Bodrum’da doğan Neyzen Tevfik’in evi dondurmacıdır.
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in evi meyhanedir.
Tek bir tanıtım levhaları yoktur.
Bodrum Kale Müzesini dünyaya tanıtın Oğuz Alpözen, Türkkuyusu Mahallesi, Bardakçı Sokağı’nda yaşamını sürdürmektedir.
Seramik sanatçısı Pervin Özdemir’in ‘Tarihin Tanığı’ kabartması ve heykeltıraş Duygu Akiz’in büstü ile geçenlere ‘Merhaba’ demektedir.
*- SÖZDE AMATÖR
Önceki yazımın içinde futbolda vardı.
Özellikle yabancı futbolculara ödenen çok büyük rakamlı paraların, kulüplerin bütçelerinde ne kadar büyük, karşılığı verilmesi çok zor sıkıntılara neden olacağını bir ‘para uzmanının’ ağzından vermiştim.
İzmirsporlu Ali Kıray da bu yazıya bir mesaj ile yorum yaptı.
“Sevgili Yaşar, futbol bitti!
Amatör kümede rakamlar, 500 bin TL den başlıyor, 4 bin TL kadar gidiyor…
Gerisini sen düşün…
Nasıl bir işyerine giren, ya da çırağın parası ‘önce para’ deyip, parayı konuşmak istiyorsa, sözde ‘amatör kulüplerde’ de durum bundan farklı değil…”
Herkes ‘paragöz’ oldu, ama buna çare bulacaklar da, kendi keselerini doldurmayı düşünüyorlar, diye düşünüyoruz.
*- FARKINDA DEĞİLLER!
Çare bulacaklara bir konu!
Servet Vural fotoğrafını da çektiği konuyu şöyle dillendiriyor:
“Foça Atatürk Mahallesi Sevgi Caddesinde oturuyorum Su patlakları için İZSU’yu arıyoruz, gelip yapıyorlar…
Ama; en az on yer var, toprakla örtüp gidiyorlar!..
Yolda onlarca çukur oluştu!
Şoför adayları, burada çalışıyor,
Trafik yoğun,
Kaldırım yok!
Okullar açılacak, bir kişi zarar görürse, hakkınızda (İZSU) dava açacağız.
Bu makamlara seçilerek gelmiş, ya da atanmış olabilirsiniz, ama bizim görüşümüz hepinize hesap sorulmalı…
‘Bana ne, benim işim değil!’ devri geçti, farkında değil misiniz?
*- ŞEHİR MİLLİYETÇİSİ
Şimdi de Kayseri’deyiz!
Cengiz Koyuncu da, Kayseri’ye, memleketine gelmiş…
‘Memleket sevgisi’ ve ‘Şehir milliyetçisi’ nasıl olur?
Bunun örneğini, Cengiz Koyuncu’nun anlatımıyla vermek istiyorum:”·
“Yine bir gün memleketteyim.
İş güç biraz yoluna girince Kayseri’nin medarıiftiharı Ali Peker ağabeyimizi aradım.
Sıcak karşılamadan sonra bulunduğum yeri sordu, gelip almak istediğini söyledi.
‘Kendim geleyim. Hem etrafıma bakınırım’ desem de kabul ettiremedim.
Beni Talas’taki sahaf arkadaşlarıyla da tanıştırdı.
Kitapların arasında güzel sohbetler ettik.
Bir süre sonra belediyeden yetkililer geldi.
Ali Bey sahafların daha görünür olmasının önemini ve ilçeye sağlayacağı katkı konusunda bilgilendirme yaptı.
İlgililer dikkatle dinledi.
Yaşar Kemal’in özel ilgi alanım olduğunu söylediğimde kalktı ve Mehmet Şahin’in hazırladığı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kayseri’li Molu Ailesinin Hikayesi” isimli kitabını getirip 229. sayfasını açtı.
O sayfalarda Yaşar Kemal’in askerliğini Talas’ta yaptığını öğrendim.
Ali Peker yine yapacağını yapmıştı:
Kayseri’nin ve Talas’ın tanıtımına o gün de emek vermişti.
Gurbetteki bir Kayserili olarak kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır…”
Ankaralı bir sahafın anımsadığım kadarıyla Burdur ya da Isparta’ya yerleştiğini ve bir kitapseverin kendisini nasıl bulduğunu hikaye şeklinde anlattığım yazım geldi aklıma.
