*- İNANDIRICI! / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

İspanya Başbakanı Pedro Sancez, ‘Ateşkes her zaman iyi bir haberdir ancak biz, dünyayı ateşe verip, sonra bir kova su ile ortaya çıkanları alkışlamayacağız…” diyor…

İnandırıcı değil mi?

Erdinç Yağcı Başbakan Pedro Sançez’in önemli sözlerini bizimle paylaşırken, bize ‘İnandırıcı değil mi?’ diye sorarak, özellikle ‘Bir kova su!’ ile sözde görev yaptıklarına bize inandıran , algı operosyonu ile kandıran ülkeleri, bence başta Amerika Birleşik Devletleri’ni anımsatmak istiyor.

Adam, yani deli başkan açık ve net ‘Akşam İran’ı bombalayacağız!’ diyor ve tetikler çekiliyor.

Tamam ama bu sırada ‘Ateşkes anlaşması’ var…

Anlaşma falan dinlemiyor ki, aynen Küçük Amerika İsrail gibi…

“Adam delidir, ne yapsa yeridir!” sözü herhalde bu deli başkan için söylenmiş olmalı.

 

*-OLMAMALI

Prof. Dr. Erkan Sevinç’ten duymuş, daha doğrusu okumuştum.

Çok yıllar önce ‘dostu’ Cem Karaca ile birlikte Büyük Efes Oteli’ndeki odasında sohbet ediyorlar.

O zamanlar ‘solcuyum!’ demek yetmiyordu.

Mutlaka bölünen sol düşüncenin içinden çıkan fraksiyonlar vardı.

Öyle ki birbirlerini  ‘düşman’ görecek kadar sevmezlerdi.

Cem Karaca ‘solcuyum!’ diyor ama tüm ısrarlara rağmen hangi fraksıyondan yana olduğunu açıklamıyordu.

Bunu herkes biliyor ama bilinmeyen nokta şurada:

Henüz tıp fakültesi öğrencisi ve magazin yazarı Erkan Sevinç’e, İzmir Fuarı’ndaki programına hazırlanırken ‘Ne içilir?’ diye sorar.

Erkan Sevinç’te aklından geçeni söyler.

Buna sinirlenen Cem Karaca, birden belinden çıkardığı silahı çıkarır ve sorusunu istediği gibi yanıtlamayan Erkan Hoca’nın burnuna dayar…

‘En iyi içecek şudur!’  der!

Birincisi, demek ki Cem Karaca sahneye çıkmadan önce, bir bardak adını verdiği sıvıyı almaktadır.

İkincisi ‘Mahalle kabadayısı’ gibi belinde silah vardır.

Bunu da şuna bağlar, ‘Kendimi korumak için…’

Yazıda sözünü ettiğim gibi o zamanlar hemen her gün gruplar arasında silahla çatışmalar oluyordu.

Cem Karaca gibi ünlü sanatçıların fedaileri yani koruyucuları olmasına rağmen bilmediğimiz gibi üzerlerinde sözde kendilerini koruyan sanatçılarımız da vardı…

 

*- YOLLAR

Hazine Bakanlığı, Hazine Uzmanı (E) Ali Akça,  başından geçenleri, “Şehirler Kimin İçin Hazırlanır?” sorusunun yanıtını bulmaya çalışmış.

Dinleyelim para uzmanı Ali Akça’yı…

“Ağır bir operasyon geçiren yakınım için erkenden yola çıktım.
On beş dakika sürecek bir yoldu. Fakat Ankara’nın gündemi benimkinden farklıydı.
Bir yol kapalıydı.

Diğeri de…
Sonra bir başkası, neredeyse tümü…
Gittiğim her alternatif yolun ilerisi polis ve hafriyat aracıyla kapanmıştı.
Ülke, uluslararası önemli bir zirveye ikinci kez hazırlanıyordu.
İstanbul’da yapılan ilkinden kimse haberdar olmamıştı. Bu defa her nedense dillere destan bir şaşaa vardı.
Nihayet hastaneye ulaştığımda öğrendim ki herkes aynı şeyi yaşamıştı, bazı kamu kurumlarında ise idari izin uygulanmıştı.
Kamu tecrübemden, böylesine büyük organizasyonların ne kadar titiz planlandığını biliyorum.
Belki de tam bu yüzden, güvenlikle günlük hayat arasında kurulacak dengenin de en az güvenlik kadar önemli olduğuna inanırım.

 

*- ANKARA HAZIRLANDI
Aylar boyunca Ankara büyük bir hazırlığın içindeydi.
Yollar yenileniyor.
Kavşaklar düzenleniyor.
Asfaltlar değişiyor.
Refüjler elden geçiriliyordu.
Şehir, yaklaşan misafirlerini bekliyordu.
Ay Yıldız Yerleşkesi…
Karşısında yükselen Dışişleri Bakanlığı’nın yeni hizmet binası…
Hemen yakınında Medipol Üniversitesi ve hastane kampüsü…
Hepsi, Ankara’nın aslında ne kadar hızlı değişebileceğini gösteriyordu.
O an düşündüm.
Demek ki mesele zaman değilmiş.
Mesele, hangi işe öncelik verildiğiymiş.
Biraz ileride yol kenarında peş peşe dizilmiş polis araçlarını gördüm.
Hemen yanlarında bekleyen hafriyat kamyonlarını…
Bir an, o görüntü beni yıllar öncesine götürdü.

*-BİR  ZAMANLAR
Bazı görüntüler, yıllar geçse de aynı kapıyı sessizce aralar.
Biraz ileride Ankapark vardı.
Bir zamanlar büyük umutlarla tanıtılan o dev proje, sessizdi.
Bakımsızlığın ve atıl kalmışlığın gölgesinde bekliyordu.
NATO Zirvesi yazılı dev sunta panoları, onu gözlerden saklamaya çalışıyordu.
Ankapark da, sorunu da yerindeydi.
Sadece manzara değişmişti.
O an içimden şu geçti: Sorun kapatmada ne kadar mahiriz.
Sonra yeniden hastaneyi düşündüm.

 

*-BİRKAÇ GÜN…
Ya aynı saatlerde bir vatandaş kalp krizi geçiriyor olsaydı?
Ya bir ambulans kapanan yollarda dakikalarla yarışıyor olsaydı?

İşte o an anladım ki mesele yalnızca benim hastama ulaşmam değildi.
Mesele, böylesine büyük organizasyonlarda şehir hayatının da aynı titizlikle planlanmasıydı.
Dilerim ki bu zirve, gelecekte benzer durumlar için alternatif ulaşım planlarının, acil sağlık koridorlarının yapımına katkı sağlar.
Yollar yeniden açılacak, konvoylar geçecek, misafirler ülkelerine dönecekti.
Ama zihnimde tek bir soru kalacaktı:
Bir şehir en çok kimi bekler?
Dünyanın dört bir yanından gelen misafirleri mi.
Yoksa her sabah sessizce işe giden, çocuğunu okula bırakan, hastaneye yetişmeye çalışan kendi insanını mı?
Çünkü şehirler misafirlerini birkaç gün ağırlar.
Gerçek medeniyet ise kendi insanını, hiçbir zirveyi beklemeden her gün aynı özenle hatırlayabilmektir.

 

*- İNANDIRICI! / YAŞAR EYİCE

*- İNANDIRICI! / YAŞAR EYİCE

*- İNANDIRICI! / YAŞAR EYİCE

*- İNANDIRICI! / YAŞAR EYİCE

*- İNANDIRICI! / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir