Toprağın kanla doyduğu, bir milletin kaderinin Polatlı düzlüklerinde bıçak sırtında yürüdüğü o 22 gün 22 gece.
Sakarya Meydan Muharebesi, sadece askeri bir strateji değil, bir halkın topyekûn ölüm kalım savaşıydı.
Kütahya-Eskişehir yenilgisinin ardından ordu bitkin, cephane eksik, umutlar ise kırılgan bir cam gibiydi.
Anadolu’nun bağrına, Ankara’nın kapısına kadar dayanan düşman ordusu son darbeyi vurmaya hazırlanıyordu.
İşte o karanlık günlerde, Mustafa Kemal Paşa askeri literatürü baştan yazan o emri verdi: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”
*- ‘SUBAY MUHAREBESİ!’
Bu emirle birlikte, geri çekilmek bir seçenek olmaktan çıktı.
Düşen her mevzinin yerine, can pahasına yeni bir siper kazıldı.
Vatanın her karış toprağı, evlatlarının kanıyla sulanmadan terk edilmedi.
Bu muharebe tarihe “Subay Muharebesi” olarak geçti.
Çünkü cephenin en ön saflarında, memleketin yetişmiş tüm eğitimli zihinleri, öğretmenleri, mülkiyelileri, gencecik subayları göğüs göğse çarpışarak şehit düştü. Mustafa Kemal’in ifadesiyle bu bir “Melhame-i Kübra”, yani kıyamet benzeri büyük ve kanlı bir savaştı.
Top sesleri Ankara meclisinden duyulurken, mangal dağlarında, duatepe’de, kartal tepe’de gencecik bedenler kendilerini siper etti.
*- 238 YIL SONRA!
13 Eylül günü nihayet Sakarya Nehri’nin doğusu düşmandan tamamen temizlendiğinde, sadece bir zafer kazanılmadı.
1683 yılındaki İkinci Viyana Kuşatması’ndan beri tam 238 yıldır aralıksız geri çekilen Türk milletinin makus talihi bu topraklarda durduruldu.
Bugün bastığımız o topraklar, unvanını canıyla ödeyen bir neslin sessiz anıtıdır. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, vatanı sinesinde koruyan tüm subaylarımızı, askerlerimizi ve isimsiz kahramanlarımızı derin bir minnet, saygı ve rahmetle anıyorum.
Ruhları şad olsun…
*- İŞTE BU KADAR!
Nurten Akyazılılar, medyada çok konuşulan İzmir’in Menderes ilçesi belediyesinin AKP’li oluşunu kendine has, daha doğrusu vatandaşın dilinden anlatmış.
Okudum, güldüm…
Çünkü az önce Karşıyakalı Osman Damar ile adaşı İstanbul Beşiktaş- Arnavutköy’deki Meydan Market’in yöneticilerinden ‘Bakkal Osman’ın kulaklarını çınlatırken, konu güncel siyasete gelmiş ve ‘Bu başkanların siciline seçimler öncesinden bakılmıyor muydu? Kimler nasıl seçti?’ sorusunun yanıtını öğrenmeye gelmişti…
Nurten Akyazılılar durumu gayet net şekilde dillendirmiş oldu;
“Alışın yenilmeye kardeşim, alışın” sözlü her video önüme düştüğümde bir gülesim geliyor…
– CHP adayı daha düşük oy almış.
– Genel Başkan Yeni adayına destek verilsin talimatı vermiş.
-CHP’li meclis üyelerinin oylarıyla AKP adayı seçilmiş.
Ne telefon faturası, ne diyorsun Allah aşkına, kim kaybetti?
Öbürü de diyor ki anlaştılar AKP ile diğer belediyeye karşılık Menderes’i verdiler.
Ya hu bu belediye başkanları da meclis üyeleri de örgüt yönetimleri de sizin eseriniz. İşinize göre “bağımlı yargı operasyonu” işinize göre “butlancı” diyemezsiniz.”
İşte bu kadar!,,
*- SADECE KUTLANIR
Remzi Yıldırım Adana’nın önemli gazetecilerinden…
Nasıl Urla’da eski spor muhabirlerinden Atalay Ergezen, özellikle çocukların kötülüklerden ancak ‘Bisiklet sevdası’ ile kurtulacağına inanıp, neredeyse her hafta sonu önemli etkinlikler düzenliyor, bisikletin her parçası ile kullanılmasındaki püf noktaları öğretiyorsa, Remzi Yıldırım da ‘Düşünen adam’ heykelinde olduğu gibi kentine ve insanlığa yararlı olabilmek için projeler üretiyor.
Ben ve Çukurova için önemli gazeteci Remzi Yıldırım bana şu mesajı gönderdi, birlikte okuyalım:
“Nasıl olmuş Üstadım, çırak Konusu Adana da tüm ülke çapında büyük problem.
İlkokul mezunu olup okula gitmeyen 15 -17 yaş grubu çok çocuk var, bunların meslek edinmeleri için esnaf ve sanatkar arasında köprü vazifesi yapmayı hedefliyorum…
