Plastik sorunu sandığımız kadar uzakta değil.
Günlük hayatımızda kullanıp attığımız plastikler zamanla mikro plastiklere dönüşerek suya, toprağa ve besin zincirine karışıyor.
Üstelik mikro plastikler yalnızca doğada değil, soframızda da karşımıza çıkıyor. İçtiğimiz suda, deniz ürünlerinde, tuzda ve farklı gıdalarda mikro plastik parçacıkları olduğu biliniyor.
Yani plastik kirliliği gündemimizde olmasa bile hayatımızın içinde.
Farkında olmadan maruz kaldığımız bu parçacıkların insan sağlığı üzerindeki etkileri ise bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam ediyor.
Bu nedenle plastik meselesi yalnızca çevreyle ilgili değil, doğrudan kendi sağlığımızla da yakından ilgili.
Tek kullanımlık plastikleri hayatımızdan çıkarmak sağlığımıza da sahip çıkmak demek.
Günün haberi ve bilgisi bu kadar.
*- İZMİR’E GELİYOR
Bugün gerçek emekçi habercilerden ve ne şartlarda çalıştıklarına bir örnek vermek istiyorum.
Daha sonra da kendimden bir örnek vereceğim izninizle.
Önce sözü, çoktandır sesi soluğu çıkmayan, bu da ‘Nasıl olur?’ diye düşündüren Halil İbrahim Hüner’e vereceğim.
Ne günlerden, ne günlere geldiğimizin bir örneği…
Foto Muhabirliğinden tanınan Halil İbrahim Hüner anlatıyor:
”Demokrat İzmir Gazetesi’nde çalışıyorum.
Yıl 1978…
Haber Müdürüm, sabah toplantısında ‘’Bugün İzmir’e Kültür Bakanı geliyor, sen izleyeceksin’’ dediğinde paniklemiştim.
Yaşım çok genç ve siyasi muhabirlikte hiç tecrübem yoktu.
İzmir Valiliği ziyaretinin ardından bakan takibine başladım.
Parti İl Başkanlığı, Kültür İl Müdürlüğü’nü ziyaretin ardından öğle yemeğine geçildi.
Şimdiki gibi cep telefonları, diz üstü bilgisayarlar yok.
Belediye otobüsü ile Konak’taki gazete binasına geçtim. Siyah beyaz filmleri yıkadım, kururken notlarımdan haberi yazdım.
Müdürüm İskender Dinsel ‘Biz haberi düzeltiriz, sen öğleden sonraki programa yetiş’ diye tembihledi…
*- ARAÇSIZ BÜROLAR
İzmir’de o dönemde gazete bürolarının tamamının özel aracı yok.
Muhabirler göreve genellikle belediye otobüsü ve minibüslerle giderdi.
Valilik, bu ziyaret için gazetecilere bir araç tahsis etmişti.
Kültür Müdürlüğü’nün İzmir’de restorasyonuna başladığı tarihi yapılar, binalar gezildi, ödeneklerin yeterli olup olmadığı konuşuldu, bir yıl sonranın programına alınması önerileri not edildi.
Biz gazeteciler her yerde fotoğraf çekiyor, notlar alıyorduk.
İzmir’in kültür envanteriyle ilgili önemli bilgilere ”ilk ağızdan ulaşmış ve ilk kez duymanın hazzını yaşamıştım”.
Gezinin son duraklarında bakanın yanına yanaşıp ‘Efendim, ben Demokrat İzmir Gazetesi Muhabiriyim. Sizinle özel bir röportaj yapmak istiyorum’ dedim.
Genç ve çok samimi Bakan, ‘Çok üzgünüm ama program çok sıkışık, Ankara uçağına yetişmek durumundayım.
Sizi Ankara’da ağırlasam, olur mu?’ diye yanıtladı.
*- İZİN ALINCA
Gerçek emekçi Foto Muhabiri Halil Hüner anlatımını sürdürüyor:
“Yanından birileri benim ismimi ve gazetenin telefon numaralarını aldı.
Elimde ertesi gün için güzel fotoğraflar ve bütün programı izleyen muhabirlerle aldığım bilgiler vardı ama, özel haber yapamamanın üzüntüsünü yaşıyordum.
İki gün sonra masamdaki telefon çaldı.
Karşımdaki kişi ‘Ben Bakanım adına sizi arıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCCD) İzmir- Ankara seferi yapan trende yataklıdan bir yer ayırtmak istiyoruz.
Yarın akşam binip, ertesi sabah Ankara’da sizi ben karşılayacağım.
Programınız uygun mu? Gelir misiniz?’ dedi.
Müdürüme sordum, ‘tamam’’ cevabını alınca ‘’geliyorum’’ diye cevapladım.
Bütün gece, tren yolculuğunda bakana soracağım soruları kağıda döktüm.
*-‘BİZ TAŞRALIYIZ!’
Sabah Ankara Garı, iner inmez ‘’İsmimim yazılı olduğu A4 kağıdını’ tutan kişiye yanaştım. ‘’Benim’’ dedim.
Nazik ve saygılı kişi, müsteşarın şoförü olduğunu, beni garın hemen yanındaki bakanlık binasına götüreceğini bildirerek, araca buyur etti.
Birkaç dakika sonra, bakanlık binasındaydım, hemen makama aldılar.
Sekreteri bakanın sabah toplantısında olduğunu çay veya kahve içiminden sonra beni kabul edeceğini belirtti.
5-10 dakika sonra Bakanın odasındaydım, rüyada gibiydim, İstanbul ve Ankaralı gazetecilere göre biz ”taşralıydık”.
Taşralı ve genç gazeteci olarak heyecanımı gören genç bakan, bütün sıcaklığıyla karşılayarak elimi sıktı ve ‘Buyur otur, şimdi sor bakalım ne istiyorsan?’ dedi.
Notlarımdan soruları yöneltiyordum.
Bakan ‘öğretmen” tavrıyla, yavaş yavaş, tane tane, üstüne basarak rakamlar, sayılar veriyor, yazmamı bekliyordu.
Bütün sorularım bittikten sonra odasında fotoğraflar çektim.
Teşekkür edip ayrılmak isterken ”Hayır bugün bizim misafirimizsiniz Ankara’nın tarihi ve turistik yerlerini arkadaşlarım size gezdirecek, bilgi verecekler.
Tren kalkana kadar bizden kurtuluşun yok!’ diye gülümsedi.
Makamdan dışarı çıktım, bakanlık binasından başlamak kaydıyla servisleri, Ankara Kalesi, Anıtkabir, Etnografya Müzesi, Tarihi 1. Meclis binasını gezdirdiler, öğlen yemeği yedirdiler.
Bakanın makamındaki özel telefonları da yazıp elime tutuşturarak, beni Ankara Garı’ndan uğurladılar…
*- DAĞLAR KADAR
Şimdi televizyonlarda canlı yayınlarda izliyoruz, muhabirlerin sorularına yanıt vermeyen, onları korumalarla itip kalkanları.
Soruları bile önceden yazılı isteyen Bakanları, Başbakanları görünce aklıma hep o bakan gelir…
O genç Bakan 1977 seçimlerinde İzmir Milletvekili seçilen, 1978 yılında dağlara, taşlara ”Karaoğlan” yazılan CHP’nin Bülent Ecevit liderliğinde kurulan 42. kabinede Kültür Bakanı olan Ahmet Taner Kışlalı’ydı.
Nazik, kibar, kültürlü, hoşgörülü, gençlere sevgiyle, saygıyla yaklaşan çok önemli bir aydın ve devlet adamıydı.
18 yıl önce, 21 Ekim 1999 Perşembe günü, Ankara’daki evinin önünde hain bir bombalı saldırıyla yaşamını yitiren, Atatürkçü, Demokrasinin yılmaz savunucusu, gazeteci, öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı birkez daha minnetle, şükranla, özlemle anıyor ve arıyorum… (Halil İbrahim Üner)
Ben Halil’in asıl bazı meslektaşlarımızın durumunu bir sendikacı gözüyle anlatacağını sanıyordum o topu bazı bakanlara attı.
