*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

Sosyal Medyada Paylaş

İstanbul ve Marmara bölgesinin köklü gazetelerinden Adem kardeşim Enver Kaya’dan numarasını aldığı telefonla gün boyu aramış…
Nedense son yıllarda telefonla aram çok iyi değil, bunda da iletişimi sağlayıcıların önemli etkisi var.
Evin içinde bile aradığın ya da arayanla sağlıklı görüşebilmen için köşe kapmaca gibi, bir o yana bir bu yana hatta kapıya kadar gittiğim oluyor.
Bu 5G çıktıktan sonra işler iyice çatallaştı.
Neyse!…
Adem kardeşim, herhalde tuttuğunu koparan cinsinden…
Bakmış telefonumu açmıyorum, bu kez sosyal medyada başka sistemleri denemiş…
Gece yarısı, tam 24.00 sıralarında tesadüfen mesajını gördüm:
‘Bizim Anadolu Gazetesinden sürekli aradım ama bir türlü size ulaşamadım…’
Üzüldüm…

Meğer daha büyük bir acı ile karşılaşacakmışım, haberim yok!
Gece 01.00’de ‘Yarın görüşelim!’ diye mesaj geçtim, istemeye istemeye…
Bu saatte kendisini rahatsız etmeye hakkım olmadığını bildiğim için…
Ama bir dakika sonra yanıt geldi, ‘tamam’ diye…
İçimde bir sıkıntı vardı; Neden bu kadar ısrarla aranıyorum, diye…
Sanki içime doğdu:
Ertesi gün, Bizim Anadolu’dan sevgili Adem Kardeşim, ‘Haberin var mı?’ diye sordu…
Babiali’nin usta gazetecilerinden, bana göre Türk Basınının önemli direklerinden usta gazeteci Celal Demir artık aramızda yoktu…
Aniden vefat etmişti…
‘Neden, niçin, nasıl, nerede? Gibi hiçbir soruyu soramadım.
Kabullenemeyeceğim bir olayı sessizce kabullenmiştim…
Aslında içimde feryat etmek geçiyordu…
Benim de o an için hem beynim, hem de sanki kalbim durmuştu…
Efendi, kibar, saygılı ve tam haberci idi…
Haberi adeta koklar ve aklımızdan geçemeyecek bir başlığı atardı…
Bunu herkes beceremez…

Allah vergisi bir şey…
İçimizde böylesine ustalar çok az.,.
Hele zamanımızda yok gibi…
Her gazeteye mutlaka Celal Demir gibi ustalar lazım…
Olmayınca, o ulusal gazetelerin hallerine düşerler, yerlerde sürünürler hem tiraj olarak, hem de haberleriyle…
Çok üzgünüm…
Nurlarda yatsın gerçek gazeteci, usta daha doğrusu duayen Celal Demir…
Hakkında, güzelliklerini anlatacak çok şey var, ama nedense mumya gibi oldum, gözlerim doldu, ruhum sıkıldı, canım bir şeyler yazmamı engelliyor…
Güle güle değerli kardeşim Celal Demir…
Yıldızlar yoldaşın olsun…
Seni çok özleyeceğiz…

*- NE GÜNLERDİ?
Murat Aşan Sakaryalı bir vatandaşımız.
Sigortacı Murat Aşan şöyle diyor:
“Biz sizlerle bir sigorta poliçesi düzenleyene kadar değil, ömür boyu birlikte dost kalmak isteriz.
Ne siz varlıklarınızı kaybedin, ne de biz sizi kaybedelim.
Kazasız belasız sağlıklı günler dileriz…”
Beğendim…
Türkiye’de anladığım kadarıyla sigortacılık gelişti.
Bir zamanlar, ‘en iyisi’ dediğimiz bile sıkıntılı anınızda size yardımcı olmuyor, ödeme yapmamak için bin bir yalan uyduruyorlardı.
Sonunda, ‘Tamam suçlu benim!’ dedirtiyorlardı.
Kendimden bir örnek vereyim:
İstanbul’da Maslak’tan Levent’e doğru gitmeye çalışıyorum.
Yanımda İzmirli bir dostum var.

Dur-kalk sistem böyle.
İstanbul’da yaşayan biliyor, trafik sıkıntısını.
Anadolu halkı ise televizyon, radyo haberlerinden öğreniyor.
Fatih Sultan Köprüsü’nü geçen Anadolu yönünden gelen bir kamyon da dur- kalk ile ara caddeden geliyor ve bize arka kapıdan güm diye çarpıyor.
Yüzde yüz değil, yüzde bir milyon haksız.
Zaten kabul ediyor ve ‘Kusura bakmayın, zaten frenlerde bir sorun var, şantiye şefine söylemiştim!’ diyor.
Zabıt tutuyoruz, fotoğrafları ekliyoruz.
Kaportacı Cemil Usta da ‘haklısınız!’ diyor…
Ama bilirkişi (!) raporu öyle demiyor…
‘Yüzde yüz haksız’ beni gösteriyor.
Yüzde bir bile bana hak tanımamış…
Dev kamyonun tamponunda çizik bile yok…

Bu yüzden, ‘sigorta ödeme yapmadı!’
Yani mağdur olan ben, üzüntüm ve sıkıntımın üzerine bir de bana arka yandan çarpan kamyonun yaptığı hasarın ödemesini yaptım.
Daha önceki yıllara gitsem, ‘Dert babası’ gibi sigortalardan gelen şikayetleri, ‘Şikayetname’ adı altında kitap haline getirmem gerekecek.
Neyse durum şimdi çok farklı…
Geçenlerde hastane çıkışı, aracım yağmur deresine uçacaktı.
Yeni nesil araçların alt kısımlarında önemli parçaları olduğu için, vatandaşların ‘iktirelim, çekelim’ şeklindeki yardım tekliflerini kibarca geri çevirdim.
Sigorta şirketini aradım…
İnanın kısa sürede ‘ahtopot’ adı verilen çekici geldi ve kazasız belasız aracı kaldırarak yola bıraktı…
Bir alo yetmişti, sigorta şirketini arayıp yardım istemem ve anında destek almam…
Bir keresinde, park halindeki son model bir mercedese arkadan çarptım, bir başka araçtan kendimi kurtarmak isterken..
Aracın sahibi kadın sürücü beni teselli etti.
Sigorta eksperi aradı, ‘Parçalar için büyük rakam çıkarmışlar, şüpheye düştüm’ dedi.
Olayı anlattım…

‘Tamam üzülmeyin, hemen imzalıyorum’ diyerek onay verdi.
Yani şimdi ‘yeni nesil’ diyeceğim sigortalarımız ve sigortacılarımıza ‘Helal olsun’ diyorum…
Şunu da ilave edeyim, ne tamircileri, ne de sigortacıları tanıyorum.
Ne de onlar beni tanıyor…

*- ‘MANKEN DEĞİL!’
Bir televizyon programına katılan Almanya’nın ünlü yöneticisi Markell’e sorarlar:
“Niçin hep ayın tip elbiseyi giyiyorsunuz?
Merkel’in yanıtı şöyledir:
“Ben devlet memuruyum, manken değil!
İstesem çok pahalı ve gösterişli elbiselerle gezebilirim.
Ama benim önceliğim bu değil.
Benim tek bir önceliğim var;
Alman halkının; Huzur ve refah içinde yaşayabilmesidir…”
Dikkat edin bakın;
Bu sözlerin belki daha cafcaflısını söyleyen sözde liderler var.

Bir de Tramp gibi ister ‘deli’ ister ‘manyak’ deyin böyleleri…
Mesela Netenyahu’yu tutuklayacağını açıklayan ülkeler var.
Bazılarını sayayım:
Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Macaristan, İzlanda, İrlanda, italya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Slovanya, İspanya, İsveç, İsviçre…
Merak ediyorum, acaba bu şeref hangisine nasip olacak?
Yine merak ediyorum, ‘Sıkar mı?’ acaba!

Bize dönersek;
Türkçülük Türk milletine kayıtsız şartsız sevgi ve sadakattir.
Sadakati Türk Milletine olmayanlar Türkçülüğü bölücülük zannederler.
Sürekli; dedikodu, saldırganlık, acımasızlık ve aldatma konularını işleyen bizim diziler başta gençler olmak üzere hepimizi zehirliyor.
Nedense bunları görmek isteyenler yok gibi.
Yetkililer ise başlarını çeviriyorlar…

*- SELAMLAŞMALAR…
Kimlere selam olsun?
Sayayım mı?
Borç verdiği kişiden istemeye utananlara,
Kuşlar yem yerken, ürküp kaçmasınlar diye, yolunu değiştirenlere…
Elindeki çöpü, çöp kutusu buluncaya kadar elinde gezdirenlere,
Kimse görmediği halde, doğru olanı yapanlara,
Başkaları adına utananlara,
Az ve öz konuşan gönlü güzel insanlara selam olsun!…
Bir de içimizde, sahte gönlü güzeller’ var…
Bunlardan biri de İzmir’de…
Ama önce sabah programından öğrendiğimi nakledeyim:
Adamın fabrikası var…

Yani saygın bir iş adamı…
Ama önce ‘sevgilisi’ de olan çaycı kadını ‘Sıkıntımız var!’ diyerek malını mülkünü sattırıyor.
Yaklaşık bir buçuk milyon lirasına konuyor.
Bu kadarla da kalmıyor:
Bu kez ‘aşçı’ kadının evi olduğunu öğreniyor.
‘Gel seni ortak yapayım!’ diyor.
Kadın evini 2,5 milyon liraya satıyor.,.
Adama veriyor…
Adam yüzsüz…
Nitelikli dolandırıcı…
Ama işlerini ‘oya işler’ gibi örüyor…
Belki başkaları da var…
Bana göre umut taciri…
Belki bunun gibi ne kadar kişi var, kan emenler…

İzmir’de de birini tanıyorum:
‘Maaş ödeyemiyorum, elektrik parasını veremiyorum!’ diyerek çalışanlarını dolandırdı.
‘Sana öderim’ diyerek, kaç aydır maaş almayan ama ‘işsiz kalmaktansa’ ümit olarak bekleyen çalışanlarının elindeki birikimleri aldı.
Bunlar içinde haberciler de var, şoförler, çaycılar ve sekreterler de…
‘Benden habersiz nasıl birikimimizi verirsin’ diyerek karılarını boşayanlar da var…
‘duayen’ gazete sahibi tüm davetlerde ön sırada…
İtibar görüyor…
Bu da zaten kandırmacanın ilk adımı gibi bir şey…
Meğer avukatı ve mali müşaviri ona yolunu göstermişler…
‘İflasını’ gösteriyor, bu arada şirketin adını da belli zaman aralıklarında değiştiriyor…

İşin uzmanı yani…
Vay malı ve parası gidenlere…
Kimsenin de umurunda değil…
Böyleleri nedense hep ilgi ve takdir görüyor, ‘Yaşına rağmen bravo’ diye alkışlanıyor…
Yani insanlara sakın güvenmeyin ve derdinizi anlatmayın…
Bunlar ‘Aldanmasaydı!’ diye arkanızdan gülüyorlar.

*- HER YASAL HAK, HELAL DEĞİLDİR
“Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıydı; çünkü her yasal hak, helâl değildir ve olamaz.
Aslolan, hakkın eda edilmesi olmalıdır; aslolan helalleşmek olmalıdır, helalleşmek olmalıydı.
– Keza, iflas eden kardeşinizin haraç-mezat satışa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir; ama helâl değildir.
– Keza raf ömrünü uzatmak için ekmeğin hamuruna kanserojen madde katan gıda üreticisi, formülü ambalajın üstünde yazdığı sürece suçsuzdur; ama helal değildir.
Örnekleri çoğaltabiliriz.
Ama üzerine alan kaç kişi olabilir?
Bunlarla de iç içe yaşıyoruz…
George Orwell, ‘Evrensel dolandırıcılığın hüküm sürdüğü zamanda gerçeği söylemek, devrimciliktir’ demiş.

Hakikati gören, ‘başkaları farklı düşünüyorlar’ diye onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala hem de alçaktır…
Geçenlerde, Edirne’deki kiliselerde ‘dua’ tartışması çıktı.
Bir kısım Protestan cemaati ayindeki duaların ‘Bulgarca’ yapılmasını istedi, bir kısmı da Yunanca…
Aralarında tartışma çıkınca, kiliseler ibadete kapatıldı.
Bir de bize dönelim:
Kutsal kitabımız Kur’anı ‘Arapça’ okuyup ağlamak isteyenler var.
Bir gün belki bu ‘gözyaşı’ için de bildiklerimi paylaşmaya çalışırım.

Ama şunu unutmayalım:
“Kur’anı anladığınız dilde okuyunuz!
Yüce Allah Türkçe biliyor…
Allah dil değil din gönderdi
Fusillet 44 ibrahim 4 rum 22 sürelerine bakınız…”
Bu sözler de bir din adamımızdan…

 

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

*- ÇOK ÖZLEYECEĞİM / YAŞAR EYİCE

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir