Mahalle baskısından mı nedendir tam çıkaramıyorum!
İnsanların yaşadığı en büyük hapishane, başkalarının onlar hakkında ne düşündüğüne dair duydukları korkudur.
Korku insana neler yaptırmaz ki!
Yakınımızdakilerden de, yakın zamanda başkalarında da görüyoruz.
Bilge bir insan asla intikam peşinde koşmaz, çünkü hayat bunu ondan daha iyi yapar.
Ama yine sağımıza solumuza bakalım, herkes nedense birileri için intikam duygusu besliyor ve bunu saklayamıyor..
Ha sahi;
Hızlıca özür dileyenlerden sakının; çünkü bunu genellikle gerçekten pişman oldukları için değil, sadece konuşmayı bitirmek için yaparlar.
Bir de madalyanın diğer yüzü var;
Şöyleyeyim:
Başkalarını kontrol etmeye çalışanlar, genellikle kendilerini kontrol edemeyenler.
Bir de ‘alışamadım!’ diyerek her şeye itiraz edenler var.
Söyledikleri şu:
Bu adaletsiz dünyayla başa çıkmanın tek yolu, ona karşı isyan etmektir…
Anımsadığım kadarıyla Göztepeli gençlerin dillerinden düşmeyen şarkıları ve sloganları var…
Ne diyorlar:
‘Alayına isyan!’
Unutmayalım:
Bilgelik, ne zaman konuşulacağını bilmektir; zeka ise ne zaman susulacağını.”
Ama bizde şöyle bir durum göze çarpıyor;
Çoğu insan gerçeği değil, huzuru arıyor, aklınca…
Ama huzur nedense bu dünyada yok…
Rahat da yok!
Hatırlatayım:
‘Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insan, asla kontrol edilemez.’
Bir hatırlatma daha yapayım:
‘Güvendiğin kişilerden sakın; tuzla şeker birbirine benzer!’
Son söz;
Kendini kesinlikle başkalarıyla kıyaslama…
Sen en iyisin her zaman…
Cepheleşme, birilerinin figüranı olma…
Bugün sana ‘Harikasın’ diyenlerin, yarın ne diyeceğini sen değil, onlar bile bilmezler..,
*- YÜZÜ GİBİ…
Seçkin Dindar önemli bir akademisyenimiz.
Şu anda durumunu bilmiyorum ama değerli hocamız siyasete girmiş, kendi ifadesi değil ama biraz kabaca olacak söyleyeyim:
Birçok düzgün insanımız gibi ‘boyunun ölçüsünü’ alanlardan…
Ben Prof. Dr. Seçkin Dindar’ın ağzından siyasetteki gerçeklerimizi nakletmeye çalışacağım.
Beğeneceğinizi sandığım yazıda, ‘yetkili üst yöneticilerin ipe nasıl un serdikleri’ gerçeğini de paylaşıyorum.
Üst yöneticileri değil de, taraftarlarını üzmemek için isimleri değiştireceğim…
Mutlaka anlayacaksınız…
Buyrun siyasete ve siyasetçilere;
“Ahmet Bey (!), parti sözcüsü iken Diş Hekimliği Fakültesine konferans için davet edilmişti.
Sağlık konusunda konferans vermişti.
Bende ücretsiz çalışan doktora öğrencilerim için kadro ve son sınıf öğrencileri için çıraklık yasasına göre para verilmesini önermiştim.
Daha sonra yandaki Atatürk Büstünü göstererek, ilk fakülteye girdiğimde altın sarısı boyalı olduğunu, daha sonra ihtilal zamanı gri renge, sonra siyaha boyandığını söylemiştim.
Temenni olarak ta, ‘dilerim CHP iktidar olur, sizin yüzünüz gibi aydınlık olur’ demiştim.
Ve çok alkış almıştım.
*- HAYDİ ALKIŞ!
Prof. Dr. Seçkin Dindar anlatımını sürdürüyor:
“Sözüm biter bitmez salonun en arkasında, ‘Faşist CHP, kahrolsun CHP’ sloganları atılmaya başladı.
Bir otobüs sivil polis Kemal Bey’i pardon Ahmet Beyi korumaya gelmişti.
Hemen ön kapıdan Dekanlık odasına götürüldü.
Polisler bana ‘Hocam arka taraf karışık, sizi de önden alalım!’ dediler.
Reddettim.
Öğrencilerimden asla kaçmam.
Mikrofonu elime alarak, ‘Bu arkadaşlar her toplantımıza provokasyon yaparak heyecan katıyorlar, bir alkış!’ dedim.
Tüm salon ( 600 kişilik dolu salon ) dönerek alkışlamaya başladı.
Ben koşarak arkaya gittim.
Şaşırdılar.
‘Arkadaşlar iyi alkış aldınız!’ dedim, çok bozulmuşlardı.
‘Hocam vursaydın daha iyi olurdu.’ dediler.
Polis götürmeye kalkınca engel oldum, ‘Demokratik hakları’ dedim.
Sonra Ahmet Bey ve Prof. Arkadaşım Dekan odasında bir saat konuştuk.
Ahmet Bey, ‘Bana politikaya girin Hocam salon hakimiyetiniz çok harika’ dedi.
Fakülteden istifa ettim.
Ankara’ya partiye gittim
Bana randevu vermedi.
Seçilemedim…
*- SEÇİLEMEYİNCE
Şu anda da ruh sağlığı çok bozuk.
Hasta, kendine ve partiye zarar veriyor.
Sonra bir kitapçık yazdım.
‘Neden bir Prof. Aday olmamalı’ diye.
Yayınlamadım.
Arkadaşım ‘seçilmedin diye yazdığını düşünürler!’ dedi.
Ancak az önce yorum yazan bir dostum, ‘Keşke mecliste olsaydınız!’ diye temennide bulunmuş.
Bunun olmayacağını, Rumeli İş Adamları Derneğinde anlatmışlardı.
Ama anlamamıştım.
Ben Trakyalı bir öğretim üyesi olarak dernek üyesiydim.
*- GÜLMEKTEN KIRILINCA
Zamanın Sevgili başkanımız, Eski Maliye Bakanını ( Mesut Yılmaz dönemi, şimdi Akbank Murahhas Üyesi ), “Türkiye’de ve Dünya’da mali konular “ ile ilgili konuşmacı olarak davet etmişler.
Seçimlerde AKP’den aday adayı Ardahanlı Hocamıza ve CHP’den aday adayı bana beşer dakikalık tanıtım şansı vermişlerdi.
Konuk konuşmacıdan sonra ilk önce Hocamıza söz verdiler,
Kendini tanıttı ve oturdu.
Ben konuşma öncesi hazırladığım tanıtım broşürümü dağıtarak konuşmama başladım, 2002 yılı seçimlerinde…
Yeni Türkiye Partisinde aday adayı olarak yaşadıklarımı anlattım.
Kırıldılar gülmekten.
Yerime oturunca, Başkanım, ‘Sayın Bakan seni yanında istiyor’ dedi.
Sol tarafına aldı.
‘Hocam beni çok güldürdün, çok iyi bir hatipsin’ dedi.
– Siyasette hiç şansın yok, dedi.
Şaşırdım, nezaketen cevap vermedim.
Sıraladı.
1. Çok öz güvenlisin. Herkes söze başlarken bana ‘Sayın Bakanım’, Başkana da ‘Sayın Başkanım’ diye söze başladı,
Sen doğrudan ‘sevgili Arkadaşlar’ diyerek başladın
2. Broşüründe tamamen dünyanın tanınmış Rektörleri ile ( Pekin, Bon, Moskova, San Bernardino, Avrupa ülkeleri vb. ) fotoğraflar paylaşmışsın, Ahmet efende bir kez Almanya’ya gitmiş, senin gibi özgüvenli ve uluslararası birini yanında istemez, ‘söz dinlemez, kafa sallamazsın!’ dedi.
Dayanamadım,
Sayın Bakanım ciddi misiniz?’ dedim.
“Ben de seninle çalışmak istemem, dedi.
“Bir Bakana ‘Ciddi misiniz?’ diye sorulmaz, dedi.
– Seni hangi Grup destekliyor, seçim bütçen ne?, dedi, holdingleri kastederek….
*- İŞTE GERÇEK
‘Sadece eşim, 2.500 dolarlık destek sağlayacak, iyi maaşım, biraz da klinik gelirim var!’ dedim.
Güldü, güldü, güldü.
Kartını verdi.
‘Seni çok sevdim. Bana gel, sana yardımcı olup, yol göstereyim!’ dedi. Gitmedim.
Çünkü ‘bu kadar siyaset düşük olamaz !’diye düşündüm.
Belki gitseydim farklı olabilirdi.
Dediği gibi oldu.
Siyasette başarılı olamadım.
Bakan’ın ve Dernek Başkanımın adlarını onayları olmadığı için yazmadım…”
İşte siyaset ve perde arkası değil, önü bile böyle…
*- PARİS SANATÇILARI
Ankara Devlet Konservatuvarı kökenli, Devlet Tiyatromuz’un, İstanbul Şehir Tiyatromuz’un kurucusu olduğu tiyatrosu’nun, sinemamız’ın usta oyuncusu, yönetmen, yazar, eğitmen, ekinç yüklü düşün insanı Ulvi Uraz’ın yeğeni, oyuncu, yönetmen, yazar, çevirmen, eğitmen Esen Özman bugün beni şaşırtan bir yazıyı paylaştı.
Ödüllü Tiyatrocu yeğenim Doğan Yağcı’nın (Yönetmen- oyuncu) dostu da olduğu için Esen Özman’ın yazdıklarının altına imzamı atarım:
Bakın ne diyor?
“Dayım Ulvi Uraz 13 Şubat 1921 İstanbul doğumludur.
Babasının adı: Fevzi Uraz’dır.
İnternet’te yanlış bilgiler dolanmaktadır.
Paris dönüşü siyasî sıkıntılar yaşamış, sonrasında Dormen Tiyatrosunda Nina oyununda büyük başarı sağlamış, sonrasında da kendi Tiyatrosunu kurmaya kalktığında, Haldun Dormen tarafından ‘Biz istersek adamı İstanbul’da barındırtmayız!’ sözlerine mâruz kalmıştır.
Bu beyefendiyle araları hiç iyi olmamıştır.
Onun en inandığı dostlarının başında Haldun Taner gelir.
Ulvi Uraz ödüllerine gelince; Eşi Selçuk Uraz tarafından kurulmuş ve âniden gerekçesiz kaldırılmıştır.
Ödül sezon içinde ‘En iyi Yerli oyun yönetmeni ve Yerli oyun oyuncusuna’ verilmekteydi.
Sadece iki kişiye.
Dayım Yerli oyun yazarlarına destek ve öncelik tanırdı.
Geldik gidiyoruz.
Dayım adına doğru belge bırakmak görevimdir…”
*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

*- İNTİKAM PEŞİNDE / YAŞAR EYİCE

