*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Tuğçe Yerdelen, ‘Hoş geldin eylül’ başlıklı yazısını göndermişti.

Emeğe saygı duyduğum için kullanmak için sakladım, fotoğraflarıyla birlikte.

Sonra da ‘Bugünün işini yarına bırakma!’ diyerek sizinle paylaşmak istedim.

Geçen gün ‘İçimizde potansiyel değerli yazarlarımız var ama nedense bunları bilmiyoruz’ gibisinden laflar etmiştim.

“Yaz mevsiminin güzelliklerini gölgeleyen, bizi mutsuz eden, orman yangınlarıyla biz de yandık, yüreğimizle kahrolduk. Son yılların en sıcak günleri ve savaşlar, kuraklık güzelim yaz mevsiminde her gün üzüntülü haberlerle geçti.

“Hoş geldin eylül, merhaba!” deyip, Tugçe Yardelen’e selamlarımızı iletelim.

“Buluşmaların okula dönüşlerin, kavuşmaların ayı bize güzellikler getir.

Altın ışınlarıyla yakmayan güneşin sonsuz mavi gökyüzün griye dönüşse bile mutlulukların, barışın, bol yağmurlu sonbaharın müjdecisi olman dileğiyle…

Ne demiş, Cemal Süreya:

“Bir gün aklına gelecek olursam,

Bana şiir ısmarla,

Eylülü konuşalım.”

Yaz, ardından üzüntüleri bırakarak çekildi.

Güneşin altın parıltısı, artık bir ferahlık değil, içimizi tüketen bir ağırlık gibi üzerine çöktü günlerin.

Alevlerin yuttuğu ormanları izlerken yalnız ağaçların değil, yüreğimizin de yandığını hissettik.

Haberler; savaşların, kuraklığın, acının diliyle konuştu.

Yaz, çocuk kahkahalarıyla değil, çoğu zaman sessiz ağıtlarla doldu.

Sanki gökyüzüne serilen ince bir perdeyle yazın ateşini söndürdün.

Senin gelişin, bir ayın diğerine dönüşü değil; insanın içinden geçen, görünmeyen bir yolculuktur.

Çünkü eylül, yalnızca mevsimlerin değişimi değildir; ruhun da başka bir mevsime adım atışıdır.

 

*- VEDA ve BULUŞMA AYI

Sen biraz hüznün kardeşisin, evet.

Sararmış yaprakların her düşüşünde bir vedayı fısıldarsın.

Ama aynı zamanda umutla örülmüşsün:

Kavuşmaların, okul sıralarında yeniden açılan defterlerin, yıllar sonra rastlanan dost bakışlarının ayısın.

Gidişleri sessizlikle karşılasak da gelişleri heyecanla kutladığımız bir zamansın.

Altın ışıklarını artık yakmadan gönderen güneş, seninle birlikte sükûnete bürünür. Rüzgâr, yazın telaşını ardında bırakıp insanın yüzünü okşar.

Gökyüzün grileşse de bu gri, umutsuzluğun değil, bereketin rengidir.

Çünkü bulutlar, yağmurun habercisidir.

Ve yağmur, yanan toprağı serinletir, küllerin arasından yeniden filizlenmeye hazırlanan hayatı besler.

Eylül, sen aslında bir öğretmensin.

Doğanın dilinden sabrı anlatırsın bize.

Düşmeyi, solmayı, geride bırakmayı, ama aynı zamanda yeniden başlamayı öğretirsin. Seninle birlikte insan, kendi içindeki fazlalıkları döker, düşüncelerini arıtır.

Yazın coşkulu gürültüsünden sonra sen, dingin bir şarkı gibi kulaklarımıza dolarsın.

 

*- GERİDE KALIR

Cemal Süreya’nın dediği gibi, bir gün akla gelirsen “Eylül’ü konuşmak” şiir ısmarlamaktır kendine.

Çünkü sen, sözcüklerin gizli bahçesini açarsın.

Senin ayın, insanı daha çok düşündürür, daha çok yazdırır, daha çok özlemle doldurur. Seninle hatıralar da değişir:

Yazın gürültüsü içinde unutulmuş bir bakış, senin sessizliğinde yeniden canlanır.

Yüreğimize serinlik, gözlerimize umut, topraklarımıza bereket getir.

Bizi yakıp tüketen yangınların ardından yeniden filizlenme gücü ver.

Barışın, yağmurun, kavuşmaların ve sükûnetin mevsimini başlat.

Biz, senin gelişini sadece takvimden okumuyoruz.

Biz senin gelişini havadaki kokudan, gökyüzündeki buluttan, yaprağın sararmasından, kalbin derin bir nefes alabilmesinden anlıyoruz.

Hoş geldin eylül…

Ve hoş bulduk sana.

 

*- BEKLANTİSİ OLANLAR

Eylül ayından önemli beklentileri de olanlar var, milli piyango gibi…

İyi okuyucularımdan Müjgan Özkan Atabey şöyle diyor;

“Eylül ayından tek beklentim;

Avukatın birinin gelip, ‘Size dedenizin ebesinden 5 milyon dolarlık miras kaldı!’ demesi…

Haydi Eylül, yap şovunu koçum!…”

Aslında sevgili Müjgan çok haklı, çünkü Eylül ayı, masraf ayıdır.

İki evladının okul masraflar, odun- kömür yakacakları çoğu insanımız için, kışlıklar üzerinize gelir mi?

 

*- EMEK VARSA, EKMEK DE VAR…

Gökkuşağı Bisiklet Atölyesi Urla’da…

Yöneticisi de, bir zamanların spor muhabiri Atalay  Ergezen…

İsmi anımsadım, kendisini sisli puslu şöyle böyle anımsadım; İnce uzun boylu çalışkan ve üretken bir genç…

Bu düşüncem en azından 40 yıl öncesinin, ünlü Tercüman Gazetesi’nin spor servisi emekçilerinden birisi…

Sonra vatani görev, tercümanlık yani turistlere Türkiye’yi ve güzelliklerini tanıtmak ve makalelerini görüntülerle süsleyip, yayınlamak…

Ve bisiklet sevdası..

Ve gençlerin, çocukların ancak ‘bisiklet sevdası’ ile doğru dürüst gelişmesi…

Hem fikren, hem bedenen…

Vizyon sahibi olmaları…

Bunun için de bisiklet ile ilgili her hafta ileriye doğru gitmek…

Nasıl mı?

Son yazısı;

“Özgüven fakirliği, özsaygı fakirliği; maddi fakirlik gibi kolay ölçülebilir değil.

Bazen maddi zenginliğin kendisi, insanın kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenmesine engel olabiliyor.

Artık kullanım dışı kalmış bisikletlerinizi bu programa dahil etmek için atölyemize getirebilirsiniz.

Eğer çocuğunuz katılmak isterse;

Mümkünse atölyenin kapısından kendisi seslensin, kendisi selamlayıp, ne istediğini kendisi ifade etsin.

Onunla oturup bir anlaşma yapalım.

Gücü oranında restorasyona, atölyenin basit işlerine nasıl katılabilir? “

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

*- HOŞ GELMEDİ… / YAŞAR EYİCE

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir