İlber Ortaylı… / Baha Akıner

Sosyal Medyada Paylaş

Yağmurlu bir Mersin sabahında almıştım haberini. 13 Mart Cuma günü, henüz selası okunmadan, ruhu yeni yeni çıkarken bedeninden, etiyle kemiğiyle henüz daha toprağa gömülmeden yani; sesi ve mimikleri mıh gibi kapladığımda beynimi hani…

Bilenler bilir; okuyanlar da olmuştur. O bakir duyumsamalarla bir anma yazısı da yazmış idim. Hemen, acısını yüreğimde hisseder hissetmez tabii…

Huzurla uyusun ebedi istirahatgâhında İlber Ortaylı…

*****

İşte o İlber Ortaylı doğdu bugün dostlar. Yaşasa 79. doğum gününü kutlayacaktı ya; 21 Mayıs 1947’de, Müttefik işgali altındaki Avusturya’nın Bregenz şehrinde, bir göçmen kampında doğdu minik İlber…

Hani derler ya: Nur topu gibi bir oğlan. Daha doğar doğmaz, cin gibi fıldır bakan, hatta süzen gözler…

Anne babası sanki ünlü bir tarihçi olduğunu düşünmüş olacak ki; ilk çocuklarına “devlet kazandıran, ülkeye katkı sağlayan, lider ruhlu kişi” anlamına gelen “İlber” ismini koydular.

Türkçeye Kırım tarihi ve Tatarlar üzerine eserler ve makaleler çeviren ve bir uçak mühendisi olan Kefeli Kemal’den oldu da o oğlan çocuğu; Kırım Hanlığının önde gelen asilzade ailelerinden, Çarlar tarafından prenslik verilmiş ve Kırım mirzalarından olan Şirinski ailesine mensup, Stalingrad’da Rus dili ve edebiyatı eğitimi alan Akmescitli Şefika’dan doğdu.

Dedim ya: İlber, ailenin ilk çocuğuydu ve henüz 2 yaşındayken Türkiye’ye, başkent Ankara’ya göç ettiler. Sonrasında Enver, Emeldar ve Nuriye adlarında üç kardeşi olacaktı.

İlber’in çocukluk dönemi; evde Rusça, Almanca ve Türkçe dillerinin aynı anda konuşulduğu, yoğun bir edebi ve tarihsel birikimin aktarıldığı adeta çok kültürlü bir laboratuvar gibiydi. İlk eğitimini Ankara Etlik İlkokulu’nda tamamladıktan sonra İstanbul Avusturya Lisesi ve Ankara Atatürk Lisesi’nde eğitim gördü. Bu dönem; onun ileride aralarında Latince, Yunanca, İtalyanca, Rusça ve Fransızca gibi 15’e yakın dili yetkinlikle konuşup yazabilmesini sağlayacak dil dehasının ilk temellerini attı.

1965 yılında liseden mezun olan İlber Ortaylı, yükseköğrenimini iki farklı alanda taçlandırarak hem “Mülkiye” olarak ifade edilen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi hem de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Türkiye’deki eğitiminin ardından “Şerif Mardin” ve “Halil İnalcık” gibi devasa figürlerin tedrisatından geçti; Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisansını Halil İnalcık ile tamamladı.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 1974 yılında doktor, 1979 yılında ise doçent unvanını aldı. Akademik çalışmalarında özellikle “Osmanlı İdare Tarihi”, “Tanzimat Dönemi Bürokrasisi”, “Yerel Yönetimler” ve “19. Yüzyıl Diplomasi Tarihi” üzerine yoğunlaştı. Yazdığı yüzlerce makale ve kitap, yerli ve yabancı saygın bilimsel dergilerde karşılık buldu.

*****

Özel hayatını gözlerden uzak yaşamayı tercih eden Ortaylı, 1981 yılında Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evliliğinden “Tuna” adında bir kızı oldu.

1989 yılında profesörlük unvanını alan Ortaylı; Ankara Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesi gibi Türkiye’nin en seçkin kurumlarında “Kürsü Başkanlığı” yaparak binlerce öğrenci yetiştirdi.

Sanki varınca her şeyin değişeceğini düşündüğümüz Milenyum’a bir kala, 1999 yılında, Ayşe Özdolay’dan boşandı da; sebebine “Evlilik kurumunun zedelenmesi” dedi hâkim…

Ve 2000’li yıllar…

İlber Ortaylı’yı yalnızca bir “arşiv tarihçisi” olmaktan çıkaran en önemli virajlardan biri, işte o meşhur herkesin bildiği 2005-2012 yılları arasında yürüttüğü Topkapı Sarayı Müzesi Başkanlığı görevi oldu. Bu dönemde Saray’ın restorasyonu, arşivlerin düzenlenmesi ve müzenin halka açılması süreçlerinde proaktif bir rol üstlendi.

