ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

10-16 Mayıs Türkiye Engelliler Haftası!…
Engelsizlerin, yani toplumun, ‘engel olması’ bizim içimizden olan ‘engelliler’ için en büyük sıkıntı.
Bunu ben değil, İstanbul Engelliler Derneği yöneticileri söylüyor.
Toplumsal bilinç ve tabii fedakârlığın artmasına katkı sağlanması da en büyük isteklerinden birisi…
Usta haberci- Kameraman, yani bizim gibi eskilerden Fidel Sevelcan’ın söyleşisinden öğrendiğime göre, ‘Tüm engelli dostlarımıza, arkadaşlarımıza haklarını, birlik- beraberlikle, huzur ve mutluluk içinde aramalarına bizler de destek olmalıyız…
Ne derler;
Bir elin nesi var, iki elin sesi var!
2011 yılından bu yana ‘engelleri aşmak için’ büyük emek ve özveri ile çalışan başta İstanbul Engelliler Derneği’nin yönetici ve çalışanları ile tüm yurdumuzdaki, şehirlerimizdeki Engelli Dernek yöneticilerine güç temenni ediyorum.
Tabii bu vatandaşlarımızın haklı istek ve dileklerinin yerine getirilmesini sağlayacak olanların da vicdanlarının seslerini dinlemelerini öneriyorum.
Unutmayalım, her birey potansiyel engellidir…

*- GÖZÜ DOYMAZLAR
Bakın vatandaş ne diyor?
“3 dönem milletvekilliği yapıyorsun.
Bu da yaklaşık 12 yıl…
Bu 12 yıl yetmiyor.
Bulunmaz Hint kumaşı gibi görülerek, bir de üzerine Belediye Başkanı olarak atanıyorsun…
Belediye Başkanlığı adaylığına atandığın günden itibaren genel merkez ve toplum ile çatışıp, ayrıştırıp sorun çıkarmaya başlıyorsun.
Geçmişte ve şimdi çalıştığın her iki genel başkanda senin kaprislerine ses çıkarmıyorlar ve kaprislerini nezaketlerinden sineye çekiyorlar.
Hiçbir ideolojik ya da birikimli, donanımlı yetkinliğin olmamasına karşın sadece bağırarak çağırarak konuşup, kendine partide bir yer buluyorsun.
Afyon’u, Sandıklı’yı ve Dinar’ı bilirim.
Afyon’da bir tabir vardır.
Bu tabiri ben de nezaketimden dolayı maalesef yazamıyorum.

*- KAPIYI GÖSTERMELİ
Güç zehirlenmesi ile birlikte ego şişkinliğinin ve aşırı şımarıklığın sonucu tüm bu yaşananları CHP Genel merkezi istemeye istemeye sineye çekiyor.
Ya da sıradan bir vatandaş olarak bizlerin gördüğümüzü, CHP Genel Merkezi’nin görememesi ayrı bir garip durum.
Bu hanfendi, CHP’ne çektirdiği eziyetlerin ve davranışların onda birini gittiği başka partide ve partilerde yapsın da görelim.
Çünkü başına neler geleceğini bilir.
Daha başkan seçilmeden yaptığı çıkış ve konuşmaları anımsayın.
Bakalım gittiği partide bu lafları edebilir mi?
En basitinden hemen kapının önünü görürdü.
Bunu bildiği için neredeyse CHP’nin tapusunu alacakmış gibi davranma özgürlüğünü adaylığından beri kullandı…
Milletvekilliğinden beri yıllardır CHP’de buldukları yumuşak ve naif yönetimler sayesinde sadece bu hanfendi değil, bir çok milletvekili ve belediye başkanları istedikleri gibi, yıllardır kafalarına göre takıldılar.
Milletvekilliği zamanında memleketlerine ve topluma ne faydaları olmuş bu milletvekilleri ve başkanları halk sorgulamalıdır.
CHP’de İki dönem kuralı çok doğru bir kural.
Bu kural genel başkan dahil herkes için uygulanmalıdır.
Hiç kimse CHP’den büyük olmadığı gibi, hiç kimse de bulunmaz Hint ya da Keşmir kumaşı değildir.
Artık milletvekilleri ve belediye başkanlarına ‘al bebek gül bebek’ gibi davranılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Önce halkımız ve sonra partililerden bunu bekliyorum.
Hepsi vekilimiz ve bizim hizmet sözü verdiği için oy verdiğimiz kişiler.
Genel merkezin değil, halkın dilekleri ve istekleri yerine getirilmelidir.
Kendilerini, partinin üzerinde gören bu tür yerel diktatörler olan belediyelere hemen birer genel merkez koordinatörü atanıp, bu tipler zapt rapt altına alınmalıdır.
Kendisini kaf dağında gören belediye başkanlarının olduğu belediyelere koordinatörlük yapmak için atanacak kadrolar her halde partilerimizde fazlasıyla vardır.
Artık belediye başkanlarını met etme alışkanlıkları da geride kalmalıdır.
İki yolu asfaltlayıp, kaldırımları yenileyen ve bunları kaça mal ettikleri belli olmayanlar nasıl alkışlanır?
Ya da göklere çıkarılır…
Öncelik halkın isteğidir…
O da tek kelime ile ‘Hizmet’ olarak adlandırılır.

*- ASLAN TRAFİKÇİ…
Bir video ile fotoğraflar ilgimi çekti.
Bir kedi yavrusu caddenin ortasında şaşkın bir şekilde kalakalmış.
Bunu gören bir trafik polisimiz, araç trafiğinin arasından bu yavru kediyi aldı ve güvenli bir şekilde karşı tarafa geçirdi.
Hastalara, hamilelere, yaşlılara, engellilere gönülden yardım edenlerini gördüm.
Kutluyorum…
Şimdi de sözü birilerine, zalimlere vicdansızlara karşı bir hekime, kedi hastanesi kuran Tarkan Özçetin’e veriyorum:
“Bu millet yüzyıllardır sadece toprağını değil; sokağındaki kedisini, mahallesindeki köpeğini, gökyüzündeki kuşunu, dağındaki kurdunu da koruyarak ayakta kaldı.
Çünkü bizde vatan sadece sınır çizgisi değildir.
Vatan bir ruhtur.
Bir kültürdür.
Bir vicdandır.
Bugün ‘Mavi Vatan’ diyorsak denizimize sahip çıkıyoruz demektir.
‘Yeşil Vatan’ diyorsak ormanımıza sahip çıkıyoruz demektir.
Şimdi sıra ‘Evcil Vatan’da…

*- KEDİYE DÜŞMANLIK POMPALAYANLAR
Çünkü bu ülkenin sokak kedileri de, sokak köpekleri de, mahalle kültürü de, birlikte yaşama hafızası da bu vatanın parçasıdır.
Aynı zamanda bu toprakların doğal ekosisteminin de parçasıdır.
Çünkü ekosistem dediğiniz şey;
İnsanın, hayvanın, doğanın ve yaşam kültürünün birlikte oluşturduğu dengedir.
Bir toplum sadece doğasını değil, vicdan ekosistemini kaybettiğinde de çürümeye başlar.
Ve dikkat edin…
Son yıllarda sistemli şekilde başka bir şey pompalanıyor.
İnsanları hayvanlardan nefret ettiren, merhameti küçümseyen, sokak hayvanlarını hedef gösteren kirli bir dil üretiliyor.
Çünkü bir milletin vicdanını çökertmeden, o milleti içeriden çökertemezsiniz.
Bugün kediye düşmanlık pompalayanlar, yarın birbirine düşman bir toplum oluşturur.
Bu tesadüf değildir.
Çünkü Türk milleti tarih boyunca merhametiyle güç oldu.
Ecdat kuşlar için saray duvarlarına yuva yaptı.
Camilerde kediler beslendi.
Vakıflar sokak hayvanları için kuruldu.
Şimdi ise bize kendi kültürümüzü unutturmaya çalışıyorlar.
Bu toprakların ruhunu bozmak istiyorlar.
Çünkü vicdanı parçalanmış toplum daha kolay yönetilir.
Birbirine öfkeli insanlar daha kolay yönlendirilir.

*- SOKAKTAKİ CANIMIZ
Ama unuttukları bir şey var:
Bu millet gerektiğinde sınırını da korur, ormanını da korur, denizini de korur, sokağındaki canı da korur.
“Evcil Vatan” tam olarak budur.
Bu ülkenin sessiz canlılarını, sokaklarını, mahalle kültürünü, doğal ekosistemini, vicdanını savunmaktır.
Çünkü vatan sadece insan değildir.
Vatan birlikte yaşama iradesidir.
Ve biz Evcil Vatan’ı savunacağız.
Sokaktaki kediyi de savunacağız.
Mahallemizin köpeğini de savunacağız.
Bu milletin vicdanını da savunacağız.
Çünkü vicdan giderse, vatan sadece taş ve beton üstünde yaşanan bir toprak parçasına dönüşür…”

*- HADSİZE BAK!..
Destekçisi çok!
Kimdi bu kadar kişiden ‘destek’ alan…
Bir meslektaşım…
İşinden oldu, yakın zamanda onlarca habercimiz gibi…
Verilen görevi mi yapmamıştı?
Üst görevlileri mi zor durumda bırakmıştı?
Say sayabildiğin kadar ‘olumsuz’ davranışları ve yasa maddelerini…
Onlardan biri değildi…
Söyleyeyim şaşırın:
Hadsizliği şuydu:
‘Kedi sevmek!’
Ağzından dinleyelim:
“Önce insan’ diyenler tarafından işinden edilen emekçi bir kadın.
Suçu Allah henüz bana anneliği nasip etmedi, ben de, ‘yaratıp emanet ettiklerine anne oldum’ demesi.
@isilacikkar için ceza değil ödüldür.
Tarihte utançla anılacak olanlar bir kadını işinden edip ekmeği ile oynayanlar olacak
‘Gazetecilik suç değildir’ diyorduk, şimdi ne diyeceğiz?
‘Vicdanlı olmak, sevgi dolu şefkatli olmak, merhametli olmak suç değildir’ mi diyeceğiz?
Bir kadını hedef göstermek ekmeği ile oynamak suç…”
Destekçiler şöyle diyor:
“Işıl Açıkkar Yalnız Değildir, TRT bizlerin vergisi ile bir emekçiyi işinden edemezsiniz!…”
Daha açık ve net yazayım:
“TRT Spikeri Işıl Açıkkar, ‘Anneler Günü’ konuşmasında kullandığı ‘Patili annesiyim!’ ifadesi nedeniyle Anneler Günü’nde işinden kovuldu…”
Hepsi bu kadar…
Umarım Yönetim Kurulu üyelerinden bazıları ‘Bu olamaz!’ der ve şu ana kadar tanıyıp, bilmediğim spiker kardeşimiz Işıl Açıkkar görevine iade edilir.
Bir iki kişinin isteği nedeniyle hiç kimse görevinden alınmamalı…

*- SON İNSAN
Az önce naklettiğim olaya tepkilerden söz etmiştim.
İşte örneklerden biri ve tanıyanı:
Gökçen Ayhan Tanrıkulu; Ben de, hem 12 yaşında bir kız çocuğu annesi, hem de bir patili annesiyim.
Bunu söylemekten gocunmuyorum.
4 aylık bir kedimiz var ve ‘keşke daha önce bu sevgiyi tatsaymışız’ diyorum.
Anne olmak için, illaki doğurmak değil, sana emanet edileni sevgiyle doyurmak önemli olan…
Mehmet Fatih Durak: Işıl benim çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir arkadaşım.
Işıl’ı bir tanısanız nasıl hayran olacağınıza şaşarsınız.
Mükemmel bir kalbi, vicdanı ve kişiliği var.
Bugüne kadar yıllardır, hasta, muhtaç, engelli ve zor durumda olan canlara, elinden geldiğince, hiçbir kimseden tek lira yardım almadan kendi gücüyle tedavisini yapıp, sahiplendiren bir melektir Işıl.
Bu adaletsizliği hak edecek en son insandı.”

*- MAHALLENİN DELİSİ İDİ
Köylüler ona ‘deli’ diyordu ve taş atıyordu… Ta ki bir general, onun aslında Türkiye’nin ölü sanılan kahramanı olduğunu keşfedene kadar.
‘Görmüyor musun, deli?
Çekil oradan!
Subaylar geliyor.
Kenara çekil!..’
Kasabanın meydanında, bir çöp konteynerinin yanında oturan adam başını yavaşça kaldırdı.
Saçları birbirine karışmış, sakalı uzamış, giysileri yırtık, ayakları toz içindeydi.
Halk onu ‘bayrak delisi!’ diye tanıyordu; çünkü her askeri birlik, jandarma devriyesi ya da meydandaki tören gördüğünde ayağa kalkar, elini alnına götürür ve çatlamış bir sesle bağırırdı:
“Türkiye asla teslim olmaz!”

*- ACIMASIZLAR
Çocuklar onunla dalga geçerdi.
Bazı yetişkinler dükkânlarından kovardı.
Daha acımasız olanlar ise taş ya da meyve kabuğu atardı.
Kimse onun adını bilmezdi.
Kimse nereden geldiğini merak etmezdi.
Herkes için o sadece kaybolmuş bir adamdı; Güneydoğu Anadolu’da küçük, sıcak ve tozlu bir kasaba olan Yıldıztepe sokaklarında yaşayan bir evsizdi.

*- BU NE ÖFKE
O gün, öğleden sonra saat ikiye doğru, meydan kalabalıktı.
Limonata satanlar tezgâhlarını bağırarak tanıtıyordu.
Dolmuşlar korna çalıyordu.
Hava; nar, toz, egzoz ve taze pişmiş simit kokuyordu.
Eski belediye saatinin yanında, sebze satan Mehmet Usta kasalarını düzenlerken o adama öfkeyle bakıyordu.
Adam uzun süre yere düşmüş çürük bir inciri izledi.
Açlıktan kıpırdamak istiyordu ama önce tereddüt etti.
Sonunda elini uzattı.
‘Hey!’diye bağırdı Mehmet Usta, ‘Dokunma ona! Defol buradan!’
Adam irkildi ama kızmadı.
Zorla ayağa kalktı.
Bir anda dikleşti, topuklarını birleştirdi, göğsünü kaldırdı ve elini alnına götürdü:
‘Emredersiniz komutanım!’ diye kısık ama net bir sesle söyledi;
“Düşman hattı geçemeyecek!
Sonuna kadar savunacağız!..”

*- ŞAKA DEĞİL
Meydandaki gençler kahkaha attı.
Bakın yine başladı asker rolüne!
Birisi yerden küçük bir taş aldı.
‘Belki bu onu uyandırır!?..’
Taş adamın alnına çarptı.
İnce bir kan izi yüzünden aşağı aktı.
Ama adam hareket etmedi.
Eli hâlâ selamda, gözleri uzak bir noktaya sabitlenmişti.
Sonra bir şey dikkatini çekti.
Belediye saat direğinde, geçen yılki 29 Ekim kutlamalarından kalma küçük bir Türk bayrağı asılıydı.
Yıpranmış, kirli ve neredeyse düşmek üzereydi.
Rüzgâr onu hüzünle sallıyordu…”
Sonra ne mi oldu?
Belirttiğim adrese bir komutanımız geldi.
Bayrağımıza selam veren bu kimsesiz insanımıza selam durdu.
Elinden tuttu, elini ve yanaklarını öptü.
Bu vatan sana minnettardır, dedi.
Herkesin şaşkın ve utanç dolu bakışları sırasında, ‘Biz seni yalnız bırakmayız, kahramanımız…’ diyerek güvenli ellere, yerlere götürdü.

*- YİNE DE UMUYORUM
Ortalık yangın yeri, kapanan işyerleri, işsiz kalan sayısız insan.
Çarşı pazar esnafı perişan, alışveriş yok.
Kiralar ateş pahası vatandaş müthiş bir yaşama tutunma mücadelesi veriyor.
Fileler dolmuyor, karınlar doymuyor.
Yalnızca hayat pahalılığı değil insanımızın belini büken. Adalet, eğitim, sağlık, ulaştırma, enerji neresinden tutarsanız elinizde kalıyor.
Bunlarla ilgilenileceğine yöneticiler ne yapıyor, nelerle uğraşıyor.
Ben söylemek istemiyorum…
Umarım yine hizmet insanlarımız için olur.
İşsizlik ortadan kalkar, ekonomi düzlüğe çıkar.
Şikayetler iyice azalır…
Ne emekliler, ne de aile reisleri çocukları, torunları karşısında mahcup olmazlar…

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

ENGELSİZLERE KARŞI!.. YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir