Size bir gerçeği açıklayayım:
Herkes olmasa da çoğunluk bilir ama seslendirmez.
‘Sağlık nedenleriyle’ diyerek işini bırakın yetkililer genelde yalan söylüyorlar.
Halkın değişiyle ‘Aslan gibidir!’ ama işine talimatla son verildiğinde, ‘Ne şiş ne de kebap yanmasın!’ diye bir ‘Namusu kurtarma!’ meselesidir bu resmi (!) açıklama…
Yüzde birdir, işler yolunda giderken görevini bırakma, sağlık sorunlarıyla nedenidir.
Kendisine ‘Güle güle, yeni yaşamında başarılar dileriz!’ diye evine gönderilmiş, sokağa atılmıştır.
Durum bu!
Ya büyük hatalar yapmıştır, ya da daha üst yönetimin, yöneticilerin sıkıntılı durum yaşamalarına neden olmuştur, haklı veya haksız halde.
Sessiz sedasız, dikkatleri üzerine toplamadan görevini bırakanlar, ‘Bir süre dinleneceğim!’ diyenler de yalancıdır.
Sonuç şu;
Hiç kimse kendine yeni bir iş bulmadan işinden ayrılmaz…
*- ÖRNEK HAREKET
Leyla Gürbüz yazmış, ‘bilge insan’ dediğim ama kabul etmeyen Mustafa Saraç hocam da benimle paylaymış.
Olay hangi şehirde geçiyor bunu bilmiyorum.
Belki İstanbul, belki de İzmir…
Leyla Hanım anlatıyor:
“Sabah trafikteyken önde ilerleyen araçtaki beyin yol kenarındaki bir çocuğa gofret uzatmasıyla derin bir duygusallık yaşadım ve içimden ‘bütün işlerin rast gelsin’ diye dua ettim.
Belki saçma ama öyle, çünkü bu yapıdaki insanlara ihtiyacımız var;
Vicdanlı, merhamet duygusu yüksek insanlara…
Ve ne yazık ki bu gerçek, ‘kalbini karalar bağlayan!’ insanlarımızın olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
*- DUYARSIZ İNSANLAR
“Bir süre önce yaşadığım ve etkisinden uzunca bir süre kurtulamadığım olayı aklıma getirdi.
Yakınlarımla bir yemek esnasında, (hepimiz çokça yaşıyoruzdur eminim, restorandayken yanımıza sokularak mendil vs satmaya çalışan minicik bedenlere); bir anda ne olduğunu anlamadan gördüğüm manzara şuydu;
‘Bir çocuk…
En fazla 8 yaşlarında zayıf, çelimsiz, esmer, Türkçesi yok denecek kadar az.
Bir adam;
Uzun boylu, bütün suratını kaplayan sakalı ve sanki dünyaya karşı olan bütün öfkesini o minicik bedenden almak istercesine, var gücüyle döven tokatlayan yetmezmiş gibi ensesine yumruklar vurduğu anda ayaklarıyla tekmeleyen bir adam…
Çocuk sadece ağlayabiliyordu, ne acı…
Daha acısı; duyarsız tepkisiz insanlar!..
“onlar da hakkediyor ama az değiller” yada “annesi babası bu çocukların sırtından para kazanıyor” yada” “yönetimin bunları ülkeye bela ettiği” vs.
*- ELEŞTİRENLER
Çocuğun başını okşayıp biraz su verdim, mendil ve yara bantı aldık ve o çocuk ağladığı anda avuç içleriyle gözyaşını silerek aynı anda güldü – gülebildi çünkü o bir çocuk hem de çok küçük…
Yakınlarım arasında bile beni eleştirenler oldu, bu daha çok üzdü beni, şunu söylemek durumunda kaldım, ‘çocuğunu düşün bu yaşta, sokakta bedeninin iki kat büyüklüğünde bir adam tarafından böylesine dövüldüğünü düşün ne hissedersin?..’
Hepimiz böyle düşünmeliyiz belki…
Çocuğun ülkesi olmaz ve çok iyi şartlarda yaşayan çocukların ailelerini seçme şansı olmadığı gibi o çocuklarında seçme lüksü yoktu.”
*- HERŞEYİMİZ
Aynen!
Seçme şansları yok…
Peki o çocuğa vuran kimdi?
Ben de merak ettim, yakını mı acaba?
Beklediği, istediği parayı getirmedi mi?
İğrenç yaratık!
çocuk dünyanın her yerinde çocuktur.
Onlar ağlamasın mutlu olsunlar…
Hayata yenik başlayan, horlanan itelenen çocuklar, benide üzer, çoğumuzu da…
Dilerim insanlarda da merhamet duygusu eksilmesin…
Aslında benim gözlemim, bìzìm çocuklara sevgimiz yoğun ama arada böyle ruhsuz edepsizler de var…
Hepsi gűlsűn onlar bizim her şeyimiz…
*- DEĞER KAZANMA
Bu üzücü ve düşündürücü, biraz da sinirlendirici olay ve anlatımdan sonra biraz da kendimize gelmek için Mustafa Foçalı’yı dinleyelim:
“Bir toplumun gerçek gücü, en güçlülerinin ne kadar ilerlediğiyle değil, en geride kalanlarını ne kadar ileri taşıdığıyla ölçülür.
Mentorluk (fikir, bilgi, deneyi aktarımı. )anlayışın merkezindeki fikir. Bilgi, deneyim ve imkân, paylaşıldıkça değer kazanır.
Amaç yalnızca bireysel başarı değil, topluma fayda sağlamak; yardımlaşma, dayanışma ve sivil toplum temelli bir bakışla.
Çünkü gerçek mutluluk, başkalarını da mutlu etmekten geçer.
Bu bir slogan değil, bir gerçek…”
*- O GECE
Eğitimci Özgür Kaplan’ın yazısını okudum.
Yeni Parti’nin İzmir kongresi öncesi ve sonrasını anlatmış.
Doğruları yazmış, çiviyi sözde partililerin kafasına çakmış…
Sözle siyaset olmayacağını, liderlik ile ustalığı herkesin anlayacağı şekilde dile getirmiş.
Tanımam, bilmem ama ‘kaptanı usta olmayan gemiye her rüzgar kötüdür.” Başlığıyla yazdığı bir başka yazısı da dikkatimi çekti.
Belki hikaye ama gerçeğin ta kenedisi…
Günümüz insanlarını, daha doğrusu gençler ile ileri yaşlılar arasındaki anlaşmazlığı, aymazlığı dile getiriyor.
Birlikte okuyalım, görelim:
“Genç bilgisayar mühendisi Çağrı, şirket toplantısında eski nesil sistem yöneticisi tecrübeli yaşlardaki Alim Bey’e herkesin içinde sert ve uygun olmayan üslupla :
‘Alim Bey, sizin kullandığınız yöntemler artık müzelik…
Teknoloji çağında sizin gibi yaşlı ve yavaş insanların vizyonu şirketi geride bırakıyor.
Artık koltuğu gençlere bırakmalısınız…’ dedi.
Alim Bey ise sadece sakin bir şekilde gülümsedi.
Cevap vermeyi bile uygun görmedi.
O gece olanlar oldu, şirketin ana sunucuları siber bir saldırıya uğradı ve tüm sistem kilitlendi.
Çağrı, en modern yapay zekâ programlarını ve kodlarını kullansa da siber saldırıyı durduramadı, olan olmuştu, ekran karşısında ne yapacağını bilmiyor, panik içinde terliyordu.
O sırada Alim Bey odaya girdi.
Çağrı’ya ‘biraz izin verir misin?’ dedi, klavyenin başına geçti.
Genç mühendisin modern yazılımlarla göremediği, sistemin en alt katmanındaki eski ama ölümcül bir güvenlik açığını saniyeler içinde bulup çıkardı.
Cebinde tuttuğu eski not defterinden özel bir komut satırını sisteme girerek saldırıyı anında geri püskürttü.
İşyerini bu küçük ama önemli hamleyle büyük bir zarardan kurtarmıştı.
Çağrı, başını öne eğdi, bu durumdan utanmış, sıkılmıştı. Alim Bey, gencin omzuna dokunarak şöyle dedi:
‘Hızınla, gençliğinle gururlandın evlat, kendini güçlü, bizi iş yapamaz buluyorsun görüyorum. Oysa sen yalnız binanın boyasını biliyorsun, o yapının temelini ise biz döktük…’
Yaş ve tecrübeye saygı duy ki, bir gün karanlıkta kaldığında sana fener tutacak birini bulabilesin…
*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

*-İNANMAYIN / YAŞAR EYİCE

