Daktilodan Yapay Zekâya… Gazetecilik Nereden Nereye?

Sosyal Medyada Paylaş

50 Yıllık Bir Gazetecinin Gözünden
Tahsin TUNA,
24 Temmuz… Basında Sansürün Kaldırılışı’nın yıl dönümü…
Benim için ise sadece bir Basın Bayramı değil; yarım asırlık meslek hayatımın muhasebesini yaptığım özel bir gün.
1977 yılında gazeteciliğe başladığımda ne bilgisayar vardı, ne internet, ne cep telefonu… Haber; emekti, sabırdı, alın teriydi.

Gazeteyi hazırlamak başlı başına bir sanattı.
Kurşun harflerin kasalardan tek tek dizildiği, mürettiplerin satırları oluşturduğu, galelerin alındığı, tashihlerin yapıldığı, çinko klişelerin hazırlandığı, forma bağlanıp tipo makinelerinde baskının yapıldığı günleri yaşadım.

Sayfa sekreterlerinin cetvel, rapido kalem ve çini mürekkebiyle milim milim çizgi mizanpaj yaptığı, bir başlığın yerini değiştirmek için bile saatler harcandığı dönemlerin tanığı oldum.

Muhabir olarak haberimi daktiloda yazıyor, karbon kâğıdıyla çoğaltıyor, teleksle, telefonla ya da daha sonra faksla gazeteye ulaştırıyordum.

Fotoğraflar siyah-beyaz filmle çekiliyor, karanlık odada banyo ediliyor, en iyi kare büyük bir titizlikle seçiliyordu.
Sonra teknoloji değişmeye başladı.
Bilgisayarlar geldi ama bugünkü gibi değildi. Sayfaları siyah-beyaz yazıcılardan çıkarıyor, fotoğraflar renkli basılamadığı için her fotoğrafın tramlı klişesini hazırlatıyor, onları tek tek kesip sayfalara monte ediyorduk.

Ardından film çıkışları, montaj masaları, asetatlar, ofset kalıpları ve CTP sistemleri hayatımıza girdi. Ventura, PageMaker, QuarkXPress, CorelDRAW ve Photoshop ile sayfa yapmayı öğrendik. Dijital fotoğraf makineleri, internet ve e-posta ise gazeteciliği bambaşka bir noktaya taşıdı.

Bugün ise yapay zekâ çağındayız. Haber saniyeler içinde hazırlanıyor, fotoğraf üretilebiliyor, video oluşturulabiliyor, canlı yayın cep telefonundan yapılabiliyor. Gazeteci artık aynı anda muhabir, foto muhabiri, kameraman, editör ve yayıncı olmak zorunda.

Ben bu mesleğin sadece haber yazmayı değil; dizgiden mizanpaja, klişeden montaja, film banyosundan ofset baskıya, daktilodan bilgisayara, teleksten internete, analog fotoğrafçılıktan dijital yayıncılığa kadar her aşamasını yaşayarak öğrendim.
Elli yıl boyunca değişen sadece teknoloji oldu.

Değişmeyen ise gazeteciliğin özüydü.
Çünkü iyi gazetecilik; en son teknolojiyi kullanmak değil, doğru haberi bulmak, doğrulatmak, kamu yararını gözetmek ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.

Bugün geriye baktığımda, daktilonun tuş seslerinden yapay zekânın dijital dünyasına uzanan büyük bir dönüşüm görüyorum. Ama o yolculuğun en değerli sermayesi ne kullandığım makineydi ne de teknoloji…
En büyük sermayem; güvenilir olmak, tarafsız kalmak ve meslek onurundan taviz vermemekti.

Bu duygu ve düşüncelerle, gecesini gündüzüne katarak halkın haber alma hakkı için emek veren tüm meslektaşlarımın 24 Temmuz Basın Bayramı’nı kutluyor, aramızdan ayrılan basın emekçilerini saygı ve rahmetle anıyorum.

Daktilolar sustu, kurşun harfler tarihe karıştı, matbaalar dijitalleşti, yapay zekâ hayatımıza girdi… Ama gazeteciliğin vicdanı hâlâ en güçlü baskı makinesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir