Bir zamanlar Barış Manço şöyle demişti:
“Hayat sevmeyi bilenler için güzeldir.
İyilik en büyük mirastır.
İnsan gönlüyle büyür, sözüyle iz bırakır.
Geriye kalan ise güzel hatıralardır…”
Biraz da din dersi:
“Oku! emri, Okumanın bütün anlamlarını içerir.
Gözle oku, zihinle oku, gönülle oku, Kitab-ı oku tabiatı oku, tarihi oku ve hepsinden öte kendini oku.
Okuyarak oku, düşünerek oku duyarak oku, yaşayarak oku.
Mustafa İslamoğlu’ne teşekkkkürler…
*-SINAV SİSTEMİ
Her yıl yüz binlerce çocuk, geleceğinin birkaç saatlik bir sınavın sonucuna bağlı olduğu düşüncesiyle uzun ve yorucu bir hazırlık sürecine giriyor.
Sınavlar elbette eğitim sisteminin bir parçasıdır; ancak bir çocuğun potansiyelini, karakterini, hayallerini ve gelecekteki başarısını tek başına ölçemez.
Ne yazık ki zamanla amaç öğrenmekten çok sınav kazanmak hâline geliyor.
Çocuklar bilgi edinmenin heyecanını yaşamak yerine, daha fazla soru çözmeye ve daha az hata yapmaya odaklanıyor.
Oysa gerçek yaşam; ezberlenen bilgilerden çok, problem çözme becerisi, iletişim kurabilme, yabancı dil kullanabilme, sorumluluk alabilme ve değişen koşullara uyum sağlayabilme yetkinliklerini gerektiriyor.
*- YAŞANMAMASI GEREKİR
Sınav odaklı yaşam, birçok çocukta yoğun stres, başarısızlık korkusu, özgüven kaybı ve tükenmişlik hissi oluşturabiliyor.
Özellikle ergenlik döneminde yaşanan bu baskı, yalnızca akademik başarıyı değil; çocuğun psikolojik ve sosyal gelişimini de etkileyebiliyor.
Birkaç yanlış cevap yüzünden kendini yetersiz hissetmek, yıllarca verilen emeğin boşa gittiğini düşünmek ve geleceğe dair umudunu kaybetmek, hiçbir çocuğun yaşaması gereken duygular değildir.
*- ANALITIK DÜŞÜNCE
Oysa her çocuğun öğrenme biçimi, ilgi alanı ve gelişim hızı farklıdır.
Kimi akademik alanda, kimi sanatta, sporda, teknolojide ya da sosyal becerilerde öne çıkar.
Eğitim sisteminin görevi bu farklılıkları ortaya çıkarmak olmalıdır; tek bir sınavla hepsini aynı ölçüye göre değerlendirmek değil.
Bugün dünya hızla değişiyor.
Üniversiteler ve iş dünyası artık yalnızca diploma ya da sınav puanına bakmıyor.
Birden fazla dil bilen, farklı kültürlerle çalışabilen, analitik düşünebilen, ekip içinde sorumluluk alabilen ve bağımsız hareket edebilen bireyler ön plana çıkıyor.
Geleceğin başarısı, sadece sınav performansıyla değil; yaşam becerileriyle şekilleniyor.
Bu nedenle ailelerin kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Çocuğum sadece bir sınava mı hazırlanıyor, yoksa hayata mı hazırlanıyor?”
Bazen en doğru karar, aynı yolda daha fazla zorlamak değil; çocuğun potansiyeline uygun yeni yolları cesaretle değerlendirebilmektir. Çünkü önemli olan tek bir sınavı kazanmak değil, çocuğun hayatı boyunca mutlu, üretken ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olmasını sağlamaktır.
İşte bu bakış açısıyla, alternatif eğitim modellerini değerlendirmek artık bir tercih değil, geleceğe yapılan stratejik bir yatırım hâline gelmiştir.
*- ‘KALEMİNİZE SAĞLIK’
Canan Akyüz yazı ve yorumlarına, Almanca, ‘Her şeyi anlıyorum ama konuşamıyorum’ cümlesiyle bu cümleyle başlıyor, her nedense,,,
Merak ettim, neden?
Almanca öğretmeni olduğunu ve genelde tüm öğrencilerinin kendisine aynı cümle ile geldiklerini belirtiyor..
Sonunda kendisin de bunu anlatabilmek için paylaşmayı seçmiş,
Neyse bu kısmı gülle ve uzun atlamacı ve bunlara ilaveten 100 metreci Nüvit Belevi’ye bırakalım…
Acaba kendisi de Almanca konuşur ya da bir zamanlar öğrenirken, Muharrem Öğretmenimizi bu soru ile yaklaşmış mıdır?
Ya da içinizde yabancı dile okur ya da öğrenirken Canan Akyüz öğretmenimize olduğu gibi, ‘Her şeyi anlıyorum ama konuşamıyorum!’ dediniz mi?
Bu cümle bana siyasileri ya da siyasetle ilgilenenlerin bazılarını anımsattı, ‘Her şeyi biliyorum ama konuşamıyorum!’ dediklerini…
Bir tipler var, onlara her dönemde rastlarız:
‘Beni kızdırmasınlar, bildiklerimi söylersem, kıyamet kopar!’ gibi laflar ederler..
Aslında bir hiçtirler, söyledikleri de ‘palavradan’ ileriye gitmez…
Şimdi yine sözü Canan öğretmenimize veriyorum, önceki yazı ile ilgili yorumuna dikkat çekmek için veriyorum;
“Çok değerli bir paylaşım.
Özellikle şu cümle üzerinde düşündüm:
“Çocuğum sadece bir sınava mı hazırlanıyor, yoksa hayata mı hazırlanıyor?”
Son yıllarda yalnızca üniversitelerde değil, uluslararası dil sınavlarında da bilgi tek başına yeterli görülmüyor.
Artık iletişim kurabilme, farklı bakış açılarını anlayabilme, eleştirel düşünebilme, ekip içinde iş birliği yapabilme ve problem çözebilme gibi sosyal yetkinlikler de en az akademik bilgi kadar önemseniyor.
Belki de geleceğin en önemli sorusu şu olacak:
Çocuklarımız doğru cevapları ezberliyor mu, yoksa doğru soruları sormayı öğreniyor mu? Çünkü öğrenme, çoğu zaman cevabı bilmekten değil; merak etmeye devam etmekten başlıyor.
Kaleminize sağlık…!
Şunu da ilave edelim:
“Almanca öğrenmek başka, Almanca konuşmak başkadır!

