Mustafa Oruç Emekli Deniz Subayı…
Televizyon haberlerinde izlemişsinizdir, “Türkiye–Pakistan–Suudi Arabistan Ortak Savunma Anlaşması” yapıldı.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, son günlerde “NATO’ya alternatif bir askeri blok mu kuruluyor?” tartışmasını beraberinde getirdi, işte Deniz Subayımız Mustafa Oruç bu konuda önemli bir yorum yaptı.
Dinleyelim:
“İletişim Başkanlığı, ‘NATO’ya alternatif bir askeri blok mu kuruluyor?” iddialarını açık biçimde reddetti.
Anlaşmanın NATO’nun 5. maddesiyle çelişmediği ve NATO’ya rakip bir askeri ittifak oluşturmayı hedeflemediği, üçüncü bir ülke veya bloğu hedef almadığı, amacın savunma sanayii iş birliği, askeri eğitim, teknoloji paylaşımı ve bölgesel istikrar olduğu belirtildi.
Yalnız anlaşmanın çekirdek hükmü göz ardı edilemeyecek kadar somut:
Üç devletten birine yönelik silahlı saldırı, üçüne birden yapılmış sayılıyor.
*-SALDIRIYA SALDIRI HESABI
NATO’yu NATO yapan şey Madde 5’in kendisi değil, 75 yıllık entegre komuta yapısı, ortak tatbikat takvimi ve kurumsal hafıza.
Mekke Anlaşması’nda henüz böyle bir icra mimarisi (kalıcı karargâh, entegre komuta) görünmüyor.
Şu an için siyasi irade beyanı ve ikili protokoller olarak başlıyor.
Bu tip anlaşmaların tarihi zayıf noktası tam burada:
Kriz anında saldırıya saldırı hükmünün fiilen tetiklenip tetiklenmeyeceği, kurumsal mekanizma değil siyasi karar vericilerin o günkü hesaplarına bağlı kalıyor.
*- KONU; SAVUNMA İŞBİRLİĞİ
Bu yapı, klasik anlamda bir askeri ittifaktan ziyade savunma iş birliği ağı oluşturuyor.
Üç ülke üç farklı tedarik ekosistemine bağlı.
Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesi bu üç farklı ekosistemi birbirine bağlayan adaptör rolü oynayabilir.
Ama bu, otomatik değil, aktif bir entegrasyon yatırımı gerektirir.
Pakistan açısından;
Pakistan için Türkiye, Batı teknolojilerine tamamen bağımlı olmayan ancak NATO standartları ve sistemleriyle de çalışabilen önemli bir teknoloji ortağı.
Deniz platformları, insansız sistemler, hava savunma, elektronik harp ve füze teknolojileri gelecekteki işbirliğinin öne çıkabilecek alanları arasında.
Suudi Arabistan açısından;
Riyad ise yalnızca silah satın alan bir ülke olmak istemiyor.
Savunma sanayiinde yerelleştirme, ortak üretim ve teknoloji transferi arıyor.
*- ORTAK ÜRETİM
Bu nedenle Türkiye–Suudi Arabistan ilişkilerinin önümüzdeki dönemde sadece satış anlaşmalarından çıkarak ortak üretim ve teknoloji geliştirme projelerine dönüşmesi daha önemli olabilir.
Eğer bu mekanizma zaman içinde Katar, Azerbaycan, Endonezya veya başka dost ülkeleri de kapsayacak şekilde genişlerse ortaya klasik bir NATO alternatifi değil, Türkiye merkezli daha geniş bir savunma işbirliği ağı çıkabilir.
Türkiye NATO içerisinde kalırken, NATO dışındaki ülkelerle ne kadar güçlü ve bağımsız bir savunma ekosistemi oluşturabilir?
Bence Mekke Anlaşması’nın stratejik önemi tam olarak burada yatıyor.”
*- KURNAZLIK SAYILIR MI?
Madem önemli bir anlaşmayı konu ettik, önceleri paylaştığım ve bir iki toplantıda konu ile bağlantılı olduğu için anlattığım bir fıkrayı tekrar paylaşayım:
“Yahudi asıllı bir Rus, İsrail’e göçme iznini alır.
Çıkışta, Ruslar bagajını denetlerken elbiselerin arasında Lenin’in büstünü bulurlar…
– Bu nedir?
Yahudi:
– “Bu nedir?” sorusu yanlıştır yoldaş! “Bu kimdir?” demeniz gerekirdi!
Bu Lenin’dir, sosyalizmin temellerini atan, Rus halkına iyilikler getirendir. Ben de bunu ‘bereketli günlerin anısı!’ diye yanıma aldım… “
Etkilenmiştir Rus görevli:
– Tamam, geçebilirsiniz!
Tel Aviv Havaalanı’nda gümrük memuru büstü görür ve sorar:
– Bu nedir?
Yahudi:
– “Bu nedir?” sorusu yanlıştır Paşam! “Bu kimdir?” demeniz gerekirdi!
Bu Lenin’dir.
Bu deli cani yüzünden Rusya’yı terk etmek zorunda kaldım!
Yanıma aldım ki her gün ona bakıp bakıp lanet okuyayım!
Etkilenmiştir İsrailli görevli:
– Tamam, geçebilirsiniz!
Adam evine gelir, büstü büfenin üstüne koyar, gelişi nedeniyle de akrabalarına davet verir.
Yeğenlerden biri sorar:
“Bu kimdir?”
Yahudi:
– “Bu kimdir?” sorusu yanlıştır kuzum! “Bu nedir?” demen gerekirdi!
Bu, on kilogram, yirmi dört ayar altın, vergisiz, gümrüksüz, üstelik KDV’siz!!!”
KISSADAN HİSSE:
Siyaset, aynı şeyi herkese farklı anlatarak inandırma sanatıdır..!!!
Bu fıkrada olduğu gibi…
*- HAFTA SONLARI!
Kaan Gültekin hafta sonunu bugüne kadar görmediğim, okumadığım bir şekilde ele almış…
Beğenmekten çok, ilginç ve güzel bir düşünce olarak algıladığım için paylaşmayı uygun gördüm:
“Eskiden hafta sonlarını sadece şarj olma seansı olarak görürdüm.
Cuma akşamı kontağı kapat, pazartesi sabahı tekrar marşa bas.
Ama fark ettim ki, koltukta saatlerce hareketsiz kalmak insanı dinlendirmiyor, aksine paslandırıyor.
Zihin durmuyor çünkü.
Arka planda hâlâ açık kalan sekmeler gibi sizi yormaya devam ediyor.
*- ASIL O ZAMAN
Şunu anladım ki dinlenmek, hiçbir şey yapmamak demek değilmiş.
Mesele odağı değiştirmek.
Telefonu diğer odada şarja takıp, kahvaltıyı acele etmeden, saat baskısı olmadan yapmak mesela.
Ya da kulaklıkta bir podcast olmadan, bir şeyler öğrenmeye çalışmadan, sadece etrafı izleyerek yürümek.
Zihni sürekli “input” almaya zorlamadığınızda, asıl o zaman nefes alıyor insan.
Bu iki günü, pazartesiye hazırlık süreci gibi görmeyin.
Kendinize ayırdığınız, hiçbir şeye yetişmek zorunda olmadığınız alan olarak koruyun.
Pazartesi sendromunu yenmenin yolu pazar akşamından değil, hafta sonunu nasıl karşıladığınızdan geçiyor.
Siz ne düşünüyorsunuz, hafta sonu nasıl geçmeli?”
*- MIRILDANIRSANIZ OLUR…
Atalay Ergezen’in de belirttiği gibi, insanın, her gün üç zafere ihtiyacı var!
Birincisi;
Fiziksel bir zafer: Yürümek, koşmak, ağırlık kaldırmak, yüzmek, bisiklete binmek…
İkincisi;
Zihinsel bir zafer: Okumak, yazmak, yaratmak, öğrenmek…
Üçüncüsü;
Ruhsal bir zafer: Dua etmek, meditasyon yapmak, incelemek, gelişmek…
“Bunlara odaklanmayı dene!” diyenler var…
Sevgili Atalay’ın önerisi çok daha basit ve kolay:
Ekmeği unutun, acıkınca sebze ve meyve yiyin, erken kalkın…
Yorgunluğunuzun gittiğini, daha canlı ve güçlü olarak kendinizi hissedeceksiniz.
Mutlaka kaliteli bir bisiklet sahibi olun…
Belirttiğim gibi kendinizi zinde ve güçlü hissedeceksiniz…
Şarkı mırıldanmayı da alışkanlık haline getirin…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi…
“Ne olduğun, ne giydiğinden çok; nasıl yaşadığınla belli olur.”
*-
*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE

*- BİRİMİZ, HEPİMİZ!… / YAŞAR EYİCE
