*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Konutların belki de yarısına yakını belki daha fazlası da boşaldı!

Bunu neredeyse 30 yıl enginar, sonra da karpuz- kavun, biraz da mısır yani ‘darı’ aldığım gerçek üretici Mehmet Dönmez’den öğrendim.

Gece saat 03’de uyanıyor, İzmir haline gidiyor, piyasayı öğreniyor, sonra da bir gün önce ‘geliyorum’ diye sosyal medyadan anons eden Mehmet Dönmez de bana sıra öğleden sonra 14.30 civarında oluyor.

Böyle dakik manav herhalde yoktur.

“Bu kadar yorulmaya değer mi?” diye soruyorum Mehmet Dönmez’e çünkü yarın değerli eşi ile Balıklıova’daki bahçesinde ‘Enginar dikimi’ yapacak.

Ocak’ta başlayacak enginar üretimi Mayıs sonuna kadar sürecek.

Mehmet Dönmez, ‘Haziran’da bakanlık tarafından enginar satımı yasaklanmalıdır. Çünkü haziran enginarını en büyük, en usta aşçılar da yapsa yenecek hale getiremez.!’ İddiasını tekrarladı.

İnanılacak gibi değil, Karpuzcu Mehmet Dönmez’in, benim gibi ‘katı’ müşterileri var.

‘Ne bir tane fazla, ne de bir tane eksik satarım!’ diyor…

Belirttiğim gibi saatinde müşterisinin evinin önündedir, yoksa karpuz veya kavunu kapısına bırakır haftaya hesaplaşır.

Memleketin halini de birkaç kelime ile özetler.

Herhalde konukların Eylül ve okulların açılması hazırlıkları nedeniyle boşalması İZSU’nun da işine geliyor!

Nasıl mı?

Gece ‘derbi’ denilen Fenerbahçe ile Beşiktaş’ın maçı var.

Herkes merak içinde seyrederken, Urla’da keskin bir koku yayıldı.

Özdere’de olduğu gibi Kuşadası’ndan kalkan bir Yunan turist gemisinin bizim karasularımıza, büyük cezası olmasına rağmen kaçak olarak bıraktıkları ‘sintine’ sorunu İzmir körfezinde olası değil ki!

Karşıyakalı Sarışın hatırlattı;

İZSU ya elektrik veya boşaltma makinaları arızalandığı için bu görevi sessiz sedasız halletmek istemiş…

Bir zamanlar ‘Yüksek elektrik harcandığı ve tasarruf yapılması için’ boşaltma işlemi  ‘arıtma sistemi’ çalıştırılmadan yapılıyordu.

Urla’da yaşayanlar da ‘ağır kokudan’ hemen sorunu çözüyor, bir gün sonra deniz banyosu almıyorlardı.

Umarı Karşıyakalı Sarışın’ın düşündüğü gibi değil, ne bileyim çevredeki tarlalar, yasak olmasına rağmen vidanjör ile sulanıyordu.

Daha gerçekçi olay ise yine İZSU denetimindeki  dereye, bir yerin foseptiğini alan bir vidanjör boşaltmış olabilir.

Bu arada geçenlerde yazdım ama dikkatlerinden kaçmış olabilir, Tabakhane deresinin  denize 800 metre kalan kısmında birileri birşeyler boşaltmış, kış gelmeden dere neredeyse kullanılamacak hale gelmiş.

Kesinlikle taşkına neden olacaktır, bu sahneyi gören herkes bu fikirde.

Ama nedense yoldan geçenler görüyor,  şaşırıyor, ama bir yetkili görmüyor.

Bir direk dikip üzerine ‘yasak’ yazısını koymuşlar o kadar…

İlgisizlik ve dikkatsizlikten, acemilikten meydana gelen büyük can kayıplarını sık sık yaşıyoruz….

Kıbrıs’ta bir bakan istifa etti ve görevinden alındı.

Olayı hatırlatmama ve anlatmama gerek yok herhalde…

Küçük olaylar, büyük kayıplara nede oluyor…

Ne diyeceğimi bilemiyorum, artık…

 

*- İNCE KONU

Okuyucularım Bodrum Müze ve Kalesi’nin emekli müdürü Oğuz Alpözen’i şahsen olmasa da ismen tanıyorlar.

Oğuz Alpözen ‘aykırı’ tabiatlı, düzgün bir yönetici idi.

Yönetiminde yaptıkları sayesinde hem Bodrum hem de Bodrum Kalesi ve Müzesi dünya çapında olmuştu, dostu Halikarnas Balıkçısı kadar inatçı ve mücadeleci insanlardı.

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı, yazılarını değerlendiren Demokrat İzmir Gazetesi’ne gelip, ‘Merhaba Çocuk!’ diyerek dik merdivenlerde karşılaştığı Murat Eştürk’e selam vermesiyle tanıyorum.

Ben spor muhabiri idim…

Üstat Oğuz Alpözen’i ise yıllar süren çok başarılı süren müdürlüğünden…

Kaç kez de bir deniz motoru ile Bodrum Yassıada’ya gidip, arkeologların çalışmalarını izleyip görüntülemiş, haberlerini yapmıştım.

Haksızlık ve yanlışlara büyük bir cesaretle karşı çıkan Oğıuz Alpözen sorunları ve sıkıntıları, bize göre daha ilerlemiş yaşına rağmen ısrarla dile getiriyor ve yazıyor.

İşte son yazısı;

“Bodrum Kalesi, Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Romalı devlet adamı heykeli neredeydi?

Nereye koydular, görün istedim.

Çiçeklere, ağaçlara ne oldu?

Sorun istedim.

Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel’in son çivisini çaktığı Doğu Roma Gemisi için George F. Bass ne diyor?

Prof. unvanlı Nur Akın, geminin sökülüşünü nasıl savunuyor, yapay zeka ne yazıyor?

Okuyun istedim.

Alpözen kendi gerçeğini eşi Gülşen’le ve yüzlerce kişiyle paylaşıyor.

Bilin istedim…”

Umarım bir yetkili günün birinde çıkar da, ‘Bu ihtiyar müdür, ısrarla bir şeyler söylüyor ve yazıyor, ne demek istiyor?” diyerek dinler, doğru olanlarla yanlış olanları, sarraf terazisinde tartıp yeni kararlar alabilir…

Bence öne çıkması gereken de budur…

Türkiye’nin siyasetten spora, sanattan filmcilerine kadar aklınıza gelen tüm ünlüler Bodrum’da yaşıyor, acaba hiç birisi kentin ünlüsü Oğuz Alpözen’in bağırdıklarını duymuyorlar mı?

Bu da benim merakım işte…

Aklıma geleni söyleyeyim:

Halikarnas Balıkçısı ‘Merhaba’ derdi yolda karşılaştıklarına, arkeolog Oğuz Alpözen ise ‘Yaşa!’ demeyi seçer, özellikle güzel ve okunucak, bilgilendirecek yazıları ele alanları, kutlamaları ‘Yaşa’ diyerek yapar…

 

*- GURURUMUZ DOKTOR RESSAMIMIZ

Yıldız Arun tıp doktoru…

Ortokul ve lisede, yaz tatillerinde TCDD’nin Alsancak’taki 3. Bölgle Müdürlüğü’ne çalışıyor harçlığımı çıkarıyordum.

İlk zamanlar stajyer desinatör kadrosunda, saatte 120  kuruş ödeniyordu.

Zamanına göre iyi para idi…

Müdürüm Cumhuriyet tarihinin ilk Makine Mühendislerinden Nuri Arun idi.

Beni sevdiği ve işe aldığı için Alsancak garının tam karşısındaki TCDD lojmanına annemle, kız kardeşimle giderdik.

İşte yıllar sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ‘çocuk doktoru’ olan Öğretim Üyesi Yıldız Arun hocamın çocukluğunu anımsıyorum.

Almanya’da eğitim ve öğretimini görüp Türkiye’nin ilk Makine Mühendisi olan Nuri Arun vefat edince, adına çıkarılacak dergi için bir yazı yazmam istenmişti.

İsim hiç aklımda tutamam ama nedense Nuri Arun’u da unutmamıştım.

Bir gün,  İzmir’in ünlü Doktor- Ressamlarından Dr. Yıldız Arun’un yurt dışı başarılarını duydum, kendisine ‘Nuri Arun’u tanıyıp tanımadığını yazdığımda ‘Babam’ yanıtını alınca, özel olarak takibime aldım.

İzmir ve Türkiye’den çok neredeyse yurt dışında tüm resim çalışmalarında ilk davetli Dr. Yıldız Arun idi…

Abartmıyorum, inanılmaz başarıları ve özel davet alıyordu.

İşte sonuncusu…

Paylaşmak istedim…

Okuyucularım da Ressam, öğretim üyesi Dr, Yıldız Arun’u tanısınlar;

“Alman expresyonistlerin izinde, bu resim sempozyumu 32 yıldır Nida’da yapılıyor.

İlk kez bir Türk sanatçı davet etmişler ( bendeniz) ve bayrağımız ilk kez göndere çekildi.

Daha sonra Belediye Başkanının konuğu olduk.

Küratör ve sanatçı arkadaşımız Saulius Kruopis’e teşekkürler.

Saulius 32 yıldır gelen sanatçılarla çok görkemli bir kitap yazmış, sanatçıların resimleri dolu.

Bundan sonraki kitabında sanırım ben de yer alacağım…”

Bilmem Dr. Yıldız Arun’un ağzından verince, ne kadar önemli bir ressamımız olduğunu anlatabilmişimdir.

Bu arada üzücü bir haberi paylaşayım…

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü de benim gibi ‘Üzüntülüyüz!’ diyerek Resmi Gazete’de yayımlanan haberi duyurdu:

Dokuz Eylül Üniversitesi’nin bünyesindeki ‘Güzel Sanatlar Fakültesi’ kapatıldı.

Öğrencilerin açıkta kalmayacağını belirten Rektörlük açıklamasında, haklarının korunarak, Sosyal Bilimler Fakültesi’nde eğitimlerini sürdüreceklerini açıkladı.

 

*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

*- KESKİN KOKU / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir