*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Bornova Küçükpark’tan Sezgin Can, “Sanatın, sahnenin ve hayatın içinden geçen bir yolculuğun adı… Nilgün Belgün’ün bir söyleşide anlattıklarını sevdikleri için anlatmayı seçmiş.
Sahneye adım attığı andan itibaren, izleyiciyi sadece güldürmekle kalmadı; aynı zamanda hayatın inceliklerini, kadın olmanın gücünü ve sanatın dönüştürücü yanını da hissettiren Nilgün Belgün bakın ne diyor?
“Çocukluğum Büyükada’da geçti.
Ben Rum kızıyım.
Çocukken ‘Türküm, doğruyum’ andını söylerdik okullarda, severek isteyerek.
Bundan hiç gocunmadık, ayrımcılık olarak görmedik.
Çünkü buradaki ‘Türklük’ kavramı bu ülkede yaşayan tüm kimlikleri kapsıyordu.
Bu Cumhuriyet sayesinde bizlere emanet edilen, bu güzel ülkeyi vatanımız olarak gördük, ekmeğini yedik, suyunu içtik.
Son zamanlara kadarda severek yaşadık, huzurla. Hain olanlar, nankörlük ruhunu barındıran, insanlıktan nasibini almamış olanlardır. Ama son zamanlarda çıkarılan fitne tohumları, ayrımcılıklar, acılar, haksızlıklar yüzümüzü güldürmez oldu.
Huzurumuz kalmadı.
Bu yüzden komedi yapıp insanları güldürmeye çalışıyorum.”

*- SEN BİLİYON MU?
Pahalılık alıp başını gidince Ahmet Şen’in aklına şu fıkra gelmiş;
Adamın biri, Peugeot (Pejo) marka bir minibüs alır.
Sonraki gün yolcu taşımaya çıkar.
Minibüs tıklım tıklım, tutar kasabanın yolunu ve gittikçe hızlanır.
Yolculardan biri:
– Kaptan yavaş… Bir yere çarpacaz! der.
Şoför:
-Sen Pejo’yu biliyon mu? der.
Yolcu:
-Hayır! der.
Şoför:
-O zaman susacan, der ve devam eder.
Minibüs hızlanmaya devam eder.
Bir yolcu daha seslenir:
– Oğlum ben hastayım, biraz yavaş!
Şoför yine sorar:
-Sen Pejo’yu biliyon mu?
Amca ne bilsin…
-Hayır! der.
– O zaman susacan! der, şoför…
Bu kez bir kadın seslenir:
– Hamileyim! Lütfen biraz yavaş, çocuğumu düşürcem!!!
Şoför yine sorar:
-Sen Pejo’yu biliyon mu?
Kadın:
-Yok! der.
Şoför yine aynı cevabı verir.
Arkadan kızgın bir ses tonuyla bir genç seslenir:
– Yavaş git kardeşim, öldürcen bizi!!!
Şoför yine sorar:
– Sen Pejo’yu biliyon mu?
Genç:
– Biliyorum lan, ne olacak? der.
Şoför:
– O zaman çabuk söyle, bunun freni nerde?!

“Faiz, Döviz, Enflasyon…
Frenin yerini tam bilen de yok…
Olsa bile frene basmaya niyeti yok…” diye ekliyorlar bu küçük fıkraya,,,
Nılgün Belgün, ya da Sezgin Can gibi bizler de fıkralara, güldürmecelere tutulduk.

*- KÖYLÜ KIZI AYŞE
1930 yılında Karaman’ın Uğurlu köyünde bir kız çocuğu dünyaya geldi.
Adını Ayşe koydular.
Ayşe 15 yaşına kadar köyde eğitim aldı.
Sonra Köy Enstitüsüne gitmek istedi.
Köy Enstitüsü İvriz’deydi.
Bir çıkı hazırladılar Ayşe’ye
İçine çökelek, pekmez, yufka koydular.
4 Temmuz 1945’de yürüyerek yola çıktılar eniştesiyle.
İki geceyi dağda geçirdiler.
Karaman’a vardılar, oradan kağnı ile Ereğli’ye
Oradan İvriz’e.
Ayşe öylesine okuma heveslisiydi ki, 1950 yılında İvriz köy Enstitüsünü birincilikle bitirdi.

*- HİKAYENİN BAŞI
Ardından Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu kazandı.
Onu da birincilikle bitirdi.
Ankara Valisi Kemal Aygün Ayşe’yi takip ediyordu.
‘Gel danışmanım ol!’ dedi Ama o, köylere gidip çocukları yetiştirmem gerek’ deyip öğretmenliği seçti.
Trabzon-Vakfıkebir ilçesi Beşikdüzü’nde öğretmenliğe başladı.
Yetmiyordu, daha çok şey yapmalıydı çocuklar için.
Burs bularak ABD’ye gitti…
Wisconsin Üniversitesi’nde doktora yaptı.
Okulda ‘hoca o!’l dediler ama o ‘Ülkemdeki çocuklara bakmam gerek’ dedi, Ankara’ya döndü.
Hacettepe Üniversitesi Temel Bilimler Yüksek Okulu’na bağlı Beslenme Bölümü’nde ders vermeye başladı.
Yetmedi, kişisel çabalarla Ankara Üniversitesi Ev Ekonomisi Yüksek Okulu’nu kurdu.
Burada bir laboratuvar açtı.

*- İNSANLIK İÇİN
Laboratuvarda besin üzerine çalışmalar yaptı.
Köydeki çocukların hastalıklarına çare olmak için kimyasallar hazırladı.
Köydeki salgınlara karşı ishali engelleyen bir ilaç geliştirdi.
Türkiye’nin her köyüne ilaç yolladı.
Ve tüm bunları parasız yaptı.
Bir vakıf kurdu; Beslenme Eğitimi ve Araştırma Vakfı, Besvak.
Burada burs beslenme uzmanları yetiştirdi, kurslar verdi.
Yetmedi, Vakıf bünyesinde çocuklara burs sağladı ve okuttu.
Bilhassa kız çocuklarını, yani, kendi gibi köylü kız çocuklarını…
Prof. Dr. Ayşe Baysal, 2016 yılında, 86 yaşında Ankara’da vefat etti
Köy Enstitülerinin neden gerekli olduğunun En CANLI örneklerinden birisidir Ayşe Baysal…

*- ASRIN DEV LİDERİ
Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu’dan önemli anlatım:
“O gün Etnografya Müzesi’ne girdiğimizde derin bir sessizlik ve ağır bir sorumluluk vardı.
Vinçlerle mermer lahit kaldırıldı, ardından betonlar kırılarak çelik tabuta ulaşıldı.
Tabutun kapağı açıldığında, önce bir gaz kokusu yayıldı ve ardından Atatürk’ün yüzünü örten ince bir kefen görüldü..
Elimle yavaşça kefeni araladım.
O an, odadaki herkes nefesini tutmuştu.
Karşımda, 15 yıl önce Dolmabahçe’de uyur gibi bırakılan Atatürk duruyordu.
Hiç bozulmamıştı; sanki o sabah tıraş olmuş gibi taze bir yüzü vardı. Saçları, ο meşhur sarı kaşları ve hatta cildinin dokusu olduğu gibi korunmuştu.
Gözleri hafif aralıktı ve o derin bakışları sanki hala üzerimizdeydi.
Tıbbi açıdan baktığımda tahnit işleminin ne kadar başarılı olduğunu gördüm.

*- HİÇ ÖLMEMİŞÇESİNE
Gül ağacından talaşlar içerisinde muhafaza edilmişti.
Yüzünde hiçbir deformasyon yoktu, sadece hafif bir pembelik kalmıştı. Yanımdaki görevlilere döndüm ve ‘Vücut tamamen korunmuş, hiçbir işlem yapmaya gerek yok’ dedim. O an üzerimdeki ağır yük kalkmış, yerini sonsuz bir saygıya bırakmıştı.
Naaşı geçici kabrinden çıkarılıp Anıtkabir’e götürülmek üzere hazırlanırken, Türk milletinin ebedi liderinin sanki hiç ölmemişçesine karşımda duruyor olması, hayatım boyunca unutamayacağım en sarsıcı andı.

*- MENEMEN’DEN
Oktay Özengin yaşamını sürdürdüğü şehrin aşığı, aynı zamanda araştırmacısı. ‘Bizden sonrakiler de bilmeli!’ diyor.
Örneğin Menemen tarihini anlatırken, ‘Menemen’in ilk taksi şoförlerini unutmayalım…’ diyor.
Söz Oktay Özengin’de;
“Cumhuriyet’in ilanından sonra Menemen’de özel taksilerin Menemen-Karşıyaka arasında çalışmaya başladığını söylemek mümkündür.
Eldeki bilgilere göre, 1925 yılında Menemen’de bulunan 25 binek taksiden 4’ü yolcu taşımada kullanılıyordu.
Bu taksilerde ise toplam 6 şoför çalışmaktaydı.
2 adet de kamyon mevcuttu.
1927 yılında çekilen bu fotoğrafta bulunan taksicilerin isimleri Çerkez Nadir, Demir Ahmet, Hulusi Bey, Fehmi Bey, Tomakin Mehmet ve Kenandır.
İlk taksi durağımız ise belediye önündeki meydanda bulunuyordu…”

*- ESKİ KARŞIYAKA
Şimdi de, Menemen ve Foçalılar’ın önemli kısımlarının ikinci, belki de birinci evlerinin bulunduğu yerin Karşıyaka’ya gidelim.
Yine araştırmacı Vehbi Moğol’a kulak verelim.
O da, ‘Sağır -dilsiz ve körler Okulu’ndan söz ediyor ve ‘Bu bina neredeydi?’ sorusuna yanıt veriyor:
“Karşıyaka Belediyesi Zübeyde Hanım Nikah Evi karşısı, Çamlık sokağa girişi, yıkılan Gökdelen Apt. nın olduğu yerdeydi.
İkiz Köşklerin Tarihçesi:
Birkaç yıllık cumhuriyetimiz Karşıyaka’nın en büyük en modern köşklerini engellilerin, kimsesizlerin eğitimine, barınmasına tahsis ederek, köşedeki köşkü Kör Sağır Dilsiz Okulu (Müessesesi) olarak hizmete açmıştır.
Alliotti (İsmet İnönü ) Bulvarı’nın ( 1743 Çamlık Sokağı) deniz tarafından girişinde, sağındaki ‘İkiz Köşkler’le ilgili tüm doğru, yanlış, tartışmalı, üfürmeli bilgiler şöyledir:

*- KIZLARI İÇİN
İkiz köşkler 1900’lerin başlarında çok zengin armatör Kostas KOTZİA tarafında iki kızı için yaptırılmıştı.
1. Dünya Savaşı çıktığında Kotzia İzmir’den 1914’te ayrılırken mülklerini Alliotti’lere emanet etti.
İsmail (İplikçizade ) Bey, sağdaki köşkü 1916’da emanetçi Alliott’iden satın aldı.
Sayın Aybala Yentürk’ün verdiği bilgide de şunlar belirtilmişti.
‘Birçok kaynakta köşkleri Pierre (Pietro) Aliotti’nin yaptırdığı yazıldır. Bunlardan biri de Nikos Kararas’ın Karşıyaka tarihiyle ilgili kitabıdır. Mülkiyet değişikliğinin şekli kesin olarak tespit edilememekle birlikte Aliotti villaların en azından birini Yunan tüccar Kostas Kotzia’ya ya satmış ya da kiralamıştı ki bu o yıllarda İzmir ve Karşıyaka’da sıklıkla yaşanan bir durumdu.’

*- YUNAN KRALI İÇİN
Arkadaşım Tufan Atakişi’nin ikiz köşkün, sürgündeki Abdülhamit’in Atina’daki köşkünde yaşamasını sağlayan Yunanlı zengin ALATİNİ’nin sahibi olduğu savını destekleyen bir bilgi bulamadık.
İplikçizade İsmail Bey, İşgal’de Rodos’a kaçtı.
İşgal yıllarında büyük oğlu Süreyya ve bir gurup İzmirli Kuvva-i Milliye destekçisi Atina’ya rehin esir olarak götürüldü.
Küçük oğlu Sadi, eşi Fatma ve damadı Fikri (Altay) Bey’in karşı çıkmasına karşın Yunan Kralı 1921’de İzmir’e geldiğinde kullanımına hazırlamak için bu ev ve ikizi Köşkü kiralandı.

*- SOLDAKİ VİLLA
Kotzia, Mondros Mütarekesi sırasında kızlarının yaşadığı köşedeki köşke onları ziyarete geldi.
Yazar Georgios Poulimenos’un Çeşme Çiftlikköylü büyükbabası Stamatis Hadjiyannis’in anıları da evlerle Kotzia ailesi arasındaki ilişkiyi kanıtlar niteliktedir.
Zira Hadjiyannis, 1920 yılının Ocak ayında İzmir’e geldiği günlerde tüccar Kotzia’nın Atina’dan tanıdığı kızlarını Karşıyaka’daki evlerinde ziyaret etme fırsatını bulduğunu ve hanımların kendisini denizden bakıldığında soldaki villada konuk ettiğini anımsar.
Hadjiyannis’in anlattıkları dikkate alındığında Fahrettin(Altay) ve Fatma Hanımın kardeşi Fikri Bey bu köşkü 1920’den itibaren kullanıyor olması gerekiyor.
Buna göre İşgal döneminde bu köşkü Odikyan’ın kullandığını iddia edenler boşa düşüyor.
Olsa olsa Odikyan köşkü bir kaç aylığına kullanmış olabilir.

*- GAZİ MUSTAFA KEMAL DE,..
10-14 Eylül 1922’de Mustafa Kemal ve maiyeti bu İkiz Köşklerde misafir edildi.
Köşke girerken Yunan kıralı gibi yere serilen bayrağa basmasına zemin hazırlama olayı herkes bildiği için detayına girmeyeceğim.
İkiz Köşklerin her biri 15’er odalı üç katlıydı.
Yaklaşık 5000 metre kare arazisinde tenis kortu, rüzgarla çalışan su ve elektrik elde eden sistemi, müştemilatları, iskelesi ve deniz banyosu vardı.

*- KÖRLER ve SAĞIRLARA
1925’te İkiz Köşkleri genç Cumhuriyetimiz, ilk ‘Sağır-Dilsiz ve Körler Müessesi’ne tahsis etti.(Bu konudaki geniş araştırmamı daha sonra paylaşacağım).
Bu mektepteki sağırlar 1940’ların sonlarında Alsancak’taki İngiliz Hastanesi’ne, körlerse sanırım Bornova’da bir okula taşınınca, köşedekini Hasan İkbal alıp 1950’ lerin başında modern bir villa yaptı. 1970’te Gökdelen oldu.
Sağdakini de Refik Evliyazade’nin damadı Sadullah Hamit Birsel satın aldı.
İzmir Voyvodası Evliyazade Hacı Mehmet’in eşi Naciye’den olan kızı Adnan Menderes’in eşi Fatma Berrin ve Voyvodanın diğer eşi Makbule’den olma Menderesle birlikte asılan Fatin Rüştü Zorlu’nun eşi Emel Hanım da bu köşkte bir süre yaşamışlardı.
Bu köşkün duvarlarında, idam edilen üç ünlü siyasi kişinin fotoğrafları asılıydı.
Bu köşkü ve apartmanın bir katını Mustafa Kemal’e suikasttan asılan Doktor Nazım’ın kızı Sevinç ve eşi Fuat Bozinal de kullanmıştı. Evliyazadeler 1959’da köşkte tadilat yaptırarak 4 katlı apartmana dönüştürdüler.
1972’de de Fatma Bihin Birsel’le anlaşıp (kat karşılığı) müteahhit Armağan Çağlayan kendi soyadını taşıyan 380 kapı numaralı apartmanı yaptı…”

*- SOSYAL BİLGİ
Engin Işık paylaştı:
Ne kadar da hassas!
Vahşi memelilerin aksine, yavru balinalar annelerine tutunamazlar.
Bunun yerine, anne sütü doğrudan okyanus suyuna püskürtür, ancak bu sıradan bir süt değildir.
Balina sütü çok zengindir – yaklaşık %50 yağ içerir – bu da ona diş macunu veya kremaya benzer bir kıvam verir; o kadar kalın ve yapışkandır ki deniz suyunda çözünmez, böylece yavru bir damlasını bile kaybetmeden yutabilir.
Bu olağanüstü adaptasyon, yiyeceğin yavruya, uçsuz bucaksız ve hareketli okyanusta bile güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlarken, anne de vücudunun pozisyonunu tam olarak ayarlayarak, birlikte yüzerken yavrusunu emzirmek için mükemmel açıyı yaratır.
(Kaynak National Geographic the Animals )

 

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

*- GÜLDÜRMEK İÇİN… / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir