*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

Çok değerli dostlarımız mesajlarına cevap yetiştiremiyorum.
Bu nedenle herkese şükranlarımı buradan iletmek istiyorum.
Mustafa Foçalı ‘yaş günü olanlara’ bakın nasıl sesleniyor:
“Yaş Almak Değil, Gönül Büyütmektir Marifet!
Takvim yaprakları usulca eksilirken, insan anlıyor ki ömrün zenginliği yıllarda değil; biriktirdiği sevgilerde saklıymış.
Eskisi kadar hızlı yürüyemesem de olur…
Yeter ki adımlarım beni huzura götürsün.
Ellerim eskisi kadar güçlü olmasa da olur…
Yeter ki bir dostun elini sıcacık tutabilsin.
Gözlerim uzakları seçemese de olur…
Yeter ki iyiliği, güzelliği ve umudu görebilsin.
İnsan yaş aldıkça, evler değil yuvalar, eşyalar değil anılar, kalabalıklar değil gönül dostları kıymetleniyor.
Bir fincan çayın buharında, çocuk kahkahasında, yağmurun sesinde, bir ağacın gölgesinde yeniden hayatı sevmeyi öğreniyor.
Ve sonunda anlıyor ki;
Genç kalmanın sırrı aynada değil, kalpte saklıdır.
Gönlünü kırgınlıklardan arındıran, sevgisini eksiltmeyen, gülümsemekten vazgeçmeyen herkes, hangi yaşta olursa olsun, hayatın en güzel mevsimindedir.
Sevgili dostlar, Doğum günün ve yeni yaşınız kutlu olsun.
Sağlık huzur mutluluk içinde daha nice yıllar sevdiklerinle birlikte kutlamanı yürekten diliyoruz Sevgilerimizle…”
Ne güzel temenni ve anlatım değil mi?

*- KEŞFEDİYOR
“Fitik Asit’ konusu milyonlarca insanımızı ilgilendirdiği için, doğrudan araştıran ismi, Urlalı Bisikletçi Atalay Ergezen’le görüştüm.
Üç tekerlekli bir bisikleti, elektrikli hale getirmek için uğraşıyordu.
Verdiğim elektronik parçalar gelmiş, monte ederken bir yandan da ‘Sağlıklı yaşam’ için ne yiyip, ne içeceğimizi anlattı.
Sonra da beni bisiklete bindirip ‘test sürüşünü yap bakalım!’ dedi.
Meğer nöropati , yani sinir ucu intihabı olduğumdan, kaslarımı kuvvetlendirerek, fizyoterapi görevi yapacak bu özel, elektrikli motosiklet hizmeti verecek aracı mühendis dikkatinde yapıyor, inşa ediyordu.
Ben de, ‘Bu yalnız bana değil, tüm bacaklarından rahatsız olan herkese ‘imdat’ görevi yapacak bir eser’ dedim.
Milyonlarca insanımızın, genç ihtiyar demeden herkesin ihtiyacı olarak gerektiğinde motosiklet görevi yapacak bu bisikletin seri imalatı yapmasını önerdim.
Şimdi gelelim “Fitik Asit’e…

*- YEMEK TARİFİ
Atalay Ergezen Fitik Asit Free- Tabak Dolma’yı anlatıyor:
“Patates, kuru soğan, havuç, sarımsak bütün halde haşlanır.
Kabukları soyulup genişçe bir tabakta çatalla püre hale getirilip karıştırılır.
Servis tabağının ortasına bir parça tavuk ya da başka proteinli yiyecek yerleştirildikten sonra, tüm tabak püre ile kaplanır.
Yanında turşu, kuzu kulağı, limon ile süslenip servis edilir.
Her hafta tabanına başka bir protein saklanırsa çocuklar için eğlenceli olabilir.
Yanında ola ki ekmek tüketilirse, yemekten sonra bir çay bardağı şalgam ya da seyreltilmiş elma sirkesi iyi gider.
Afiyet olsun.
Fitik asidi benim gibi geç duyanlar için link;
(https://www.facebook.com/share/p/19X8PtLJ2e/ )
Sağlığımız için çok önemli olduğunu tekrarlamak istiyorum.

*- KÜLTÜREL MİRASI, ÇÖPTE BULDUI!
Antalya’da zabıta memuru olarak görev yapan 46 yaşındaki İbrahim Uysal, çöplerin arasında üzerinde 1915 damgası bulunan tarihi bir askeri sedye buldu.
Tarihi değeri olabileceğini düşünerek ilgili kurumlarla iletişime geçen Uysal, yaklaşık 3,5 ay süren araştırma ve inceleme sürecinin ardından sedyeyi Çanakkale’deki savaş müzesine bağışladı.
Bilinen diğer örneği İngiltere’de bulunuyor!
Arşiv belgeleri üzerinde yapılan incelemelerde, bu tip sedyelerin Çanakkale Cephesi’nde de kullanıldığı belirlendi.
111 yıllık askeri sedyenin bilinen diğer örneğinin ise İngiltere’de bulunduğu ifade ediliyor.
Çöplerin arasında kaybolup gidebilecek tarihi bir eserin korunmasına vesile olan İbrahim Uysal’a, kültürel mirasımıza gösterdiği duyarlılık için ben de teşekkür ediyorum.
Bir asır öncesinden günümüze ulaşan bu tarihi emanet, artık Çanakkale’de yaşatılacak!
Hepimiz Çanakkale’yi seviyoruz.
Her insanımızın da mutlaka seyahat ile ziyaret etmesini de öneriyorum.
1915 Çanakkale Savaşını şehitlerimizi görmeden bu günlerin önemini anlamak zor olur.

*-KİBRİT KUTULARI…
Erkan Atik, belki de moda olduğu şekilde, yapay zekaya yaptırdığını sandığım bahçeli güzel bir evin fotoğrafını paylaşarak şöyle diyor:
“Çok katlı apartmanlar, insanlığa atılmış en büyük kazıktır!’
Erkan Atik konuya şöyle giriyor:
“Ülkemizdeki tüm konutların resimde görüldüğü şekilde 50m2 ev + 50m2 bahçe = Toplam 100m2’ lik müstakil nizam düzeninde inşa edildiğini varsayarsak, bu yapılar ve bahçeleri tüm Türkiye coğrafyasının (yüzölçümünün) binde 4 ü kadar bir alanı kaplardı. Yani yaşadığımız İzmir ilinin yüz ölçümünün dörtte bir alanına sığardı.
Hal böyle iken şehirlerimizde bu kibrit kutusu gibi gökdelenlerin yapımına akıl sır ermiyor?”
Erkan Bey, böylece ‘müteahhitlerin’ anlaştıkları belediye yetkilileri ile ‘Hizmet ediyoruz”’ hikayeleri de geride kalmış oluyor.
Yani gökdelenler, kentlerine konut sorunlarını çözmeyip, birilerinin çok büyük, düşünemeyeceğimiz kadar çok menfaat sağladıkları ortaya çıkıyor.

*- HAKKI OLANA
Önemli konulara sadece ‘Yaşa!’ diyerek kısa ama sınırsız anlamı olan bir sözcükle yorum yapan sevgili üstat büyüğümüz Oğuz Alpözen bugün şunları yazmış.
“Eylül ayının başında Lotte Freuchen Jeppesen, 10 Ekim’de eşi Prof. Jeppesen’in adının, Bodrum’da bir sokağa verileceğini müjdeledi.
Sevindim.
8 Ekim’de mimar Laçin Karaöz aracılığıyla Bodrum Belediyesi’nin Jeppesen çağrısını aldım.
Törenin 17.30’da başlayacağını bildiriyordu.
Saat 17.00’de hazırdım. Yol boyunca Bodrumlu beni sevgiyle sarmalıyordu.
Açılışta takım elbiseli, boyun bağlı, şövalye nişanlı tek kişiydim.
Lotte’ye “Merhaba” dedim
Ertesi akşam evimizde Prof. Jeppesen’in eşini, kızını, damadını, torunlarını, Tülay ve Ali Uçarer’in de katılımlarıyla ağırladık.

*- CEZASIZ KALMAZ!
Kimilerince “Persona non grata (istenmeyen kişi)” olarak görüleceğimi on yıllar öncesinden sezinlemiş, şövalye armamın kenarına “Hiçbir başarı cezasız kalmaz, en azından iftiraya uğrar” diye yazdırmıştım.
Emekli olduktan sonra Bodrum Kalesi içinde bulunan Mavsolos Sarayı’nın temel duvarlarının korunması için yaptırdığım sundurma nedeniyle de suçlandım.
Yüce Türk yargısının önünde tüm suçlamalardan aklandım.
Prof. Jeppesen’in kitabını bana ithaf etmesinden sonra (2000), Jakob Munk Hojte ve Poul Pedersen “The Zephyrion Peninsula in Halikarnassos” adlı kitabı Prof. Jeppesen ve kazı başkanı Alpözen’e ithaf etmelerine de sevindim.”
Ben de hizmette sınır olmayan bu insanlara sevgimi gönderiyorum.
‘Sevgiyle kalın’ cümlesini beğeniyorum ama herkese değil hak edene söylemeli ve yazmalıyız.

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

*- GENÇ KALMANIN SIRRI / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir