*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Sevgili dostlar; gerçekler asla gizlenemez!

Yalanlarla koşan, bir noktada mutlaka gerçeğe takılacaktır.

Hiçbir şey, sonsuza kadar gizli kalmaz!…

Ömer Hayyam’ın dediği gibi;

“Gün gelir;

Hırsızlar zengin,

Metresler eş!…

Serseriler adam olur…

Odundan kapı, taştan saray olur…

Gün gelir;

Kezbanlar destan,

Onları ‘destan’ yapanlar, mestan olur…

Gün gelir;

Çivisi çıkar dünyanın,

Konuşmayanlar hatip,

Şifa veremeyenler tabip,

Yazamayanlar katip olur…

 

*- TERS DÖNER

Ama yine öyle bir gün gelir ki;

İşler ters döner!

Aldatan, bir gün sadakat için,

Çalan, bir gün adalet için,

Döven, bir gün şefaat için yalvarır…

‘Piyon’ deyip geçme, bir gün ‘şah’ olur,

‘Şaha’ da fazla güvenme;

Gün gelir, ‘mat’ olur…”

Ben de yine tekrarlıyorum:

Gün gelir, gerçekler tüm çıplaklığıyla mutlaka ortaya çıkar…

Her şey gelip geçicidir, hiç kimse birini aldatamaz…

 

*- ÇALIŞIYORSAK

Bugün çalışanları, büro elemanlarını ele alalım, Bertay Fişekçi’nin söylediği gibi.

Bir şirkette ofis elemanı olduğunuzu kabul edelim.

Bugün olmazsa yarın olabilir, çünkü zamanımızda anneler evlatları için hep böylesini düşlüyor.

O zaman şunlara dikkat etmemiz gerekiyor, başarılı olmak için.

Uzmanların, örneğin Bertay Fişekçi’nin derslerinde ve ele aldığı konularda belirtiği gibi, aynı kelimeler bazen farklı sonuç verebiliyor.

Netlik ile kabalık arasındaki çizgi çok önemlidir.

Net konuşanlar bazen yanlış etiketlenebilir:

“Sert”, “Ürkütücü”, “fazla doğrudan” gibi…

Bunlar size söylendi mi veya siz bazen müdürünüzü bu şekilde etiketliyor musunuz? Bu etiket bazen haklı olabilir, bazen de haksızdır, doğru ayarı bulmak zor olabilir.

Şöyle diyebiliriz:

Net, kendinden emin, ne istediğini bilen liderler iletişimlerinde bazen fazla doğrudan ve kaba algılanabilirler, “ona yaklaşma” denir.

örneğin arkalarından… Bazen de insanlar “aşağı görülme” hissi yaşadıklarını ifade edebilirler ve bu “doğrudan” iletişim gerçekten de rahatsızlık verebilir, söyleyenin niyetini aşmış, istenmeyen yere doğru gitmiş olabilir.

Peki burada ayrımı nasıl yapacağız?

Dışarıdan kelimeler aynı, mesaj aynı gibi gelebilir, ancak farklı senaryolarda hissettirdikleri ve çıktıya yönlendirme gücü farklı olabilir.

Burada farkı yaratan sesinizin tonu, beden diliniz, niyetinizin yüzünüze, ifadenize yansıması olabilir.

Bu da dinleyen tarafından hemen fark edilir.

Örneğin müdürünüzün size şu cümleyi farklı şekillerde söylediğini düşünün lütfen:

“Toplantıda çok sabırsız gibiydin, müşteriyi hiç dinlemediğini fark ettim”

Örneğin burada “çok” ve “hiç” kelimelerine ek bir vurgu olursa mesaj ve iletişim kalitesi değişebilir.

 

*- SES TONUNUN ÖNEMİ

Bu farkı görmenin ve farkındalığın yolu kendi iletişiminizin farkında olmanızdır, o ses tonu farklarını kendinizin fark etmesidir.

Böyle durumlarda “kendimizi duymak” zor olabilir, bu kası geliştirmemiz iletişim kalitemizi artırır.

Netliği kabalığa çeviren üç işareti de görelim:

Ton: Karşınızdaki ile “bunu doğru yapabilme potansiyeline sahip biri” gibi mi konuşuyorsunuz yoksa “zaten beceremeyeceğine kafanızda çoktan karar verdiğiniz” biri gibi mi?

Beden dili : İnsanlar sizin ağzınızdan kelimeler çıkmadan önce “niyetinizi” hissederler, duruşunuz, bakışınız, mimikleriniz, sesiniz nasıl hissettiriyor?

Niyet: Bu konuşmanın amacı anlamak ve çözmek mi, yoksa karşınızdakini köşeye sıkıştırmak mı?

Bir yol mu açıyorsunuz, yoksa geriye bir iz mi bırakıyorsunuz?

 

*- KOLAY DEĞİL

Konuya devam edelim, kitaplarda bulamayacağınız örnekleri görerek:

Üçlü çözüm kontrol listesi

Yeterlilik varsayarak konuşalım:

Karşımızdakine güvenle, işi iyi yapabileceğine olan inancımızla konuşalım, bu ona yansıyacaktır.

Amacı netleştirelim: İletişime başlamadan önce kendimize “bu konuşmanın amacı ne” diye soralım, anlamak mı, eleştirmek mi, ileri taşımak mı, suçlamak mı….

Bu sorunun cevabı sizin iletişim niyetinizi belirleyecektir.

Kendinize bakıp bir sonuca varalım:

“Birinin böyle hissedebileceğini anlıyorum; ama iletişim biçimime baktığımda bu sefer suç bende değil” diyebilmek değerlidir, durumu objektif olarak değerlendirebildiğinizi gösterir.

Bu, hem hesap verebilirlik hem öz-saygı ifadesidir.

Rahatsızlığı reddetmeden, sorumluluğu da yanlış yere koymadan gerçekleşen konuşmayı değerlendirebilirsiniz.

Kendimizi değerlendirdiğimiz ve o iç sesimizi dinlediğimiz anlarda yargıç veya sabotajcılarımızın bizi götürmek istediği yönü de keşfedebiliriz. Örneğin…

Ben haklıyım, karşımdakiler çok hassas, mesajı alamadılar. (Diğerlerini yargılayan yargıç)

Ben herhalde çok kötü bir yöneticiyim, hep bu başıma geliyor. (Kendini yargılayan yargıç + Kurban sabotajcısı)

Bir sonraki zor konuşmanızdan önce kendinize üç soru sorun:

tonum, niyetim, beden dilim ne söylüyor?

Cevap netse, karşı tarafın rahatsızlığı her zaman sizin yükünüz değildir.

 

*- GERİDE BIRAKTI

Pırıl pırıl Atatürk gençleri ile ne kadar övünsek azdır…

Dumanı üstünde şahane bir haber;
Yağız Kaan Erdoğmuş; Ağustos 2026 itibarıyla dünya gençler (20 yaş altı) sıralamasında 1 numaraya yükselen ve satranç tarihine geçen Türk satranç büyükustasıdır (Grandmaster  GM).

2011 Bursa doğumlu olan genç dahi, Biel Satranç Festivali’ndeki başarılı performansıyla 2716 ELO reytingine ulaşmış; son dünya şampiyonu Gukesh Dommaraju’yu geride bırakarak zirveye yerleşti.

 

*-DİZİLERİN VERDİĞİ MESAJLAR (!)

1- İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin.

2- Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.

3- Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını bozmalısın.

4- Kötüler daima güçlüdür, iyiler ezilmeye mahkumdur.

5- Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.

6- Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.

7- Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve orta okul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.

8- Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı

9- Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan baş rol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı.

10- Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.

11- Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının gelininin kuyusunu kazmalı

12- Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı.

13- İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri olmamalı.

14- Sıradan ortalama bir hayat yoktur. Ya diptesindir ya tepede. Bunun ortası yoktur.

15- Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.

16- Hep lüks özendirilmeli, herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı yalılar villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli…

Hep kapitalizm hep kapitalizm…

17-Ülkede her şey yolunda gidiyor, verilmesi gereken bir mesaj ve anlatılacak bir şey de yok.

İzlemeyin İzletmeyin!!!”

Çok iyi anımsıyorum, İzmir Namık Kemal Lisesi’nde tarih öğretmeni, bir gün Amerikan filmlerinden söz etmiş, mutlaka her filmin en az bir sahnesinde Amerikan Bayrağı’nın dalgalanmasının gösterildiğini, Amerika’nın her filmde mutlaka reklamının yapıldığını ve  cezbedici yönleri ile güçlü yönlerinin abartılarak, algı yaratılarak işlendiğini örnekleriyle anlatmıştı. İsmini anımsayamadığım öğretmenimin soyadı Baysal idi. Bir de Nezihe Hanım vardı. Yaman öğretmenlerdi, tüm kadro…

 

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

*- GÜN GELİR! / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir