Bir uzman, fakir kalmanın yollarını araştırmış, sonra da bunları çizgilerle süslemiş:
Tüm gün televizyon izlemek bile fakir kalmanın yollarından biri.
Fakir kalmak illa parasız pulsuz kalmak değil, bundan bunu anlıyoruz.
Hiç hobin olmaması, hayatta bir tutkunun olmaması da ‘fakirlik’ anlamına geliyor.
Üç örnek daha paylaşayım:
1- Konfor alanına sıkışıp kalmak,
2- Mucize beklemek,
3- Suçu başkalarına atmak…
Günümüzdeki teknoloji araçları, insanları bu şekilde niteliksiz bireylere dönüştürüyor.
Mustafa Foçalı da dur durak bilmiyor:
“Nelere alışıyor insan…
Ne alışamam dediklerine, ne unutulmuş vaatlere…
Hayatta yapmam, yaptıramaz denilenlere.
‘Görmezsem ölürüm’ deyip, çekip gidenlere.
Nelere alışıyor insan, alıştıkça şaşırdığı ne çok şeye…!”
*–RENK VERENLER
Doğa bilimciler flamingoları yakından incelediklerinde çok şaşırtıcı bir detay fark ettiler.
Bu zarif kuşlar aslında o ünlü pembe rengiyle doğmazlar; yumurtadan gri çıkar ve yıllarca gri kalırlar. Onlara o göz alıcı rengi veren şey genetik bir kod değil, sadece göllerde yedikleri beta-karoten zengini karidesler ve yosunlardır.
Bir flamingo, kelimenin tam anlamıyla yediği şeydir.
Eğer beslenmesini değiştirirseniz, o canlı pembelik yavaşça solar ve kuş tekrar beyaza döner.
Kaan Gülten, ‘Bu hikâyeyi neden mi anlattım?’ diye sorup, anlatımına devam ediyor:
“Gelelim bugüne…
Aslında bizler de modern dünyanın flamingolarıyız.
Her gün neyi tüketiyorsak, zihnimiz de onun rengini alıyor.
Sorun ne kadar zaman geçirdiğimiz değil, o zamanda zihnimize ne yedirdiğimiz.”
Ufak bir etimolojik not düşeyim:
Bugün genellikle kilo vermek anlamında kullandığımız ‘diyet’ kelimesi, Antik Yunancada ‘diaita’ (δίαιτα) kelimesinden gelir.
Anlamı kısıtlama değil, ‘yaşam tarzı’dır.
Yani iyi bir zihinsel diyet, dünyadan kopmak değil; bizi yukarı taşıyacak o kaliteli yaşam alanını, kendi bilgi akışımızı inşa etmektir.
*- KURTULMAK İÇİN
Sırf ‘gündemden kopmayayım!’ diyerek zihnimi maruz bıraktığım o karamsar haberler, etrafımda sürekli şikâyet eden insanlara ayırdığım uzun saatler…
Bir gün fark ettim ki, elimde telefon olmasa bile zihnim dışarıdan gelen gürültüyle yorulmuş, rengini kaybetmiş.
Ne zaman ki çevremdeki seslerin küratörü olmaya karar verdim, bana ilham veren dostlara, ufuk açan metinlere yönelip beni aşağı çekenlerden kurtuldum, işte o zaman zihnimin rengi gerçekten değişmeye başladı.
Roma İmparatoru ve filozof Marcus Aurelius yüzyıllar önce sanki bugünü görerek şöyle yazmış: “Ruhumuz, düşüncelerimizin rengine boyanır.”
Güncel soru da şu:
“Gün içinde maruz kaldığınız şeyler sizi tüketiyor mu, yoksa harekete mi geçiriyor?
Sizin zihniniz bugün hangi renge boyanıyor?’
Duymuşsunuzdur, bir zamanlar ‘Kuş Profesörümüz!’ vardı.
Prof. Dr. Mehmet Sıkı, emekli öğretim üyesi…
Nasıl emekli Bodrum Müzesi ve Kalesi Müdürü Oğuz Alpözen’i eserlerinden uzaklaştırdılarsa, aynı sorun bu değerli hocamızın da başına geldi, getirildi!
Prof. Mehmet Sıkı, bir ay önce 6 Haziran’da fotoğraflarla desteklediği mesajında şöyle demişti:
“Sizi çok seviyorum, beni sizden ayıranlar yazıklar olsun ! Yıkılmadık ayaktayız. Selam ve saygılar….”
*- İZNİNİZLE
Şimdi izninizle yine çok önemli bir değerimize söz vereceğim.
Az önce adından söz ettiğim değerimiz Oğuz Alpözen ustamız bakın ne yazmış:
“Gel sana denizi görmeyen penceremden, balıkların aşkını göstereyim.
Müzeciliğin sihirli kanatlarını takıp, seni yüzyıllar öncesine götüreyim.
Doğu Roma Gemisi’nin kaptanı Georgios’la tanıştırayım.
Bodrum Kalesi’nin son komutanı Teğmen İbrahim Nezihi ile birlikte kahve içelim” demiştim; oldu. Ama sonra haşin bir rüzgar esti, ne var, ne yok kaldırıp attı.
Yaşayan müzesi-canlı müzenin dünyadaki İlk örneği birilerine battı.
Eski müze belleklerde, belgesellerde, kitaplarda yaşıyor; biliyorum. Yapay zeka da biliyor; sevinemiyorum…
Manavda renk renk meyvelere bakıyorum.
Fiyatlarının yüksekliğine şaşırıyorum.
‘Varlıklar ülkesinde yoksulluk olmasın!’ diyorum.”
*- FRANSIZLAR BOMBALADI
Okuyucularım bilir.
İdealistleri severim, desteklerim, elimden geldiği kadar.
Bunlardan biri de İzmirli büyüğüm arkeolog Oğuz Alpözen.
İleri yaşına rağmen üretmeye, yazmaya. Anlatmaya devam ediyor:
Atatürk “Çağdaş Uygarlık Düzeyinin Üstüne Çıkacağız” demişti.
Türkleşmek, uygarlaşmak, çağdaşlaşmak ülkümüz oldu.
Türk müzeciliğini, dünya müzeciliğinin üstüne çıkarmayı başardık.
Yaşayan müze-canlı müzenin ilk uygulayıcısı olduk.
George F. Bass ve ekibiyle birlikte sualtından çıkardığımız eserleri, eski gemicilerin sesi ve nefesi olarak sergiledik.
Fransız bombardımanında (1915) yıkılan minareyi, 1990 yılında koruma kurulundan aldığımız izinle simgesel olarak yaptık.
Amacımız şövalyelerin kalesinin, Türklerin egemenliğinde olduğunu göstermekti.
Rolöve müdürü “hiçbir şey yıkılmayacak” derken, on sekiz sergi salonu ortadan kaldırıldı.
Bodrum sokaklarında bastonuma dayanarak yürüyorum. Arada bir Bodrum Devlet Hastanesi’ne gidiyorum.
Son soluğuma kadar Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni ortadan kaldıranlara karşı savunmamı sürdüreceğimi bilmenizi istiyorum.”
*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE

*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE

*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE

*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE

*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE

*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE

*- FAKİRLER! / YAŞAR EYİCE