Bu dönemde “Osmanlı tarihi ve kurumları” üzerine derin araştırmalar yapan Ortaylı’nın, bireysel olarak kendini Saray görevlileri adına “Yasin-i Şerif” okumaya adadığı ve bu konuyla ilgili manevi yönünün kuvvetli olduğu tarihçi Prof. Dr. Erhan Afyoncu tarafından, İlber Ortaylı’nın ölümünün ardından paylaşılmıştır.

Bu konu ve farklı farklı açıklamalar, daha çok su götürür zannımca…

2010 sonrası başlayan televizyon programları, gazete köşe yazıları ve popüler tarih söyleşileri; Ortaylı’yı Türkiye’nin en çok tanınan ve sevilen kamusal figürlerinden biri haline getirdi. Hafızasındaki bilgileri aktarırken kullandığı nüktedan, ödün vermez ve zaman zaman sert üslubu, mesela topluma kazandırdığı “cahil” kavramı gibi ironik çıkışları, onu her yaştan insanın severek takip ettiği popüler bir ikon haline dönüştürmeye yetti de arttı bile…

Tarih metodolojisine getirdiği geniş sosyolojik bakış açısıyla tanınan Ortaylı, ardında onlarca başucu eseri bıraktı. Türk tarih yazımına yön veren en önemli eserleri yayımlanma sırasıyla; “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı”, “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek”, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”, “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, “İlber Ortaylı Seyahatnamesi”dir. Bu devasa birikim ve üretim, tabii ki ulusal ve uluslararası alanda da karşılıksız kalmadı. 2001’de Aydın Doğan Vakfı Ödülü’nü, 2006’da İtalya’da Lazio Ödülü’nü ve 2007 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzasıyla Puşkin Ödülü’nü aldı. 2017 yılında ise hak ettiği üzere, Türkiye’de tarih alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

*****

Veeee 13 Mart 2026…

Bir devrin sonu…

Bir DEV’in sonu…

(Hayırlı mı hayırsız mı bilinmez) bir cuma sabahı, İstanbul’da, tedavi gördüğü Koç Üniversitesi Hastanesi’nde “çoklu organ yetmezliği” nedeniyle hayatını kaybetti usta…

Ama ölmedi, yaşıyor yüreğimizde. Geride bıraktığı kitapları, yetiştirdiği akademisyenler, tarihçiler ve topluma aşıladığı “tarih bilinci” ile sonsuza kadar yaşamaya da devam edecek.

İl, ber Or, tay, lı…

Telaffuzu 2 kelime, 5 hece. Ne yazsak anlamını vermez ki; kelimeler, boğazda düğümlenirce, kifayetsizce…

“Geçmişini anlamayan bir toplumun kendini tanıması imkânsız” derdi ya hani, o İlber Ortaylı; deyim yerindeyse, bu topluma kendisini ve köklerini tanıtan en parlak aynalardan biri oldu.

İnsan yetiştirmeye ve gençlere yol göstermeye çok önem veren, hep ve daima entelektüel tartışmaların sınırlarını zorlayan, açık sözlü ve eğlenceli, dinî vecibelerini kendi vicdanı içerisinde yaşayan, bunu hiçbir zaman gösteriş unsuru yapmayan, inancı hakkında nadiren yorum yapan bir İlber Ortaylı geçti bu dünyadan dostlar…

Tarih bir köprüyse ve Atatürk’ün de dediği gibi tarih yazan tarih yapan kadar mühim bir kişilikse; tarihi geçmişin kinini tutmak için değil, geleceği inşa etmek için öğrenilmesi gereken ciddi bir bilim dalı olarak gören, tarih bilincinin eksikliğini ve cahilliğin tehlikesini yazılarında ve konuşmalarında sıkça vurgulayan, Türk milletinin “tarih yaptığı halde tarih yazma ve okuma” konusundaki isteksizliğini ömrü boyunca eleştiren bilim insanı, tarihçi, bir dev ADAM geçti…

79 yaşın kutlu olsun İlber Ortaylı…

Hocası Halil İnalcık’ın da metfun bulunduğu Fatih Camii Haziresi’nde yatar şimdi ebedi istirahatgahında. Anısına, bu dünyadaki duruşuna ve üretimlerine saygıyla…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir