.
Bu konuyu da bir zamanlar geniş şekilde yazmıştım.
Devleti, kurumları, halkı ve yanında çalışanları, çaycıları, temizlik görevlisi insanları bile dolandıranlar belki bu dünyadan ‘duayen- üstat- büyük insan’ gibi sıfatlarla yolcu edilirler ama bakalım köprüyü üzerlerindeki ağır yükle geçebilecekler mi?
*- YAZIKLAR OLSUN
Lütfü Dağtaş meslektaşım.
Fotoğraf Sanatçısı olarak da kendisini tanıtabilirim.
Bir ara siyasetle ilgilenmişti.
Benim için ‘doğru dürüst duyarlı’ bir dostum.
Lütfü Dağtaş ‘Üç Vali Bir Vekil” başlıklı yazısında, iki valinin sanata ve spora verdiği bilgiyi aktarmış.
Sonsa sıra şimdi gündemde olan ve görevden alınan bir valiye gelmiş,
Konuyu önce sevgili ‘Bisiklet Hastası’ dostum Atalay Ergezen’den duymuş ama nedenini tam anlamamıştım.
Lütfü sayesinde gerçeği de öğrenmiş oldum.
“Üçüncü valimiz, şimdi basında yer alan haberlerden sonra kendisini gıyaben tanıdığım Mehmet Fatih Çiçekli. Basında niçin haber olarak yer aldı? Neymiş, taytla bisiklete bindiği görüntüler devlet ciddiyetiyle yakışmazmış. Milletvekili, TBMM’deki sayfasında da yer aldığı haliyle, şikayetini aynen şu sözlerle yerine getirmiş:
– Ardahan Valisi. Taytla geziyor, akşama kadar bisiklet sürüyor, önünde arkasında 4 koruma, taytla geziyor, vatandaşın içerisinde de böyle taytla geziyor akşama kadar.
Valinin, söz konusu şikâyete neden olan videosunu izledim. Görev yaptığı yer olan Türkiye’nin uzak ucunda bisiklet sporunu özendirecek etkinliğe ilgi toplamak için yaptığı, hiç de ters olmayan bir davranış sergilemiş, hepsi bu. Oysa Karabük/Yenice Kaymakamlığı sırasında yaptığı çalışmalar ve özellikle ilçenin turizme kazandırılması konusundaki proje faaliyetleri nedeniyle 2010 yılında “Türk İdareciler Derneği” tarafından “Vali Hüseyin Öğütcen – Yılın İdarecisi” ödülüne layık görülmüş. Yani, görev yaptığı sürece hep turizmi ana hedef almış bir mülki amir Sayın Vali. Bir gece yarısı imzasıyla şimdi merkez valisi oldu.
*
Peki, bu yazıda milletvekili nerede?
O bisikletten düştü!..”
*- KÖPRÜYÜ GEÇMEK! / YAŞAR EYİCE

*- KÖPRÜYÜ GEÇMEK! / YAŞAR EYİCE

*- KÖPRÜYÜ GEÇMEK! / YAŞAR EYİCE

*- KÖPRÜYÜ GEÇMEK! / YAŞAR EYİCE

*- KÖPRÜYÜ GEÇMEK! / YAŞAR EYİCE

*- KÖPRÜYÜ GEÇMEK! / YAŞAR EYİCE