daha sonra dernek ve federasyonu kurma projem var.
Benim için fikriniz çok önemli…”
Değerli Meslektaşım Remzi Yıldırım’ı bu yeni düşünce ve projesinden ötütü yürekten kutluyorum.
Nasıl bir ara ‘Kobiler’ için önemli çalışmalar ve dernekler üretilip, uzmanların medyada, televizyonlarda değerli bilgilendirme hizmetleri verdilerse, şu anda ülkemizde en büyük sorunlardan biri de bu…
Yani gençlerimizin hali…
60 bine yakın öğrencinin üniversite imtihanlarında (sıfır) puan aldıklarını biliyoruz.
Çünkü resmi açıklama bu yönde…
Peki bunlar ne olacak?
Lise çağlarında okulunu asanlar, yani gitmeyenler, bizim zamanımızın lakabıyla ‘Kaldırım Mühendisi’ olanların, bazılarının ‘sokak çetelerinin’ ellerine geçtikleri gerçeğini de biliyoruz.
Öyleyse ‘düşünce insanı’ Araştırmacı- Yazar Remzi Yıldırım’a kulak vermeliyiz.
İzmir’den bir örnek vereyim:
Bornova yolunda Çınarlı Meslek Lisesi vardı.
Hatta Polis radyosundan önce yayın yapıyorlar, Türkiye’nin ünlü ustaları buradan çıkıyordu, aynen Mithatpaşa Sanat Enstitüsü gibi… Bir de Tepecik’te motor sanat okulu vardı.
Türkiye’nin ünlü fabrikatörleri ve de mimar, mühendisleri bu okullardan çıkıyordu.
Anımsıyorum;
Türkiye’nin ilk balata ve torna ustalarından Mehmet Gülperçin Çınarlı Meslek Liselerinin öğrencilerini yaz aylarında alıyor, diğer meslektaşları gibi piyasa hazırlıklarını yapıyorlardı.
Sonra ne oldu?
Şimdi parmakla arasanız Türkiye’nin hiçbir yerinde yetiştirilmek üzere bir çırak bulamazsınız.
Bakanların karşısına sadece her sanayi bölgesinde değil, neredeyse her köşede kahvelerde de, derneklerde de, sıradan dükkanlarda bile yetiştirilecek bir elemanı bulmak imkansız gibi…
İşsizliğe de, geleceğimize de en önemli çare Remzi Yıldırım’ın konuya parmak bastığı ilkokul mezunu gençlerimizin kötü yollardan kurtarılıp, geleceğimize önemli katkıda bulunmaları için çok değerli bir projeyi yaşama geçirmek için kıymetli bir adım atmasını görüyorum.
‘İyi ki varsın Remzi Yıldırım…”
Remzi Yıldırım’ın yaptırdığı amblem de fikir gibi harika!
Üst kısmında dairemsi yazıda; “Usta eli, çırak yüreği geleceğimizin güvencesi” var.
Fotoğrafta;
Bir usta ile bir çırak atölyede, arka planda ise Adana’nın özelliği olan; Seyhan Nehri üzerindeki ünlü köprüsü, bir cami silüeti ile saat kulesi var.
Adananın renkleri turuncu- beyaz koskocaman görünür şekilde, “ADANA ve ÇIRAK PLATFORMU” yazısı bulunuyor, rozetin ortasında.
İki el dostça bir daire içinde sıkışıyor, bir yanlarında tornavida, beş- sekiz anahtar da vinyet de yer alıyor.
En üst kısımda olduğu gibi en altta ise şu okunuyor:
“ÖĞREN- ÜRET- GELİŞTİR”
*- ACİL AMELİYAT (!)
Profil resmini güncelleyen, neredeyse tabiriyle bin yıldır tanıdığım, foto muhabirlerinden, fotoğraf sanatçısı Ateş Akkor Aydın’ın turistik ilçesi Kuşadası’nda yaşıyor, gençlere öğretmenlik yapıyor.
Çalıştığı dönemde ‘Ben fotoğrafçı değil, foto muhabiriyim’ diyerek birçok meslektaşına örnek olan Ateş Akkor, bence bu konuda spor muhabiri, bisikletçi Atalay Ergezen’in kulağını de şu anlatımıyla çınlatıyor…
Okuyunca anlayacaksınız, ne demek istediğimi;
Ateş Akkor eklediği fotoğrafıyla yazıyor:
“7 yıl önce 3 defa ameliyat oldum ve bu bandı
7 senedir kullanıyorum. Hepsi boşuna imiş.
Çok iyi bir doktor akrabam bütün raporlarımı okudu ve şöyle dedi :
“sende kanser filan yok.”
İyi ki yeniden ameliyat olmayı reddetmişim. Halbuki muayene olduğum bir profesör ve bir doçent , ayrı ayrı ‘acil amelıyat’ demişlerdi…”
*- KANA DOYDU / YAŞAR EYİCE
*- KANA DOYDU / YAŞAR EYİCE

*- KANA DOYDU / YAŞAR EYİCE

*- KANA DOYDU / YAŞAR EYİCE

*- KANA DOYDU / YAŞAR EYİCE

*- KANA DOYDU / YAŞAR EYİCE