Sahaflara da özel olarak yer verilmesi lazım.
Bunun güzel bir örneğini 10 yıl kadar önce Moskova’da görmüştüm.
Yine bir vatandaşımız, Erdal Azmi Gürel’e söz vereceğim.
Çünkü anlatımı beni çok etkiledi…
Çünkü artık hiç yoktan insanlarımızı kaybetmeyelim…
Çünkü artık bir insanımızın parmağı kanasa bile neden olanlara mutlaka hesap sorulmalı…
*- SUÇLU KİM?
Azmi Gürel anlatıyor:”
“Dün Akşam Çok Erken ve Talihsizce Kaybettiğimiz Ercüment Eniştenin Kur’an Okuması vardı.
Türkiye Özel Sağlık Sektörü En Modern Tıp Cihazlarına Sahip Olsa da ‘Düzenli ve Ciddi Gözlem ve Bakımı Yapılmayan Ameliyat Odası Havalandırmasından’ Kaynaklandığı Muhtemel HASTANE MİKROBU nedeniyle Hayatını kaybetti.
Sorunun sadece hastane mikrobu mu yoksa, tam yapılamayan robotık ve klasık by-pass mı olduğu hukuki dava sonucu anlaşılacak.
Sonuç Ne olursa olsun.
Ercüment ı Yitirdik
Geride acılı bir eş, benzeri aslan gibi bir oğlan ve ceylan gibi bir kız bıraktı.
Kalanlar henüz olayın şokunda yokluğuna alışık görünmüyorlar
Ama hayatta iki şey de dönüş yok.
Ayrılık ve ölüm!
Tasarlanan her şey, kızgınlıklar, kırgınlıklar, planlar, ölümle aniden noktalanıyor.
Dün geçti yarın gelecek mı belirsiz, sadece bugün var gerçeğini anlıyor insan Ölümlerle Karşılaştığında.”
Yıllardır benzer olayları duyuyor, biliyoruz.
Ama son zamanlarda çoğaldı.
Kendimden biliyorum, hastanede yatarken bir hemşire kulağıma, ‘Yeter yattığın, buradan ayrılmaya bak!’ mealinde laflar etmişti.
*-YAZIK OLMUŞ
Alphan Manas Türkiye’nin ünlü isimlerinden.
‘Melek” olarak adlandırılıyor, arkadaşları ile…
Kim önemli bir buluş buluyor ise kendisine ‘maddi destek’ verilerek, girişimciler arasına katılmamızı sağlıyor.
Büyük ihtimalle kurulan yeni şirketin kurucu ortaklarından biri oluyor.
Teknik sözcükleri bilmediğim için böyle anlatmaya çalıştım.
Alphan Manas’ın önceki günkü son makalesini okudum.
‘Bilirkişi’ durumundaki Bay Manas’ın sözlerinin önemli olduğunu ve bazılarımıza fikir vereceğini düşündüğüm için paylaşmayı uygun buldum:
“ABD’ye gerçekten yazık oldu.
Vahşi kapitalizmi sürdürmek için Çin’i ucuz işgücü olarak seçtiler ama Çin döndü ve bunun bedelini çok fena ödetmeye başladı.
Teknolojiyi Amerikalılardan öğrendi ama kontrollü devlet yönetimiyle çok daha iyisini yapmaya başladı.
Videodaki 70’li yılların vizyonu müthişti. Ama o vizyon artık yeterli değil.
*- SİZİ BIRAKIRLAR
Hani sizler de inanıyorsunuz ya “ABD 50 yıllık planlar yapar.
Orta Doğu şöyle olacak, böyle olacak.
Türkiye bölünecek” Nah öyle oluyor ve olacak.
Öyle olsaydı, Çin’in başlarına böyle bela olacağını görüp planlarını ona göre yaparlardı.
Bunlar Pentagon’da, Dışişlerinde, CIA’de bölgeyi görmeden bilmeden, biraz da ileriki dönemde şahsi ve ülke çıkarları için abilerin/ablaların hazırladıkları projeler.
Sonra da işler b.ka sarınca Kürtleri ortada bıraktıkları gibi orayı terk ederler.
*- İŞİN KÖTÜSÜ
Borçları olmuş 40 trilyon Dolar.
ABD Doları’nın küresel resmi döviz rezervlerindeki payı 2000’de %71 iken şimdi %57.
Bu düşüş hızlanacak.
Yani abiler o kadar rahat borçlanamayacakları gibi bu borçları da kolay geri ödeyemeyecekler.
İşin kötüsü dünyadaki borçlanma maliyetini ve enflasyonu da arttıracaklar…”
Bakalım, göreceğiz…
Şöyle diyenler, düşünenler de var;
*- NE UZARIZ NE DE….
“Borç yükünün, stabil kripto varlık ihraççılarını devlet tahvillerine yönlendirerek finanse edilmesi; ilerleyen aşamada ise kripto piyasasında yaşanabilecek olası bir düzeltme veya çöküşün maliyetinin küresel ekonomiye aktarılması hedefleniyor olabilir…”
“Size katılmak ile birlikte bir tespitimi de paylaşmak isterim, Çin sizin de değiniz gibi hükümetini arkasına yüzde yüz alarak tüm dünyaya mallarını rahatlıkla satıyor, maliyet sadece ucuz insandan kaynaklanmıyor, tüm girdileri ucuz, elektrik, doğal gaz, vergiler… çünkü bu devlet politikası…
Diğer yandan kapitalizmde her herkesten para kazanmak zorunda, devlet üretici ve tüccarından, onlarda vatandaştan tüketiciden, durum böyle olduğu sürecede maalesef başta bizim gibi ABD gölgesinde yaşamayı görev edinmiş ve yüzyıllardır” kalkınmakta olan” ülke durumundayız ne uzarız ne kısalırız.
Ekonomisi bağımsız olmayan ülke askeri olarak da güçlendirilmez, etrafına hep ateş çemberleri yaratılır ama hakkını aramaya kalktığında da saçma sapan kurallar(tehditler) dayatılır.
Onun için ben hala uzak doğu, Müslüman ülkeler ve Türkiye’nin de olduğu bu bölgenin riskli alan olduğu inancındayım…”
*- ÇOK NET
Harvard’lı nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor’ın yıllar süren beyin araştırmaları, insan ilişkilerindeki haklı çıkma telaşımızı temelden sarsacak çok net bir biyolojik gerçeği ortaya koyuyor.
Taylor’a göre biri bizi öfkelendirdiğinde veya haksızlığa uğradığımızda beynimizin salgıladığı stres kimyasallarının kanda çözülüp vücuttan atılması tam olarak 90 saniye sürüyor.
Yani ilk bir buçuk dakika içinde verdiğimiz her tepki bizim mantığımızın değil, tamamen biyolojimizin tepkisi.
Bu durumu sadece yönetim kurulu masaları veya bütçe krizleri gibi düşünmeyelim. Eşinizle tartışırken, trafikte biri önünüze kırdığında veya en yakın arkadaşınız damarınıza bastığında da sistem tamamen aynı işliyor.
Toplumda çok yanlış bir kanı varya; lafı anında gediğine oturtmak, çat çat cevap vermek her zaman bir özgüven ve güç gösterisi sanılıyor.
Aslında bu inanılmaz büyük bir enerji kaybı.
Karşı tarafın provokasyonuna anında dahil olduğunuzda, onun başlattığı anlamsız yangına kendi yakıtınızı taşımış oluyorsunuz.
Sessiz kalıp sadece beklemek, zannedildiği gibi boyun eğmek değil, kişinin kendi sistemini ve huzurunu korumaya almasıdır.
Ben şimdilerde tetiklendiğim anlarda bu 90 saniye kuralını aklıma getirip kelimeleri yutmaya gayret ediyorum ama yalan yok, bazen fren yapmak gerçekten çok zor.
Siz ciddi anlamda haksızlığa uğradığınızı hissettiğiniz bir tartışmada, her şeyi yakıp yıkmak yerine susmayı seçip sonradan “iyi ki ağzımı açmamışım” dediğiniz bir süreci nasıl atlattınız?
Bazen en sarsıcı cevap, karşı tarafı kendi gürültüsüyle baş başa bırakmaktır.”
*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

*- EVLER / YAŞAR EYİCE

