İyi günler, değerli okuyucularım;
Sevdikleriniz ve sevenlerinizle birlikte geçireceğiniz,
Gönüllerin bir olduğu,
Sofraların bereket dolduğu,
Yüzlerden tebessümün eksilmediği,
Sağlıklı, huzurlu, sevgi, esenliklerle dolu bayram tadında güzellikler diliyorum.
Tanımaktan mutluluk duyduğum, Sevgili güzel insanlar;
İslam âlemi ve milletimiz için kıymeti büyük Kurban Bayramı’nın evlerimize bereket, kalplerimize huzur ve tüm insanlığa sağlık ve kardeşlik, adalet getirmesini istiyorum.
Bayramın adı sevinçmiş, öyleyse sevdiklerinizle bir arada, yüzünüzden tebessümün eksik olmadığı, sevgi dolu ve mutlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle, Kurban Bayramınız mübarek olsun…
Değerli dostlarım;
Bayramlar aynı sofrada buluşmanın, aynı duaya ‘amin’ demenin, aynı gönülde birleşmenin adıdır. Umarım hiç kimse kendini bu güzel günde yalnız hissetmez, kötü duygulardan arınır.
Kurban Bayramının da, kalplerimize huzur, evlatlarımıza neşe, ülkemizi birlik ve beraberlik getirmesini istiyor, aile temsilcileriyle birlikte mutluluk, neşe dolu nice mutlu yarınlara umuduyla, bu bayramı da güzellikler içinde geçirmenizi yürekten, içtenlikle diliyorum.
Her şey gönlünüzce olsun, sevdiklerinizle…
*- UMUDA İHTİYACIMIZ VAR
Baskıyı Pozitif Enerjiye Dönüştürme Koçluk İpuçlarını Dave Ulrich’ten öğrendiğimi belirtmiş ve çalışanlar için önemli ipuçları verdiler. Bunlardan bazılarını maddeler halinde yazmıştım.
Önemli olduğu ve devamını yazmam istendi.
Ben de ‘yazarım’ demiştim ve yine yararlı olacağını inancımla anlatmaya devam ediyorum:
5. Umutlu olun. Baskı altında insanlar genellikle kontrolsüz ve çaresiz hissederler ve sonra umutlarını kaybederler.
Ama umuda ihtiyacımız var!
Umut, geçmişin üstesinden gelmekten çok geleceğe odaklanmak, sadece yanlış olanı değil, doğru olanı da görebilecek iyimserliğe sahip olmak ve eylemlerin olumlu sonuçlara yol açacağına dair etkili bir inanca sahip olmak anlamına gelir.
Umut, baskıyı olasılığa dönüştürür.
6. Öğrenin. Baskı altında hatalar meydana gelebilir.
Değişime ve öğrenmeye açık olmak, hataları fırsatlara dönüştürür. Tavsiye almak, meraklı olmak ve düşünceli ve ilgili meslektaşlardan geri bildirim almak hem zihniyetimizi hem de becerilerimizi geliştirir. Öğrenme, yapılanları ve nasıl yapıldığını iyileştirmemize yardımcı olarak baskılarımızı azaltır.
*- YARDIM İSTEMEK
7. Yetki Devredin. Yetki devretmek, başkalarından ne yapmalarını istediğimizden çok, daha çok…-
Öncelikle sadece kendimizin yapabileceği birkaç şeye odaklanıp, geri kalanını başkalarına bırakmak önemlidir.
Yardım istemek zayıflık belirtisi değildir.
Savunmasız olmak, başkalarının bize hizmet etmesine olanak tanır ve bu süreçte ilişki bağlarımızı kurar ve güçlendiririz.
Klasik Harvard araştırmasında, yakın ilişkilerin sürdürülmesinin yaşam boyu refah üzerinde en olumlu etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.
Hem güveni somutlaştıran yakın bağlar hem de başkalarından öğrenmemizi teşvik eden gevşek bağlar önemlidir. Her devredilen görevle kişisel baskı azalır.
8. Başkalarına hizmet edin.
Kişisel baskı hissettiğinizde, birine hizmet etmek için el uzatın.
Bu hizmet, basit bir teşekkür notu, bir iltifat, birini dinlemek veya hal hatır sormak olabilir; ya da zaman ve enerji bağışlayarak birinin görevlerini tamamlamasına yardımcı olmak gibi daha kapsamlı bir çaba olabilir. Başkalarına hizmet ederek, kişisel baskılar daha az dikkat çeker ve daha az yoğun hissedilir.
9. Sürtünme yaratan işlerden kurtulun.
Çoğu iş ortamında, değerden çok sürtünme yaratan bir tür bürokrasi vardır: raporlar, onaylar, politikalar, uygulamalar, toplantılar, ölçümler.
Bu sürtünmeleri ortadan kaldırmanın veya azaltmanın yollarını bulun; bunları durdurarak, farklı şeyler yaparak ve/veya sürtünme baskılarını ortadan kaldırmak ve kişisel kapasiteyi artırmak için yapay zekaya güvenerek.
*- İŞLEVSİZ İŞ ORTAMI
10. Ne zaman uzaklaşmanız ve ilerlemeniz gerektiğini bilin.
Bazen hissettiğimiz baskılar temelsizdir çünkü sadece zihniyetimize kilitlenmişlerdir ve yanlış umutlar yaratırlar.
Örneğin, geçmişi geri alamayız veya yeniden yaşayamayız, bu nedenle geçmiş travmayı kabul etmek ve tanımak ve ardından ilerlemek uygundur.
İş ortamında, ilerlemek, onarılamayacak zehirli ilişkilerden veya dikkat dağıtan ve enerji tüketen işlevsiz iş ortamlarından vazgeçmek olabilir. Vazgeçmek, yeni bir başlangıca izin verecek bir sonla baskıyı ortadan kaldırır.
Sonuç: Kendinize iyi bakın.
Neredeyse her koçluk veya eğitim seansının sonunda, iş ve İK liderlerini, başkalarına daha iyi bakabilmeleri için kendilerine iyi bakmaya teşvik ediyorum.
Kendine iyi bakmak, birinci ipucunu (duraklama) yapmaktan ve ardından baskıyı pozitif enerjiye dönüştürmek için diğer ipuçlarından bazılarını seçmekten gelir – çakıl değil, elmas yapın.
Öyleyse bir an durun.
Ardından, kaçınılmaz olarak karşılaştığınız baskılarla başa çıkmanıza yardımcı olabilecek ipucunu paylaşın.
*- ‘BEYİN NE İŞ YAPIYOR?’
Öğretmen Fatma Kaynar anlatıyor:
Yıllar önce dışarıdan diploma almak isteyenlerin girdiği bir sınavda gözetmenlik yapıyordum.
Sorular oldukça basitti.
Bir adayın kâğıdına gözüm takıldı.
‘Mide ne iş yapar?’
-Sindirim yapar.
‘Akciğer ne iş yapar?’
-Solunum yapar.
Cevaplar gayet düzgün gidiyordu.
Biraz daha ilerledim.
‘Kalp ne iş yapar?’ sorusuna da:
-Dolaşım yapar, cevabını vermişti.
İçimden:
‘Bu işi götürüyor.’ dedim.
Sonra son soruya geldiğimde kahkahayı zor tuttum.
Soru şuydu:
‘Beyin ne iş yapar?’
Aday hiç tereddüt etmeden şöyle yazmış:
-Bizim apartmanda kapıcılık yapar.”
O gün anladım ki bazı insanlar soruyu biliyor ama beyni yanlış tanıyor.
*- ARANAN TELEFON
Foto Muhabiri Mehmet Özdoğru’nun yalancısıyım.
Hikâyeyi o anlattı.
Bazılarımız üzüldü, bazılarımız da ‘kurgu’ dedi.
Yorumları bir yana bırakalım bakalım olay nedir?
“Gece 03:40 civarı otoyolda tek başına yürüyen yaşlı bir adam gördüm.
Aracı kenara çekip “iyi misin amca?” dedim.
Adam sadece:
“Telefonumu bulmam lazım.” dedi.
Birlikte yol kenarında yaklaşık 20 dakika telefon aradık.
En sonunda çalılıkların arasında bulduk.
Telefonu açınca adamın gözleri doldu.
Ekran fotoğrafında genç bir çocuk vardı.
Torunun mu?” diye sordum.
Adam başını eğip:
“Oğlum.” dedi.
“2 ay önce kaybettim… Ses kayıtlarını her gece dinliyorum.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Tam arabaya binecekken bana dönüp şunu söyledi:
“İnsan bazen kaybettiği kişiyi değil, onun sesini özlüyor.”
O gece eve gidince büyüklerimi arayıp hiçbir sebep yokken sadece sesini duymak istedim…”
*- EMEKLİ ALBAYLAR
Kamu İlişkileri Direktörü Teoman Kızıltaş, “Emekli Albay’lar Neden İşe Alınmaz? Neden İşe Alınmalı?” soruların yanıtını vermeye çalışıyor.
Biliyorsunuz binlerce emeklimiz de, daha iyi şartlarda, özetle ‘insan gibi’ yaşamak için kendilerine iş arıyorlar,
Bunlar içinde emekli subaylarımız da var.
Tabii ki, ‘kendine uygun’ iş arıyor, hamallık yapacak halleri yok, değil mi?
Teoman Kızıltaş konuyu ele alarak yazıyor:
“Şu ana kadar çok az da olsa kendimin ve daha çok meslektaşlarımın yaptığı iş başvurularından/iş görüşmelerinden; şirket yönetimlerinin emekli albaylardan uzak durduğunu tecrübe ettim.
Şirket yöneticilerinin uzak durma nedenleri olarak;
a. Şirketlerin pozisyonu ne olursa olsun en fazla 45 yaşında personel aramaları,
b. Personel aranılan pozisyona daha düşük ücreti kabul eden kişilerin başvurması,
c. Yaşı, rütbesi ve görev yaptığı makamlar itibariyle iş yaptırmakta/direktif vermekte zorlanacaklarını düşünmeleri,
ç. TSK’da yapmış olduğu görevler itibariyle aday olduğu pozisyonun kendisini ilerleyen zamanlarda tatmin etmeyeceği nedeniyle hayal kırıklığı yaşayacak olmalarını düşünmeleri,
d. Başvuran adaylar arasında maddi imkânlar açısından diğerlerine nazaran daha iyi durumda olması nedeniyle; söz konusu işe başlayıp memnun kalmaması durumunda işi kolayca bırakabileceğini düşünmeleri olduğunu değerlendiriyorum.”
*- GENÇ EMEKLİLER
Kamu İlişkileri Direktörü Teoman Kızıltaş önemli konuyu anlatmayı sürdürüyor:
2. İnsan kaynakları yöneticilerinin ve şirket sahiplerinin yukarıdaki endişelerini haklı bulmakla birlikte, doğru bulmuyorum. Şöyle ki;
a. Bizler kamuda çalışan diğer görevliler ve özel sektör çalışanlarına göre erken yaşta zorunlu olarak 49-50 yaşlarında emekli ediliyoruz.
Üst düzey/orta düzey yöneticilerin Türkiye’de 65 yaşına kadar çalıştıkları göz önüne alındığında 10-15 yıl kadar daha çalışacak bir zaman olduğunu düşünüyorum.
Bu süre hem insan hayatı hem şirket hayatı için yeni bir işe başlama/işe alma açısından son derece yeterlidir.
b. Biz subayların çoğunluğu, görev tanımımızdaki işleri, birilerinin istemesine, emir vermesine, tekrar etmesine mahal vermeden kendiliğinden iş görme alışkanlığına sahiptir. Hatta açıkça belirtilmemiş görevler bile kendi ilgi alanımıza giriyorsa onların yapılması içinde bir talimat beklemeyiz.
c. Çalışma ortamında insan onuruna ve iş hukukunun gereklerine uygun davranıldıktan sonra ilişkiler küçük, büyük demeden nezaket, saygı ve sevgi içinde yürütülür.
Eğer yöneticiler kendilerine Kemal Sunal’ın “Şark Bülbülü” filmindeki “Mazlum” karakterini aramıyorsa, canları sıkıldığında “Bana Mazlumu getirin” demeye niyetleri yoksa ilişkilerde zaten bir sorun çıkmayacaktır.
ç. Bizler, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki 25-30 yıl muvazzaf subaylık hayatımızda aldığımız rütbeleri, yaptığımız önemli görevleri ve makamlarımızı; sivil hayatta bulmamızın zor olduğunun farkındayız.
Bir işe başvururken beklentilerimizi ona göre düzenleriz.
d. Maddi durumun diğer adaylara nazaran daha iyi olması nedeniyle işi bırakma eğilimine gelince; bir kişi işe başvurmuşsa maddi-manevi unsurlardan biri ya da her ikisi için ihtiyaç duymuştur.
Huzurlu bir çalışma ortamında başlangıçta karşılıklı anlaşılmış koşullarda önemli değişiklikler olmadıkça neden iş bırakılsın ki.
e. İşi daha düşük ücretle kabul eden kişiye yaptırırım düşüncesine gelince; ayda 1000-1500 Türk Lirası giderinizi düşürmek hayaliyle işe almadığınız kişinin şirketinize yapacağı aylık 5000-10000 Türk Lirası katma değerden de olduğunuzu gözden kaçırıyorsunuz.
Düşük ücret gözetmekten ziyade liyakat esasını temel alırsanız daha doğru bir karara ulaşırsınız.
Maalesef “mezarlıklar vazgeçilmezlerle doludur” gibi insan emeğini ve değerini hiçe sayan bir deyimimiz de vardır.
Atalarımızın birbiriyle tezat yüzlerce sözü vardır ve buda onlardan biridir. Bunun en somut cevabını; Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı, Türkiye tarihi nasıl yaşanırdı? sorusunda bulabiliriz.
3. Sonuç olarak buradan insan kaynakları yöneticilerine ve şirket sahiplerine diyorum ki; “Hem bir iş yaparak kendini iyi hissetmek, hem de alacağım ücretle yaşam standartlarımı biraz daha artırmak niyetiyle çalışmak istiyorum. Toptancı yaklaşımdan vazgeçin ve önyargılarınızdan kurtulun.”
*-
*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE

*- GÖNÜLLERDE BİRLEŞME / YAŞAR EYİCE