Yorum yapmama gerek yok…
Her şey herkesin gözleri önünde cereyan ediyor.
Ama her zaman söylüyorum, iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batıracağız ki, doğruya yaklaşalım…
*- GECE- GÜNDÜZ
Ben de Yaşar Eyice olarak 1965 yılında Namık Kemal Lisesi öğrencisiyken Demokrat İzmir Gazetesi’nde spor muhabiri olarak göreve başlamıştım.
Okul müsabakaları derken çeşitli servislerde çalıştım bu günlere geldim.
Yazı işleri Müdürü Akın Simav, ‘Sana diğer muhabirlerden daha fazla maaş vereceğiz ama geceleri de kalacaksın’ demişti.
Her göreve her zaman hiç hayır demediğim için Gündüz spor muhabiri, akşamları da Sekreter Erdoğan Özer’le kalıyordum.
(Okul çıkışlarında, zaman bulunca ve çok yorulunca ikinci katta Müsahhih Hasan Tahsin’e ayrılan odadaki yataktan yararlanıyor, bir iki saat uyuyordum. Tabii akşama doğru görevine gelen bu büyüğümüzle ‘Neden yatağı kullandın!’ diye, zılgıt yiyordum…)
Genel Yayın Müdürü ve Başyazar Attila İlhan o günlerde gazeteyi ikimize teslim ediyor, Karşıyaka’daki evine gidiyordu.
Sayfalar, bizim tabirimizle bağlandıktan sonra, o zamanlar bir çizimiyle ‘Dünya Karikatür Birincisi’ olan ve ödülüyle bir matbaa kuran Erdoğan Ağabey de ‘Top sende!’ diyerek beni yalnız bırakıyordu.
Gazeteye haberleri de ben gece mürettibi Murat ağabeyle birlikte koyuyorduk.
Çok atlatma haber yaptım, zamanın çok önemli ve tanınmış isimlerine rağmen.
İşte biri;
*- KABİNE AÇIKLANMASI BEKLENİYOR?
Çoğu kişinin ‘Çoban Sülü’, partililerin ‘Barajlar Kralı’ olarak adlandırdıkları Adalet Partisi’nin genç Genel Başkanı Süleyman Demirel Başbakan oldu.
Ertesi gün kabineyi açıklayacak.
Bütün gazetelerde, kabine ile ilgili çeşitli listeler…
Tabii o ana kadar herkes kendine yakın kişiyi kulis faaliyetleri ile hükümete sokma çabasındalar.
Kabinenin açıklanması sürüyor…
Akşam haberlerini elimde kalem dinliyorum, kabinenin açıklanmasının bir gün sonraya kaldığı verildi.
Sayfayı bekleten Teknik Sekreter Erdoğan Özer’e, ‘Ağabey, bu kabine belli değıil midir?’ diye sordum,
‘Evet!’ dedi.
‘Peki bunu kim biliyor?’ diye yine sordum….
‘Sadece Başbakan Süleyman Demirel ile birkaç kişi…’
‘O zaman kendisini arayalım, listeyi alalım…’ deyince güldü, ‘İstanbul gazetelerinden ve Ankara bürolarındaki kurtlardan bize sıra gelmez…’ dedi.
‘Ben arayacağım!’ dedim, güldü, ‘Hadi canım sende…’ gibisinden laflar etti, sayfa mizanpajına başladı…
Ben de spor servisinin (35 515) numaralı telefonundan Ankara’yı, Başbakanlığı yazdırdım.
Genelde PTT Şehirlerarası Memurlarını tanıyordum, onlar da beni ismen biliyorlardı.
Sanıyorum ‘Hatice’ isimli memur, ‘Ben seni bağlarım’ demişti.
O yıllar telefonla görüşmek büyük sıkıntı idi.
Gün boyu beklenirdi, ama ‘basın ve bizim telefonumuz öncelikli’ idi. ‘acele’ ve ‘yıldırım’ gibi tarifeler bile saatlerce beklerdi, çok fazla ücrete tabii olmasına rağmen.
Telefonun önemini belirtmek için şunu söyleyeyim:
Bir telefon hattın varsa bunu devretmek istersen bir son model araba sahibi olabilirdin.
İleri yaştakiler bunu hatırlayacaklardır.
Lafı uzatmayayım;
*- “BEN BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL!…”
‘Telefona çıkana kendimi tanıttım, genç bir muhabir olduğumu söyledim. Kiminle görüştüğümü sordum.
‘Ben Başbakan Süleyman Demirel ‘ dedi.
Şaşırdım, kulaklarıma inanamadım.
Ne santral ile ne sonradan tanıştığım Özel Kalem Müdürü ya da bir yetkili ile görüşmeden doğrudan bağlanan telefona çıkmıştı, Türkiye’yi idare edecek kişi Başbakan Süleyman Demirel…
Bir yandan, bunları düşünürken, diğer yandan da içerideki odadaki Erdoğan ağabeye bağırıyordum, ‘Başbakan Telefonda’ diye…
İnanmadı…
‘Hadi len” gibi bir şeyler söyledi.
*- ‘AL ELİNE KALEMİ!…’
Ben de ‘Sayın Başbakanım, sayfa bekliyor, Bakanlar listesini bana yazdırabilir misiniz?’ diye sordum..
‘Al kalemi yaz!’ dedi.
Yavaş yavaş yazdırdı, her ismi ve bakanlıkların isimlerini tam bilmiyordum….
Sonunda, ‘Sadece şu bakanlık için iki isim üzerinde duruyorum. Zaten bu nedenle bugün açıklamayı yarına bıraktım’ dedikten sonra, ona da karar verdim, diyerek tüm kabineyi eksiksiz yazdırdı.
Teşekkür ettim.
Erdoğan Ağabeye, ‘Abi, Başbakan Süleyman Demirel bana yarın açıklayacağı Bakanlar Kurulunun listesini verdi’ dedim.
İnanmadı…
Yeminler ediyorum, yalvarıyorum adeta dinletemiyorum.
Sonunda, ‘Madem bu kadar ısrarcısın, kabine listesini tek sütun verelim!’ dedi. Yine yalvar yakar aşağılardan iki sütuna Demokrat İzmir’in sayfalarına koydu…
*-
Ertesi gün Türkiye’de sadece Demokrat İzmir’de Başbakan Süleyman Demirel’in kabinesi, yani bakanlar kurulu listesi yer aldı.
Sadece Hürriyet Gazetesi bize yaklaşmıştı, ‘İşte kabine!’ diye birinci sayfanın manşetinden vermişti. Ama listede bir yanlış isim vardı…
İsteyen araştırmacı arşivleri tarayarak bu yazdıklarımı bulabilir.
Ertesi akşamüzeri, her zaman olduğu gibi benim spor servisindeki işim bitmiş, Attila İlhan’la yan yanayız, yanlarında yapılacakları ve konuşmaları dinliyorum.
Erdoğan Özer, kendine has Burdur konuşmasıyla, ‘Yaşar o kadar ısrar etti , ben ‘ağbicim işim çok dedim, kendisinin sözlerini gerçekçi bulmamıştım’ diyerek hatasını kabul etti.
Ama olsun, aşağıdan çift sütün olarak da haberi koydurtmuş, Türkiye basınını atlatmıştım…’
Şunu da söyleyeyim:
Şimdi Gazeteci Ender Coşkun’un çıkartmaya çalıştığı Demokrat İzmir Gazetesi, iktidara muhalif idi. Cumhuriyet Gazetesi olarak düşünün.
Zaten uçakla ve matrisle gelen Cumhuriyet Gazetesi daha sonraları uzun yıllar Demokrat İzmir Gazetesi matbaasında basılıyordu.
*-
*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK YAKINIMIZDA / YAŞAR EYİCE

