Yıllardır duyarız;
“Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” diye…
Şöyle de söylenir:
“Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!..” şeklinde…
“Kimselerin sesi olmak” da hep ağızlardadır.
Ama çoğu hikâyeden ibaret…
İnsanoğlu, Adem ile Havva’dan bu yana hep yalnızdır.
Hiç kimse derdini anlamaz, anlamak istemez…
Söylenenler de, hep ağız alışkanlıklarındandır.
Şöyle bir düşünün, “Acaba sıkıntıya düştüğüm zaman yanımda kim oldu?’
Yardım istediğinizdi, ‘imdat!’ diye haykırdığınızda sesinizi duyanların söyledikleri ise hep aynıdır;
‘Mahkemeye başvur!’
Ama şöyle kafanızı kaldırıp sağa sola baktığınızda ‘timsah gözyaşı’ dökenleri de görebilirsiniz…
Hepsi hikaye!
Benim yorumum da hep böyle iki sözcükten oluşur…
*- MEMNUN OLDUK!
Bugüne kadar normal çalışan ‘arçelik’ marka klima bozuldu.
Bu çöl sıcaklarında görevini yapmadı.
İnternette bulduğum ‘Arçelik’ servisini aradım, bir çağrı merkezi çıktı.
Başımıza geleni anlattım, ‘700 lira servis ücreti alırız’ dediler.
‘Hayır!’ mı diyeceğiz?
‘Ne zaman gelirsiniz?’ sorumuza ise ‘Hemen bugün!’ demesinler mi?
Keyiflendik…
En azından beş altı gün gibi bir yanıt alacağımızı düşünüyordum.
Bir saat falan geçmedi, hani trafikte ‘fırt’ diye yanınızdan geçen servis araçları var ya, onlardan biri ile geldiler.
Ama üzerinde hiçbir işaret ve yazı yoktu.
İki genç, gayet kibar klimaya baktılar, daha doğrusu dışarıdaki motor ünitesini açtı, biri…
Amca ‘Bir parça taktım çalışmadı, şimdi bir parça daha takacağım, çalışırsa motoru kurtardık demektir…’ dedi.
Fiyat söyledi;
‘Çalışırsa maliyete 18 bin 650 lira, çalışmazsa para yok… Motor değişecek yaklaşık 30 bin lira…”
Ne dersiniz?
‘Dene bakalım!…”
Yandan baksanız da bir şey anlamıyorsunuz ve görmüyorsunuz da…
Mecburen inanacaksınız…
Bir yandan da, ‘İnşallah motor yanmamıştır!’ diye dua ediyorsunuz…
Genç ustadan ‘müjde’ gibi haber;
‘Motor sağlam… Şimdi bir de gazına bakalım…”
“Gelin bakın sistem çalışıyor, teslim alın, iki saat çalışsın….”
Bankadan, bir emeklinin maaşı kadar parayı verdikleri hesaba gönderiyorsunuz, keyi1 ve mutlulukla gençleri gönderiyorsunuz.
Sonra düşündüm;
‘Bana ne ilk ne de ikinci ‘taktık’ (kullandık) dedikleri parçaları göstermediler.
Karşıdan gördüğüme göre, takım çantasından da çıkarmadılar. Sadece tornavida mı ne aldılar, evin dışındaki motorun bulunduğu kutunun kapağını açmak için.
Değişen parçaları da ne gösterdiler ne de verdiler, ya da bıraktılar…”
“Günahları boyunlarına” dedim.
Hep böyle sözler söylemez miyiz?
Kendimi yalnız hissettim…
Kimi kime şikayet edeceğiz…
Açık ve net olan ‘Arçelik’ gibi bir ünlü markamızın adını kullanıyorlar ve de benim gibi onlarca müşteri elde ediyorlar…
İyi ki, ‘Söküp götüreceğiz, burada tamir edemeyiz!’ demediler.
Biliyorum;
Ünlü markalarımızın adını kullanarak, sözde o firmanın adamı gibi davranıp sizi malınızdan edenler de oluyordu, bir zamanlar…
Belki de yine bir yerlerde vardırlar…
Belki büyük firmalara şikayetler geliyordur, adınızı kullanıyorlar, diye…
Hangi birisiyle mücadele edecekler…
Bizim gibiler de seviniyor, ‘Ne yapalım, bozulacağı varmış, iyi ki hemen gelip yaptılar!’ diye…
Söyleyeceklerim bu kadar…
Ben boş bulundum, ‘Parçaları göreyim!’ demedim…
Zaten görsem ne olacak, fiyatını bilmiyorum ki, ‘Tamam’ demekten başka şansım yok…
Zaten onlar da bunu biliyorlar….
‘Aman eline düştük!’ diye düşündüğümüzü de…
Umarım aldanmamışızdır…
Ama biliyorum, bu yazıyı okuyanlar ‘Geçmiş olsun, siz bir bardak soğuk su için!’ diyorsunuzdur…
*- BEKLİYORLAR
Bazen şikâyet ettiğimiz şeylerin, bir başkasının en büyük hayali olduğunu fark etmiyoruz…
Hayatın koşuşturması içinde elimizdekilere o kadar alışıyoruz ki, zamanla onları sıradan görmeye başlıyoruz. Sonra da sahip olduklarımızı değil, eksik gördüklerimizi konuşuyoruz.
Evimizin küçük olmasından şikâyet ediyoruz; oysa dünyanın bir yerinde güvenle başını sokabileceği bir çatı için dua eden insanlar var.
İşimizin yoğunluğundan yakınıyoruz; oysa aylarca, hatta yıllarca iş bulabilmek için kapı kapı dolaşan insanlar var.
Sabah erken kalkmaktan şikâyet ediyoruz; oysa yeniden ayağa kalkabilmek, kendi işini kendi görebilmek için mücadele eden hastalar var.
Çocuklarımızın yaramazlıklarından yoruluyoruz; oysa bir çocuğunun sesini duyabilmek için ömrünü hasretle geçiren anne ve babalar var.
Ailemizi, dostlarımızı, sağlığımızı, yürüyebilmeyi, görebilmeyi, duyabilmeyi çoğu zaman doğal kabul ediyoruz. Oysa bunların her biri, bir başkasının her gün ettiği duanın karşılığı olabilecek kadar kıymetlidir.
Elbette insanın daha iyisini istemesi, hedeflerinin olması güzeldir.
Daha güzel bir hayat kurmak için çalışmak da doğaldır.
Ancak hedeflerimiz, elimizdeki nimetleri görmemize engel olmamalıdır.
Çünkü teşekkür, şükür, gelişmenin karşıtı değil; bereketinin başlangıcıdır.
Belki de mutluluk, her istediğine sahip olmakta değil; sahip olduklarının değerini fark edebilmektedir.
Bugün bir an durup etrafımıza bakalım.
Şikâyet ettiğimiz kaç şey, aslında yıllar önce kurduğumuz hayallerdi?
Ve bugün elimizde olan kaç nimet, bir başkasının gözünde ulaşılması zor bir özlemdir?
Hayata biraz da başkalarının penceresinden bakabilirsek, şikâyetlerimiz azalır, şükrümüz artar.
Şükür arttıkça huzur çoğalır; huzur çoğaldıkça da insan hem kendine hem çevresine umut olur.
Unutmayalım…
Bazen omuzlarımızda yük gibi taşıdığımız şeyler, bir başkasının her gece hayal ve dua ederek kavuşmayı beklediği en büyük nimettir.
*-
*- HEPSİ HİKAYE / YAŞAR EYİCE

*- HEPSİ HİKAYE / YAŞAR EYİCE

*- HEPSİ HİKAYE / YAŞAR EYİCE

*- HEPSİ HİKAYE / YAŞAR EYİCE

*- HEPSİ HİKAYE / YAŞAR EYİCE

*- HEPSİ HİKAYE / YAŞAR EYİCE
